duyu organlarıyla algılanmış olan nesnenin somut ya da Giriş düşünsel kopyası olarak tanımlanabilir.
Yaşamımızda karşılaştığımız her nesne, bir görselliğe sahiptir. Bu görsellik, insanla buluştuğu andan itibaren Görme eylemini detaylı olarak anlatacak olursak. etkileşim başlayacaktır. İnsan fizyolojisiyle sağlıklı bir Nesneden gelen iletilerin bir görüntüsü göz aracılığıyla biçimde yürüyen bu etkileşimde, beynin katılımıyla retina üzerinde belirir. Retinada beliren nesnenin duyum, bilme, öğrenme, tanıma, vs. eylemleri görüntüsü daha sonra beyinde görme korteksine iletilerek gerçekleşecektir. Bu çalışmanın temel anlatımı görsellik görme duyusu yaratılır. Bu bölüm başımızın arka üzerine kurulmasına karşın, algı, sadece görmeyle tarafındaki bölümdür. Bu bölgede görme ile ilgili bölge gerçekleşmemektedir. Özellikle beş duyunun katılımıyla görme ilişkilendirme alanı olarak tanımlanmıştır. Bu alan alınan her türlü ileti, algı için birer veri oluşturmaktadır. beynin görme ve görsel hafızayla ilgili olan bölümdür. Bunun önündeki alan ise, tüm duyu organlarından gelen Görsel tasarım alanında asıl farkındalığımız bakma ile duyuların birleştirildiği duyu birleştirme alanları olarak görme arasında olmaktadır. Bakma, en genel açılımıyla, tanımlanmaktadır. Görme korteksine gelen duyumlar varoluşlardan gelen her türlü bilginin bir biçimde anlamlandırılır. Önceki bilgilerle bir çakışma olmaz ise, fizyolojik olarak gerçekleşmesi olarak kabul edilebilir. beyne gelen uyarılara ait görsel bilgi benzetme ve Görme ise, varoluşlardan gelen verilerin zihinde çağrışım yöntemleriyle tanımlanmaya çalışılır. Eski değerlendirilmesi ve kullanılmasını kapsamaktadır. deneyimlerden yola çıkılarak gerçekleştirilen bu işlemde Görmede dikkat, farkındalık ve istek vardır. Bakma ve karşılaştırma önemli bir rol oynamaktadır. Görsel bilgi görme arasındaki önemli farklılık ise, anlam açısından beyinde benzetme ve çağrışımla yakınlık duyulan oluşmaktadır. Varoluş, hem bütünüyle hem de öğeleriyle imgelerle yaratıcı bir tarzda kaynaştırılmaya çalışılır. Yeni birlikte, algılayan kişi için anlam ifade etmektedir. formun tanımlanması, bu imgelerin beyinde oluşturduğu
izlerle gerçekleşir. Yeni form ilgi çeker, şaşırtır ve merak Algı, Görsel Algı ve Algılama uyandırır. Gerekirse soru sordurur ve öğrenmeyi sağlar. Algının oluşabilmesi için öncelikle insan ve insanın Sonuçta ise, yeni form daha sonra kullanılmak üzere, fizyolojik özelliklerine gereksinim vardır. Ancak, sadece nesnelleşerek bilgi paketi biçiminde beyinde depolanır. insanın varolması algının oluşması için yeterli değildir. Algılayan kadar algılananın da varolması gerekmektedir. Kısaca, her birey, baktığı alandan aldığı görsel duyumları, Varoluşlar her ortamda bir şekilde varlardır. Ancak görme sinirleri yoluyla beyne iletir. Beyin, imge ve bunların algılayan, yani insan, tarafından bilinebilmesi çağrışım sonucu, daha önceden elde edip kodladığı bir için öncelikle onu görmesi gereklidir. bilgiye benzetip ilişkilendirir. Bu görsel algının nesnelleştirilmesidir. Algıda elde edilen her bilgi, simgesel Işık, görme eylemi için ön koşuldur ve yaşanılan çevrede ve kavramsal olarak depolanıyorsa nesnelleşmiş demektir. varoluşların görülebilmesini sağlayan en önemli etkendir. İmge beyinde, aynı zamanda temel tasarım öğeleri olan, Bilinçli ya da bilinçsiz, varoluşlardan gelen iletiler, yani nokta, çizgi, leke olarak da tanımlanırlar. Form ve formun bilgi paketleri, bireyler tarafından görülmektedir. Algı ve öğeleri de bu tanımlamaların bir parçasını oluşturmaktadır. algılama için gerekli olan ön koşul böylece gerçekleşmiş Beyinde paketlenen (depolanan) her imge, yeri geldiğinde olur. kullanılmak üzere bilgiye dönüşür. İşte, bu bilgilerin
Algı yardımıyla duyum yoluyla beyne gelen imgelerin toptan kavranmasına algılama denir. Algı, içten ve dıştan gelen uyarıcıların duyumlar aracılığıyla anlamlı hale getirilmesi olarak tanımlanır. Duyum ile algı arasında ise üç fark olduğu kabul İstemli ya da istemsiz olarak başlayan bakma ve görme, edilmektedir. insanın algılama, bilme, anlama ve anlamlandırma 1. Duyum, fizyolojik bir olaydır ve basit bir süreci süreçlerini gerçekleştirmektedir. Bu süreçler, anlık ifade eder. Algı ise karmaşık bir takım süreçlerin saliselerle süregelen bir dizi biyolojik ve fizyolojik sonunda oluşan psikolojik bir eylemdir. tepkimelerdir. 2. Duyum için gerekli olan, nesneden gelen bilgiler Formlardan yansıyan ışınlar, yani görüntüler, duyu organı ayrı ayrı değerlendirilebilir. Ancak, algıda göz tarafından beyne yollanır. Buna duyum denir. formlardan gelen uyarıcılar bir bütündür ve bütün Duyumun beyinde yarattığı ilk etki, imgeler, diğer bir olarak değerlendirilir. deyişle, görsel bilgiler, önceden varolan bilgilerle karşılaştırılır. Eğer önceden edinilen bir görsel bilgi varsa 3. Duyum her birey için aynı etkiyle sonuçlanır. önceki bilgilerle eşleştirilerek görsel bilgi tanımlanır, Ancak algı, bireyin kimliğini oluşturan nesnelleştirilir. Bu işlem sonunda ise algılama süreci belirleyicilerinin etkisi sonucu farklılık gösterir. tamamlanmış olur. Görsel Algı İmge, duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin Öğrenmenin % 70’nin görsel uyaranlar aracılığı ile bilince yansıyan benzeri. Bir başka anlatımla, bir nesneyi gerçekleştiği bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır. doğrudan doğruya yeniden tanıtmaya yarayacak biçimde,
Dolayısıyla görsellik, öteki duyularımızdan biraz daha biçimiyle değil, o nesnelliğin türü olarak algılanır. Form, önde ve öneme sahiptir. bir anlamın ve düşüncenin içyapısına ve öğelerinin biraraya geliş sistemine göre oluşan dışsal örgütlenmedir. Algı alınan duyumla, eskiden çeşitli zamanlarda alınan Formun algılanması tamamen dış sınırların ve imgeleri canlandırmak, bir küme yapacak şekilde örgütlenmenin dışında, bireyde uyanan duyusal değerlerin birleştirmek ve bunların hepsine sonuçta duyumu doğuran de farkına varılmasıyla oluşabilir. şey üzerinde toplama gibi önemli ve karmaşık zihin çalışmasıdır. Oysa bu karmaşık ve karmaşık olduğu kadar Algıda Seçicilik önemli olan algı, bilgili ve deneyimli bir bireyde Algılama sürecinde bazı formlardan gelen uyarıcılar, saliselerle ölçülecek kadar kısa bir süreçte bireyde diğerlerinden daha farklı etkiler oluşturmaktadır. oluşabilmektedir. Bu kısa süreçte, daha fazla bilgi ve O form, bireyin dikkatini çeker ve birey çevresindeki detay konusunda verileri elde edebilecek ve birçok uyarıcıya rağmen o forma odaklanır. değerlendirebilecektir. Birey, çoğunlukla, bu süreçte görsel olarak algılama eylemini gerçekleştirmektedir. Algıda seçiciliği etkileyen bireye bağlı olan ya da bağlı olmayan durumlar söz konusudur. Görsel iletilerin yoğunluğu nedeniyle kişi, yani uyarılan, bu iletilerin farkında bile değildir. Hatta, nesneler Algıda seçiciliğin oluşmasında, bir takım iç ve dış dikkatini bile çekmemektedir. Sadece davranışlar ve etkenlerin varlığı söz konusudur.
eylemler farkındalığı görsel ve davranışsal olarak ortaya Bireyin kendisine bağlı olmayan durumlar formun yapısal koymaktadır. niteliğine bağlı özelliklerdir. Aynı zamanda, fiziksel
Algının Belirleyicileri etkenler olarak da adlandırılmaktadır.
Algılama, tamamen fiziksel tepkimelerle sonuçlanan bir Bununla birlikte, bireyin yapısına bağlı olan durumlar, süreç değildir. Olumlu ya da olumsuz birçok zihinsel yani bireyin iç etkenleri bulunmaktadır. Bunlar psikolojik etken, duyuma ve imgeye karışır. Nesnelerin algılanması etkenler olarak da adlandırılmaktadır. sürecinde, form kadar o formu algılayan bireyin nitelikleri Algıda Değişmezlik de algıya etki edebilmektedir. Bir kez algılanan ve tanımlanan nesnelerin formları, Bireyin doğup büyüdüğü ortam, bulunduğu toplum, kültür, renkleri, büyüklükleri değişse de, birey onları aynı aile yapısı, din, aldığı eğitim gibi birçok dış etkiler biçimde algılar. Dolayısıyla algıda değişmezlikte, algılama sürecinde beyne ulaşan duyum ve imgelere etki nesnelleşen bilgi çoğu zaman formu, rengi, dokusu, yapabilir. büyüklüğüyle zihin tarafından tamamlanır ve bütünmüş
Bireyin yapısal özellikleri dışında, sahip olduğu nitelikler, gibi algılanır.
o güne kadar olan deneyimler de algıyı farklılaştırabilir. Algıda Düzenleme Algılamanın dış ve iç etkenler sonucunda farklı anlamlar kazanması, algılamayı biçimlendiren en önemli etkendir. Formlardan ve çevresinden gelen uyarılar, bir bütün olarak birarada değerlendirilmektedir. Bu nedenle bütün görsel Bireyin deneyim ve birikim kapasitesi, hatırlama, akıl ve varoluşların ve bilgilerin birarada algılanması, algının en zekaya bağlı kişilik örgütlenmeleri, altbilincin önemli özelliğidir. kullanılması, cinsel, dinsel ve etik kalıp değerleri algılamanın öncelikli ve en baskın belirleyicisi olmaktadır. Form-zemin ilişkisi Gestalt ilkeleri içinde de Bunlar aynı zamanda algılamayı da kontrol altında yeralmaktadır. Bireylerin çevrelerindeki varoluşları tutmaktadır. algılamalarındaki en önemli eğilim, form ve zeminin birbirlerinden ayrılmasıyla ilgilidir. Bu eğilim, formların Form Algısı zeminlere göre dikkat çekerek öncelikli olarak Nesneler bulundukları çevreyle algılanabilirler. Yani, odaklanılması ve önce algılanmasıdır. Bu formun nesnelerin formlarının algılanması, bulundukları ortamla çevresiyle birlikte algılanmasını sağlarken formun belirli doğru orantılıdır. özelliklerine bağlı olarak da zeminden kendini
Form görüntüye dönüşürken, içyapılarından ve dış koparmasını sağlayarak farklılık yaratabilmektedir.
görünüşlerinden yansıyan ışınlar bireylerin duyu Her birey, bir duyum sonucu beyninde oluşan imgeyi daha organlarıyla beyne iletilirler. Gelen bu duyumun bir anlam önceden edindiği bilgileri ve deneyimlerini kullanarak ifade etmesi için daha önceden bir bilgi birikiminin benzetebilir. Bu benzetme algının bir biçimde oluşmuş olması gerekir. Daha önceden birikime girmemiş tanımlanmasıdır. olan form ve biçimler, beyne gelen görüntünün form ve biçimine göre en yakın bilgiyle değerlendirilmeye çalışılır. Bir form, uzayda yer aldığında, çevresiyle ilişkiye girer. Bu benzetme sonucu formlar tanımlanabilir, yani adı, Ancak, formun algılanması, uzay ile oluşturacağı bir takım biçimi, rengi, dokusu, vs. söylenebilir. zıtlıklarla olanaklı olabilir.
Formun algılanması da bulunduğu çevreyle iş görüsüne bağlı olarak gerçekleşir. Form, herhangi özel nesnelliğin
CBS109U-BİLGİSAYAR DESTEKLİ TEMEL TASARIM
Ünite 4: Algı
Form ile zeminin algılanmasında bir takım nitelikler ön plana çıkmaktadır. Bu nitelikler form-zemin algısının düzenlenmesi sırasında bireye algıda kolaylık sağlayabilir.
Form-zemin algısında, form ile zeminin birbirleriyle olan ilişkileri gruplama, tamamlama ve algıda değişmezlik ilkeleriyle değerlendirilebilir.
Form ve zemin arasında üç tür ilişkiden söz edilebilir. Bunlar: 1. Formun Zemine Egemen Olması: Bir formun zeminden koparak odaklanılmasını sağlayacak biçimde düzenlenmesiyle oluşmaktadır. 2. Form İle Zeminin Eşdeğerlerle Kurgulanması: Form ve zemin ilişkilerinde özel bir durum zaman zaman yaşanabilir. Bu özel durum, zemin ve formun eşdeğer olduğu bir yapıdır. Form ile zemin görsel olarak aynı renk ve form değerlerine sahip olabilir. Ölçü olarak da birbirlerine çok benzemektedir. Bu durumlarda ortaya konan düzenlemede formun ve zeminin hangisi olduğu kolay ayırt edilemez. Bireylerin algısına göre formlarla zeminler yer değiştirebilir. 3. Zeminin Forma Egemen Olması: Zeminin forma egemen olması, bir formun zeminin düzenlenmesi içinde yok olarak dikkat çekmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda birey, formdan çok zemine odaklanacaktır.
Form İle Zeminin Birbirleriyle Olan İlişkileri: Üç ana grupta toplanmaktadır. Bunlar:
1. Gruplama: Strüktür, ölçü, doku işlev benzerliğinde olan formlar gruplaşabilir. Yakınlık İlişkisi: Birbirine yakın olan formlar birlikte bir bütün olarak algılanır. Benzerlik İlişkisi: Benzer geometrileri olan formlar bulundukları çevreyle birlikte bir bütün olarak algılanma eğilimi içindedir. Süreklilik İlişkisi: Sürekliliği olan bir formlar bir bütün olarak algılanır. Tamamlama İlişkisi: Önceden algılanan formlar, bazı öğeleri eksik olmasına karşın sanki onlar varmış gibi zihin tarafından tamamlanarak algılanır.
2. Tamamlama: Daha önceden görülmüş, bilinen her türlü form, eksik dahi olsa, tamammış gibi algılanabilir.
3. Algıda değişmezlik: Daha önceden bilinen, öğrenilmiş, nesnelleşmiş bilgilerin form, parlaklık ve ölçü gibi nitelikleri, birey tarafından net görülmese de önceden bilindiği gibi algılanabilirler.
Derinlik Güdüsü ve Algısı
Her bireyin içinde derinlik güdüsü vardır. Derinlik Güdüsü, formların düzlem ya da uzay içindeki durumları, pozları, yönleri, kısaca konumlarının birey tarafından algılanmasıdır.
Derinlik güdüsünden söz edebilmek için öncelikle üç boyutlu bir alanın varlığı gereklidir. Uzay ya da mekan olarak tanımlanabilecek bu üç boyutluluk içinde, bireyin varlığı algının başlamasına neden olacaktır. Algıyla birlikte birey, bu hacim içinde hareket edecek, hatta
zaman içinde durum ve duygu değişimine uğrayabilecektir.
Formların düzlem ya da uzay içindeki durumları, pozisyonları, yönleri, kısaca konumlarının algılanması derinlik güdüsüyle olmaktadır. Güdü, öğrenme ve deneyimle duyguya dönüşmektedir.
Gestalt Yasaları
Algı, kendini oluşturan duyusal girdilerin toplamından daha fazla bir anlam ifade eder. Bu gerçeği algısal psikoloji üzerinde çalışan ilk Alman psikologlar, Gestalt kelimesiyle anlatmaya çalışmışlardır. Bazı düzenlemelerin belirli kurallar içinde toplanması sonucu “gestalt ilkeleri” yapılandırılmıştır.
Gestaltçı psikologlar, algının, formun dolu ve boş öğelerinin yapılanışıyla oluşan ve doğuştan kaynaklanan bir tepki olduğunu belirtmekteydiler. Onların savaşımı, algının ilkeleri çerçevesinde geniş deneylere bağlanmasıydı.
B. Denel’e göre (1970), Gestalt İlkeleri 6 grup içinde biraraya getirilmiştir. Bunlar, benzerlik kanunu, iyi sınır- kontur kanunu, ortak aktivite kanunu, tamamlanmış-kapalı biçimler kanunu, yakınlık kanunu ve birikim-deney kanunudur.
Form-zemin ilişkisiyle birlikte Gestalt İlkeleri aşağıdaki biçimiyle sınıflandırılabilir.
1. Ağırlık Merkezi İlkesi: Formlar, yerçekimli bir ortamda kütlelerin yapılarına bağlı olarak, ağırlık merkezlerine sahiptir. 2.İyi Form İlkesi: Basit, yalın ve geometrik formlar daha kolay algılanırlar. 3. Benzerlik İlkesi: Benzer form, renk, doku, biçim, ölçü, oran, vs. sahip formlar gruplaşma eğilimindedir. 4. Yakınlık İlkesi: Formlar arasındaki uzaklığın, yani aralığın, formların birbirleriyle ilişkiye girecek kadar yakın olması sonucu yaşanan birlikteliktir. 5. Ortak Hareket İlkesi: Birçok yön alternatifi olan bir kompozisyonda, aynı yönde olan ve aynı yöne akma eğiliminde olan formlar gruplaşma eğilimindedir. 6.Simetri İlkesi: Simetrik düzenlemeye sahip formlar gruplaşma eğilimindedir. 7. Tamamlama İlkesi: Algı sürecinde önemli noktalardan biri parça-bütün ilişkisidir.
Kolay algılama için tasarlanan form ya da düzenlenen hacimlerde, Gestalt İlkelerinin kullanılması, formlar arasındaki ilişkileri kuvvetlendirebilmektedir. Formların birbirleriyle oluşturdukları ilişkiler arasındaki uyum, özenli ve bilinçli olarak kullanılan Gestalt ilkeleri ve zıtlıklarla geliştirilebilmektedir.