AÖF Soru Bankası

Hayat Dışı SigortalarÜnite 1 Özeti

Hayat Dışı Sigortacılığın Finans Sistemimizdeki Yeri

BSİ204U-HAYAT DIŞI SİGORTALAR

Ünite 1: Hayat Dışı Sigortacılığın Finans Sistemimizdeki Yeri

Giriş

Sigorta Latince kökenli bir kelime olup, Türkçe karşılığı, emniyet ve güven anlamını ifade etmektedir. Gelecekte insanın kendi canına, malına, çıkarlarına veya sorumlu olduğu durumlarda üçüncü kişilere zarar verebilecek durumlar karşısında önceden güven sağlanabilmesi bakımından bir sisteme ihtiyaç bulunmaktadır. Bu sisteme verilen ad sigorta veya sigortacılıktır.

Sigorta çeşitleri hayat ve hayat dışı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hayat sigortalarında yaşlılığı güvence altına almak ve kişinin arkasında kalan yakınlarına hayatlarını sürdürmelerine yardımcı olacak tasarruf yapma düşüncesi bulunmaktadır. Hayat dışı sigortalar; yangın ve doğal afetler, kaza ve nakliye, genel zararlar, sorumluluk, sağlık, finansal kayıplar, kredi ve hukuksal koruma sigortaları ve siber risklerin sigortalanması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sigorta Kavramı ve Gelişimi

Sigorta Türk Ticaret Kanunu’nun 1263. maddesinde aşağıdaki biçimde tanımlanmaktadır: “Sigorta bir akittir ki, bununla sigortacı bir prim karşılığında diğer bir kimsenin parayla ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (bir rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısıyla bir para ödemeyi, vesair edalarda bulunmayı üzerine alır (https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/5.3.6762.pdf).

Sigortanın özelliği, riskin dağıtılmasıdır. Sistemde tek bir kişinin karşılaştığı risk nedeniyle uğradığı zarar, aynı riskle karşı karşıya kalan ancak henüz zarar görmemiş insan topluluğunun katılması ile katlanılması daha kolay hale gelmektedir. Böylece insanlar gelecekten endişe duymadan yaşama olanağına kavuşur.

Sigortanın en önemli yapıcı unsurlarından biri kişi ve kurumların karşılaştıkları riskler için kendilerini güvende hissetmek istemeleridir. Bu güveni sağlayabilmek risklerden doğacak olası zararların önceden topluluğa dağıtılması ile mümkündür.

Hayat dışı sigorta türleri tamamen maddi hasarların karşılığında tazminat alınan türlerdir. Bunlar; yangın ve doğal afet sigortaları, kaza ve nakliyat sigortaları, genel zarar sigortaları, genel sorumluluk sigortaları, sağlık sigortaları, finansal kayıplar, kredi ve hukuksal koruma sigortalarıdır.

Sigortanın Dünyada Gelişimi

Günümüzden 4000 yıl önce Babiller zamanında ilk sigortacılık uygulamalarına rastlanmaktadır. Babil bir ticaret merkezi durumundaydı ve kervan tüccarlarına borç verenler, kervanların soyulması vb. durumlarla karşılaşmaları hâlinde tüccarların borçlarını silmekte buna karşılık borcu tüccarlardan geri aldıkları zaman, taşıdıkları riskin karşılığı olarak ana borç miktarı üzerinden bir

miktar para almaktaydı. Bu olay daha sonra Kral Hammurabi tarafından yasalaştırılmıştır. Hammurabi Kanunlarına göre haydutların saldırısına uğrayan kervanların zararları bütün diğer kervanlar arasında paylaşılmalıydı. Bu tehlike paylaşımı kara taşımacılığında sigorta uygulamalarının ilk örneğini oluşturmaktadır.

Deniz ticaretinin geliştiği bölgelerde sigorta uygulamaları görülmekteydi. Kartacalılar, Romalılar ve Yunanlılar arasında geminin taşıdığı yük üzerine borç verip geminin limana varamaması riskini üstlenen ve gemi limana sorunsuz ulaştığında hem borç verilen tutarı hem de taşıdığı risk karşılığı faiz niteliğinde önemli pay alanlar bulunmaktaydı.

Bugünkü sigortacılık anlayışının başlangıcı sayılan sigorta işlemlerinin 14.yüzyılda başladığı kabul edilmektedir. Deniz ticaretinde en gelişmiş durumda bulunan İtalya’da ihtiyaç üzerine ilk kez deniz sigortası kavramı ortaya çıkmıştır. İlk sigorta poliçesi olarak kabul edilen sözleşme 23 Ekim 1347 tarihinde yapılmıştır. Yine ilk sigorta şirketi de 1424 yılında Cenova’da kurulmuştur. Sigorta konusundaki ilk mevzuat 1435 yılında yayınlanan Barselona Fermanı’dır. Deniz sigortaları 18. yüzyılda İngiltere’de yaygınlaşmıştır.

17. yüzyıl hayat sigortalarının başladığı dönem olurken aynı dönemde sigortacılığın gelişmesine neden olan iki büyük olay meydana gelmiştir. Bunlardan ilki sigortacılıkta istatistiki yöntem ve tekniklerinin kullanılmasıdır. İkincisi ise Eylül 1666 tarihinde Londra’da yaşanan ve dört gün süren büyük yangındır.

Sigortanın Türkiye’de Gelişimi

Türkiye’de ilk sigorta faaliyetleri 1872 yılında İngiliz sigorta şirketleri tarafından başlatılmıştır. Bu gelişmenin ardından Fransızlar da 1878 yılında Türkiye’de ilk Fransız sigorta şirketini faaliyete geçirmişlerdir. Daha sonra Alman, İtalyan, İsviçre gibi yabancı ülkelerin sigorta şirketleri de çalışmaya başlamıştır. Bu dönemde yasal düzenleme ve kamu denetimi bulunmaması nedeniyle bu şirketler İngilizce veya Fransızca poliçe düzenliyor ve dava merci olarak şirket merkezinin bulunduğu ülkelerdeki mahkemeleri gösteriyorlardı.

1893 yılında Osmanlı Umum Sigorta Şirketi ilk yerli sigorta şirketi olarak çalışmaya başlamıştır. İzleyen zamanlarda yabancı şirketler, sigortacılığı düzene koyabilmek için birlikte hareket etme yönünde karar aldılar. 12 Temmuz 1900 tarihinde 43 yabancı ve bir yerli sigorta şirketi bir araya gelerek sabit yangın tarifesi belirlediler. Bu Türkiye’nin ilk tarifesi olmuştur.

1939 yılında sigorta şirketleri Ticaret Bakanlığına bağlanmıştır. Sigorta sektörünü ciddi bir biçimde ele alan 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu ise 1959 yılında yürürlüğe girmiştir. 1987 yılında yürürlüğe giren 3379 sayılı yasa ile 7397 sayılı yasada, yasal alandaki boşlukları doldurmak, sigorta şirketlerini mali yönden geliştirmek ve sigorta aracılarının durumunu yeniden düzenlemek amacıyla önemli ve köklü değişikler yapılmıştır. Sigorta


şirketleri Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığına bağlanarak mali yapının bir parçası olarak kabul edildiler. 1 Mayıs 1990 tarihinden itibaren Kaza Sigortaları (zorunlu sigortalar hariç), Mühendislik Sigortaları ile Zirai Sigortalar; 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren de Yangın ve Nakliyat sigortalarında da Serbest Tarife Sistemine geçilmiştir.

1993 yılından itibaren çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile 7397 sayılı Kanunda birtakım düzenlemelere gidilmesi ihtiyacı duyulmuştur. 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren sigorta primlerinin tahsili sorununa çözüm getirilmesi amacıyla, primlerin acente cari hesapları üzerinden takibi sistemi yürürlükten kaldırılarak, poliçe bazında takip sistemi uygulamaya konulmuştur.

1999 depremlerini takiben 2000 yılında meskenler için zorunlu hale getirilmiş bulunan deprem sigortalarını yürütmek üzere “Doğal Afet Sigortaları Kurumu” (kısaca DASK) tesis edilerek yönetimi beş yıllık bir süre ile bu konuda deneyimli Millî Reasürans TAŞ’ye verilmiştir. Diğer taraftan Türkiye’de 23.07.1927 tarih ve 1160 sayılı Yasa ile şekillendirilmiş zorunlu reasürans devri 31.12.2001’de sona ermiştir.

28 Mart 2001 tarihinde kabul edilen “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu” ile kurulan bireysel emeklilik sistemi 27 Ekim 2003 yılında faaliyete geçmiştir.

14 Haziran 2005 tarihinde 5363 sayılı “Tarım Sigortaları Kanunu” çıkarılmış ve bu kanun kapsamında Sigorta Havuzu (TARSİM) kurulmuştur. Bu Havuza ilişkin tüm iş ve işlemler, bu havuza katılan sigorta şirketlerinin eşit hisselerle ortak oldukları Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi AŞ tarafından yürütülmektedir. Trafik Sigortası Bilgi Merkezi (TRAMER) 16.12.2003 tarih ve 25318 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Trafik Sigortası Bilgi Merkezi Yönetmeliği ile kurulmuştur. 684 sayılı Sigortacılık Kanunu 14 Haziran 2007 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Ardından 2008 yılında Sigortacılık Kanunu’nun getirdiği yeni tanım ve uygulamalarla ilgili ikincil mevzuat düzenlemeleri üzerindeki çalışmalar tamamlanmıştır.

Sigorta Bilgi Merkezi (SBM), 9 Ağustos 2008 tarihinde 26962 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelikle faaliyetine başlamıştır. SBM nezdinde kurulan alt bilgi merkezleri, Sağlık Sigortası Bilgi Merkezi (SAGMER), Hayat Sigortası Bilgi Merkezi (HAYMER) ve Sigorta Hasar Takip Merkezi (HATMER) kurulmuştur

Sigorta Sektörünün Finansal Piyasalardaki Yeri

Kişi ve kurumlar açısından riskin kontrol altına alınmasını sağlayan sigortacılık, aynı zamanda üretilen primlerle de önemli bir tasarruf kaynağı oluşturmaktadır.

Sigortacılık; Türkiye’de yatırılabilir fonların birikimini destekleyen ve bu fonların verimli alanlarda değerlendirilebileceği bir sektördür. Sigortacılık kurumsal

tasarrufların oluşmasına katkı sağlarken, sermaye piyasasına sunulan fon arzını artırmaktadır. Hayat sigortaları düzenli bir birikim ve tasarruf aracı olarak görülmektedir. Sigorta şirketleri aldıkları primleri, tahvil, pay senedi, gayrimenkul gibi değerleri satın alarak yatırımlara kaynak oluşturmaktadır.

Sigortacılık Sektörüne İlişkin Bilgiler

Türkiye’de 31 Aralık 2019 yılı itibariyle 60’ı sigorta ve emeklilik, 3’ü reasürans olmak üzere toplam 63 şirket bulunmakta olup sigorta ve emeklilik şirketlerinden 38’i hayat dışı, 4’ü hayat, 18’i hayat ve emeklilik branşında faaliyet göstermektedir. Hayat dışı şirketlerden ikisi yurt dışında kurulmuş sigorta şirketinin Türkiye’deki şubesi şeklinde faaliyetlerine devam etmektedir.

Yabancı sermayenin doğrudan ve dolaylı payının %50’den fazla olduğu şirketlerin yabancı olarak kabul edildiği düşünüldüğünde ve bu doğrultuda bir sınıflandırma yapıldığında 31 Aralık 2019 tarihi itibariyle sektörde 25 yerli, 38 yabancı şirket bulunmaktadır ve toplam sermayenin %66,5’i yabancılara aitken, toplam primin %53’ü yabancılar tarafından üretilmiştir.

Sigorta Şirketlerinde Sermaye Yeterlilik Kriteri Solvency

Avrupa’da 1999-2005 yılları arasında uygulanan Finansal Hizmetler Eylem Planı (Financial Services Action Plan- FSAP) kapsamında, finansal piyasaların bütünleşmesi ve ekonomik sınırların kaldırılması ile ilgili ilk adımlar atılmıştır. Asıl amaç: daha yüksek likidite oranları, daha fazla rekabet, yüksek kârlılık ve daha güçlü bir finansal istikrar sağlayarak piyasaların performansını artırmaktır. Finansal Hizmetler Eylem Planı’nın uygulanması ile yıllar içinde AB finans piyasası bu amaçlarına ulaşmıştır.

Finansal Hizmetler Eylem Planı’nda bulunan önemli projelerden birisi de Solvency II projesidir. Solvency II projesi daha güvenli ve istikrarlı bir sigorta piyasası oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Solvency II uluslararası en son gelişmeler ışığında hazırlanmıştır. Bankacılık sektöründe, Basel projesi ile bankaların yeterliliklerinin ölçülmesi ve değerlendirilmesine ilişkin yapılan düzenlemeler de sigortacılık sektörü için teşvik edici olmuştur.

Sermaye Yeterliliği

1630’lu yıllarda sermaye yeterliliği “şirketin yasal borçlarını ödeyebilmesi” anlamında kullanılmıştır.

Sermaye yeterliliği marjı (The Solvency Marjin-SM) şirket varlıklarının yükümlülüklerini karşılayabilmek için tampon görevindedir. Denetim otoriteleri tarafından sermaye yeterliliği marjının pozitif olması, poliçe sahiplerinin korunması açısından ve finansal piyasaların istikrarı açısından önemlidir.

Sigortacılık sektöründe sermaye yeterliliğine yönelik çalışmalar, 1948 yılında Campagne’in hayat branşında faaliyet gösteren şirketler için yayınladığı bir raporla


devam etmiştir. 1957 yılında ise Campagne, Avrupa Ekonomik İş birliği Örgütü’nün (Organisation for European Economic Co-operationOEEC) isteği üzerine “sigorta şirketlerinin minimum sermaye standartları” isimli çalışmasını rapor olarak sunmuştur.

Ayrıca Campagne’nin çalışmaları Avrupa Birliği tarafından 1972 ve 1979 yıllarında yayınlanan Birinci Hayat Dışı Sigorta ve Birinci Hayat Sigortaları Direktiflerinin sermaye yeterliliği ile ilgili kısımlarının da temelini oluşturmaktadır.

Sigorta şirketlerinin sermaye yeterliliklerine ilişkin çalışmalar sonucunda, zaman dilimi konusunda iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri tasfiye yaklaşımı (break-up ya da run-off), diğeri ise işleyen teşebbüs (going concern) yaklaşımıdır. Tasfiye yaklaşımına göre sigorta şirketlerinde sermaye yeterliliğinin, şirketin sahip olduğu tüm varlıkların satılması durumunda tüm finansal yükümlülüklerini karşılayabilmesi olarak ifade edilirken; işleyen teşebbüs yaklaşımında, şirketin tüm finansal yükümlülüklerini vadeleri geldiğinde ödeyebilmesi olarak ifade edilmektedir. Özetle, sigorta şirketlerinin yükümlülüklerini karşılayabilecek düzeyde varlığa sahip olması sermaye yeterliliği olarak tanımlanmaktadır.

Sermaye Yeterliliğinin Önemi

Sigorta sektörü tüm dünyada finansal sistemin önemli parçalarından biridir. Yeterli mali güce sahip olmak sigorta şirketlerini güçlü yapmaktadır. Artan rekabet ortamında güçlü bir sermaye yapısı, stratejik planlamalarda serbestliğe olanak sağlamaktadır. Sigortacılık sektörü geçmiş dönemlerde pek çok mali başarısızlığa sahne olmuştur.

Küçük hasarların başımıza gelme sıklığı daha yüksek olmakla birlikte bizler için yıkıcı değildir. Yüksek miktarlardaki hasarların sıklığı düşük olmakla birlikte daha önemli sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sonuçlar şöylece sıralanabilir:

• Planlanan kar kısmen ortadan kalkar, • Sermaye yavaş ancak kesin bir şekilde harcanmaya başlar, • Kayıplar poliçe sahiplerini olumsuz etkiler.

Böylesi risklerle karşı karşıya kalan sigorta yaptıranlar güvenilir bir sigorta şirketi ile çalışmak isterler.

Sigorta şirketleri yüklendiği yükümlülükler ile orantılı olarak sermaye bulundurmalıdır. Böylece sigorta ve reasürans şirketleri finansal açıdan güçlü olacak ve özellikle kriz zamanları gibi zor günleri sağlıklı bir şekilde atlatabileceklerdir.

Sektörün “koruma” fonksiyonu nedeniyle sigorta şirketlerinin faaliyetlerini kontrol etmek için çeşitli kontrol mekanizmaları oluşturulmuştur. Bu mekanizmalardan birisi “yükümlülükleri karşılama yeteneği” (YKY)’dir. Mali yeterlilik düzenlemeleri, YKY ile birlikte teknik karşılıklar, mali analiz oranları, konservasyon oranları,

garanti fonu gibi çeşitli kontrol mekanizmalarını kapsamaktadır.

Mali yeterliliği bir marj olarak tanımlarsak herhangi bir yıl içinde Mali Yeterlilik Marjı, şirketin elde ettiği kârın tutarına ve dağıtılış biçimine ayrıca varsa sermaye artırımı veya ödemesine göre değişir.

Solvency II’nin Gelişimi

Avrupa Birliği sigorta sektöründe uygulanan sermaye yeterliliği düzenlemelerinin başlangıcı 1970’li yıllara dayanmaktadır. Bu dönemden günümüze sigorta sektöründe ve finansal piyasalarda birçok değişiklik yaşanmıştır.

Solvency II düzenlemelerinin amacı, sigorta piyasasının ve finansal sektörün istikrarını kontrol altına almak, sigorta şirketlerinin varlık ve yükümlülüklerine ilişkin değerlemeleri gözden geçirmektir

İlk Sermaye Yeterliliği Çalışmaları ve Solvency 0

Avrupa Birliğinde birinci ve ikinci nesil sermaye yeterliliği çalışmaları Solvency 0 olarak literatüre geçmiştir.

Solvency I ve Müller Raporu

Avrupa Birliği sermaye yeterliliği düzenlemelerinin zayıf yönleri Müller Raporu ile ortaya konulmuştur. Müller Raporu ile Avrupa Birliği sermaye yeterliliği düzenlemelerinin bazı zayıf yönleri ortaya konularak bu hususları gidermeye yönelik çalışmaların yapılması gerektiği belirtilmiştir. Solvency I düzenlemesine göre, sigorta şirketlerinin mali yapılarını güçlendirmek amacıyla, bir sermaye yeterliliği marjı oluşturmaları gerekmektedir. Söz konusu sermaye yeterliliği marjı iki bileşenden oluşmaktadır:

• Asgari garanti fonu • Sermaye yeterliliği marjı

Solvency II

Solvency II projesi Avrupa Birliğinde Solvency I ile başlayan çalışmanın devamı niteliğindedir. Solvency I Avrupa Birliği tek sigorta piyasasında sermaye yeterliliği rejimini yeniden düzenleyip güncelleştirirken, Solvency II çok daha kapsamlı düzenlemeler getirmektedir. Solvency II’de ana hedef, Solvency sistemini oluştururken sigorta şirketinin karşı karşıya kaldığı riskleri daha iyi değerlendirmektir.

Solvency II düzenlemesi, Avrupa Birliği tarafından sigorta sektörünün ve finans sektörünün istikrarını garanti altına almak, poliçe sahiplerini korumak amacıyla 2016 yılında uygulanmaya başlayan bir sermaye yeterliliği düzenlemesidir. Solvency II, sigorta ve reasürans şirketlerinin denetimi için risk temelli, ekonomik yaklaşımı baz alan ve ilke bazlı bir çerçeve sağlamaktadır.

Avrupa sigorta sektörünün ihtiyaçlarına daha kapsamlı bir yaklaşım sunan Solvency II beklentileri karşılayacak şekilde uygulamaya konulmuştur.


Solvency II’nin Üç Sütunlu Yapısı

Solvency II düzenlemesi sigorta şirketlerinin mali başarısızlıklarını önlemeyi amaç edinirken yalnızca mali yeterliliklerine değil şirketlerin yönetim becerileri ve raporlama gerekliliklerine de yenilikler getirmektedir. Solvency II düzenlemesi, üç sütun üzerine kurulmuştur:

• Nicel düzenlemeler o Sermaye yeterliliği hesaplamaları o Teknik karşılıklar o Özkaynaklar o Yatırımlar • Nitel düzenlemeler o Denetim o Kurumsal denetim o ORSA (Öz risk ve Sermaye Yeterliliği Değerlendirmesi) • Piyasa düzenlemeleri o Kamuya açıklama o Denetçilere raporlama

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında