BİL112U-DİJİTAL TOPLUM TEKNOLOJİLERİ
Ünite 8: Dijital Etik ve Dijital Hukuk
Giriş
Dijital etik ve dijital hukuk, bireylerin ve toplumların dijital dünyada hareket ederken dikkat etmesi gereken konulara dair rehberlik sağlayan iki önemli disiplindir. Bu iki disiplinin bir araya gelmesi; dijital ortamlarda uygun davranışlar sergilenmesini, kullanıcıların güvenliğinin sağlanmasını, paydaşların sorumluluk ve hakları ekseninde hareket edebilmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla hayatın her alanının dijitalleştiği bu zaman diliminde tüm teknoloji kullanıcılarını ilgilendiren ve üzerinde titizlikle durulması gereken kavramlardır.
Dijital Etik
Dijital etik, dijital ekosisteme özgü sorunları, kavramları ve uygulamaları bütüncül bir bakış açısıyla ele almayı amaçlamaktadır.
Kavramlar ve Ortaya Çıkışı
Dijital etik, hâlihazırda iyi bilinen etik ilkelerin dijital teknolojilere basit bir şekilde uygulanması olarak değil, dijital ekosisteme özgü etik ilkeler, kılavuzlar ve uygulamalar olarak ele alınmaktadır.
Etik ahlak felsefesi olarak adlandırılmaktadır. Doğru ve yanlışı önermeyi, savunmayı ve sistematikleştirmeyi içerir. Metaetik, normatif etik ve uygulamalı etik olarak sınıflandırılmaktadır. Metaetik daha soyut bir bakış açısıyla etik ilkelerin nereden geldiğini ve ne anlam ifade ettiğini tartışmaktadır. Normatif etik doğru ve yanlışı ayırt etmemizi sağlayan ve uymamız gereken kuralları belirleyen daha somut bir yaklaşımı ifade etmektedir. Uygulamalı etik ise pratiğe dayalı alanlarda etik ilkelerin uygulanması olarak ele alınabilir. Dijital etik hem genel hem de uygulamalı etik bağlamında ele alınan, dijital toplumun temellerini ve dijitalleşmenin getirdiği ahlak ilkelerini ve uygulamalarını inceleyen bir disiplindir. Çünkü dijitalleşmenin toplumda oluşturduğu sorunlar ve zorluklar karşısında bireylerin nasıl davranması gerektiğine ilişkin ilkeler ortaya koyar ve bu ilkelerin uygulamalarıyla ilgilenir.
Dijital etiğin ortaya çıkışı ve gelişimi teknolojik gelişmelerle paralellik göstermektedir. Teknolojik gelişmelere paralel olarak dijital ortamda etik konular ilk olarak bilgisayar etiği adı altında tartışılmaya başlamıştır. Daha sonra yaşanan teknolojik gelişmeler sonucunda bilgi etiği, bilişim etiği, internet etiği, netiket, sosyal medya etiği, yapay zekâ etiği gibi kavramlar gündeme gelmiştir. Dijital etik ise tüm bunları kapsayan çatı bir kavramdır.
Bilgisayar Etiği
Bilgisayar etiği, dijital etik konularını ele alan ilk disiplin olarak ele alınabilir ve günümüzde dijital etik yerine sıklıkla kullanılmaktadır. Bilgisayar teknolojisinin, doğasının ve toplumsal etkisinin analizi ve bu teknolojinin etik kullanımına ilişkin politikaların formüle edilmesi ve gerekçelendirilmesi olarak tanımlanmaktadır. 1992’de Barquin (1992) tarafından ortaya konulan ve Bilgisayar Etiği Enstitüsü (Computer Ethics Institute) tarafından
yayımlanan “On Emir” (The Ten Commandments of Computer Ethics), bilgisayar etiğinin temel prensiplerini belirlemektedir. Bu on prensip şu şekilde sıralanmaktadır:
1. Başkalarına zarar vermek için bir bilgisayar kullanma. 2. Başkalarının bilgisayar çalışmalarına müdahale etme. 3. Başkalarının bilgisayar dosyalarını izinsiz kurcalama. 4. Bir bilgisayarı hırsızlık yapmak için kullanma. 5. Bir bilgisayarı yalan beyanda bulunmak için kullanma. 6. Ücretini ödemediğin veya iznin olmayan yazılımları kopyalama veya kullanma. 7. Başkalarının bilgisayar kaynaklarını yetkisiz veya uygun bir bedel ödemeden kullanma. 8. Başkalarının fikrî mülkiyetini kendine mal etme. 9. Yazdığın programın veya tasarladığın sistemin toplumsal sonuçlarını düşün. 10. Bilgisayarı her zaman, diğer insanlara karşı saygı ve düşüncelilik gösterecek şekilde kullan.
Bilişim Etiği
Son zamanlarda bilişim etiği, bilgisayar etiğini ve bilgi etiğini kapsayan daha genel bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bilişim etiği, bireyin bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanırken yaptığı ahlaki seçimleri tanımlamaktadır. Başka bir tanımda ise bilgi ve iletişim teknolojilerinin ahlaki, yasal ve sosyal konuları inceleyen uygulamalı etiğin bir dalı olarak ifade edilmektedir. Mason (1986) bilgi çağında bireylerin bilişim teknolojileri nedeniyle karşılaşabilecekleri etik sorunları dört başlık altında ele almaktadır. Bilişim etiğinin boyutlarını oluşturan bu sorunlar İngilizce isimlerinin baş harflerinden gelen PAPA (Gizlilik-Privacy, Doğruluk-Accuracy, Mülkiyet-Property ve Erişim-Accessibility) kısaltmasıyla ifade edilmektedir.
Gizlilik, bir bireyin kişisel bilgilerini başkalarına karşı koruma hakkını ifade etmektedir. Doğruluk, bilgilerin doğru, güvenilir ve hatasız olmasını sağlamakla ilgilidir. Mülkiyet, bilginin kime ait olduğuna ve bu bilginin nasıl kullanılabileceğine dair soruları ele almaktadır. Erişim, bilgilere kimlerin erişim hakkına sahip olduğunu ve bu erişimin hangi koşullarda yapılması gerektiğini ele almaktadır.
İnternet Etiği
İnternet etiği (nethics), bireylerin veya grupların çevrim içi ortamlarda kabul edilebilir davranışlarını belirleyen ahlaki ilke ve değerler bütünü olarak tanımlanmaktadır. İnternet etiği alanına giren konular şu şekilde sıralanabilir:
• Mahremiyet • Yayılım • Fikrî mülkiyet hakları • İfadenin sorumluluğu • Bilginin doğruluğu
• Erişim
Yukarıda sıralananlara ek olarak internet etiği çevrim içi görgü kuralları çerçevesinde (netiketnetiquette) de ele alınmaktadır. “Netiquette” kelimesi, “network” (ağ) ve “etiquette” (görgü kuralları) kelimelerinin birleşimiyle türetilmiştir. Yapı itibarıyla “netiket” yani çevrim içi görgü kuralları anlamına gelmektedir.
Sosyal Medya Etiği
Sosyal medya, kullanıcıların içerik oluşturmasına, paylaşmasına ve başkalarıyla etkileşime girmesine olanak tanıyan web siteleri ve çevrim içi platformları ifade etmektedir. Instagram, X, TikTok, Facebook, Snapchat en çok bilinen sosyal medya uygulamaları arasında yer almaktadır. Tüm bu uygulamaların, insanların arkadaşları ve aileleriyle bağlantıda kalmasını sağlamak, işletmelerin müşterileriyle iletişim kurmasını sağlamak ve bilgi alışverişini kolaylaştırmak gibi birçok faydası vardır. Geleneksel medyadan etkileşim, iletişim, hedef kitle, ifade tarzı, içerik gibi birçok yönden farklılaşan sosyal medya birçok etik riski de beraberinde getirmektedir. Ramingwong ve Ramingwong (2017) sosyal medya etiği ile ilgili hassas konuları şu şekilde ifade etmektedir: Gizliliğin kaybı, kimlik hırsızlığı, oltalama (phishing), yanlış bilgilendirme, kötü amaçlı yazılımlar, siber zorbalık, hackleme, korsanlık, intihal, spam sorunu, troller, tıklama tuzağı (clickbait), uygunsuz içerikler, cadı avı ve diyalektikten yoksun anlaşmazlık.
Yapay Zekâ Etiği
Yapay zekânın hızlı gelişimi ve yaygın kullanımı günlük yaşamımızı, insanlığı ve toplumu etkilemektedir. Ancak aynı zamanda, ciddi etik riskler de barındırmaktadır. Leslie (2019), yapay zekâ etiğini “yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi ve kullanımında ahlaki davranışı yönlendirmek için yaygın olarak kabul görmüş doğru ve yanlış standartları kullanan bir dizi değer, ilke ve teknik” olarak tanımlamaktadır. Huang vd. (2022), yapay zekâ etiğine ilişkin sorunları bireysel, toplumsal ve çevresel düzeyde sınıflandırmıştır.
Bu sınıflandırmaya göre bireysel düzeydeki etik sorunlar, bireylerin hakları, refahı ve yaşamlarına yönelik olumsuz sonuçları içeren konuları kapsamaktadır. Toplumsal düzeydeki yapay zekâ etik sorunları ise yapay zekânın toplumun belirli grupları veya tamamı üzerinde hâlihazırda yarattığı ya da yaratabileceği toplumsal sonuçlara odaklanmaktadır. Son olarak çevresel düzeydeki etik sorunlar yapay zekânın doğal çevre üzerindeki etkilerini ele almaktadır.
Dijital Hukuk
Hukuk; “haklar, yasayla korunan menfaatler, toplumda kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen ve devlet gücüyle uyulması müeyyide altına alınmış, yaptırıma bağlanmış kuralların bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımda öne çıkan unsurlar haklar, kurallar ve devlet güvencesi olarak sıralanabilir. Bu unsurların dijitalleşen toplum için
dijital ortama taşınması gerekliliği ise dijital hukuk kavramını gündeme getirmiştir. Ribble ve Bailey’nin (2007) tanımına göre teknoloji kullanımını düzenleyen yasal haklar ve sınırlamalar olarak açıklanan dijital hukuk, dijital ortamların doğası gereği sınırlarının net olarak çizilmesinde çeşitli zorluklar barındıran bir alan olarak öne çıkmaktadır.
Dijital hukukla benzer anlamda kullanılan bilişim hukuku, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (2019) tanımına göre, “bilgi ve teknolojinin kötüye kullanımı ile insanlara zarar verilmesini önlemek amacıyla ortaya çıkmış olan bir hukuk dalı” olarak tanımlanmaktadır. Bilişim hukuku kapsamında ele alınan bilişim suçu ise Avrupa Ekonomik Topluluğu Uzmanlar Komisyonu tanımına göre “bilgileri otomatik işleme tabi tutan veya verilerin nakline yarayan bir sistemde gayri kanuni, gayri ahlaki ve yetki dışı gerçekleştirilen her türlü davranış”ı ifade etmektedir.
Dijital Haklara ve İhlal Edilmesine İlişkin Örnekler
Dijital haklara ilişkin tartışmalar günümüzde hâlâ sürmekte olsa da bu hakları temelde üç ana başlık altında toplamak mümkündür. Daskal’ın (2017) belirttiği üzere, bu kategoriler;
• İnternet erişim hakkı (teknolojiye ve dijital içeriğe erişim), • Düşünce ve ifade özgürlüğü ve • Dijital güvenlik hakkıdır.
İnternet erişim hakkının ihlaline ilişkin sorunlara dijital uçurum, internet kesintileri ve web sitelerine erişim engeli örnek olarak verilebilir. Kırsal bölgelerde altyapı ve maddi problemler nedeniyle dijital araçlara ulaşılamaması, yargı kanalıyla internetin tamamen kapatılması ya da bazı platformlara erişim engeli getirilmesi (sansür), dijital erişim hakkının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Benzer şekilde düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı da sansürle ilişkilendirilebilir.
Dijital Hukuk ile İlgili Yasal Düzenlemeler
Ülkemizde bilişimle ilgili yasal düzenlemeler genellikle Avrupa Birliği direktifleri ile uyumlu bir şekilde hazırlanmıştır. Bilişim suçları, her bir suç türüne göre ilgili yasalarda ayrı ayrı ele alınmakta ve buna uygun hükümler içermektedir. Türkiye’de bilişim suçlarına yönelik ilk yasal ifade, 1991 yılında yürürlükte olan 765 sayılı TCK’ye eklenen, “...bilgileri otomatik işleme tabi tutan sistem...” ibaresi ile karşımıza çıkmaktadır. Bu tarihten sonra, teknolojik gelişmelerin ve ihtiyaçların artmasıyla birlikte çeşitli kanunlara bilişimle ilgili hükümler dahil edilmiştir. Bilişim suçlarına ilişkin en kapsamlı düzenleme ise yürürlükteki 5237 sayılı TCK içinde yer almaktadır. Kanun’un onuncu bölümünde, “bilişim alanında suçlar” başlığı altında, bilişim sistemine girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme ve banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması gibi suçlara dair hükümlere yer verilmiştir. Bu kapsamda, TCK’nin 243., 244. ve 245. maddeleri, bilişim suçlarını doğrudan ele almakta ve bu alanda düzenlemeler sunmaktadır.
TCK’de bilişim suçlarına yönelik düzenlemeler yalnızca bu maddelerle sınırlı değildir. TCK’de yer alan farklı başlıklar altında da bilişim sistemleri aracılığıyla işlenebilecek suçlara ilişkin hükümler bulunmaktadır.
TCK dışında doğrudan bilişim suçları ile ilgili yaptırımların düzenlendiği başka kanunlar da bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
• Kişisel Verilerin Korunması Kanunu • Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu • Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun • İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun • Elektronik İmza Kanunu • Siber Güvenlik Kanunu