BİL109U-DİJİTAL DÖNÜŞÜM
Ünite 2: Eğitimin Dönüşümü
Giriş
Değişen ve yaygınlaşan teknolojiler davranışlarımız üzerinde bazı değişimlere yol açmaktadır. Yani gereksinimlerimize yönelik teknolojilerin üretilmesinin yanı sıra sunulan teknolojiler gereksinimlerimizi de şekillendirebilir. Dolayısıyla bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler eğitim alanında bir dönüşümü gerektirir.
Eğitimde dijital dönüşüm incelendiğinde ise zaten aşina olunan dijital teknolojilerin eğitim sürecine dahil edilmesinden çok altyapı yatırımlarının ön plana çıkarılması önemlidir. Ayrıca süreç ve politikaları içine alacak şekilde tüm paydaşların da dönüşüm sürecine dahil edilmesi gerekir. Bu bağlamda dijital dönüşüm, birey ve örgüt bileşenleri ile de bu çözümün uyumlu olmasını kapsamaktadır. Örneğin süreçte yeni meslekler edinen genç bireylerin zenginleştirdikleri bilgi ve deneyimlerini sentezleyebilme, farklı birey ve yeni teknolojilerle etkileşime girebilme, yeni problemleri deneyimlerinden yararlanarak çözebilme vb. özelliklere sahip olmaları daha önemli hâle gelmektedir.
Alanyazında dijital yerli olarak adlandırılan ve küçük yaşlardan itibaren güncel teknolojilere bireylerin, bu teknolojilerle belli bir yaştan sonra tanışan dijital göçmenlere göre daha avantajlı olduğu öne sürülmektedir. Bu bağlamda sadece yeni bir teknolojiyi etkin kullanıyor olmak değil, aynı zamanda bireyleri geleceğin dünyasına hazırlayan bu teknolojilerin doğru etkileşim, iş birliği ve öğrenme deneyimleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Eğitimde Dijital Dönüşümün Kısa Tarihçesi
Eğitimde dijital dönüşüm süreci endüstriyel devrimler (Ör: Endüstri 3.0, Endüstri 4.0) ve internet teknolojilerindeki gelişmelerle (Ör: Web 1.0, Web 2.0, Web 3.0) birlikte açıklanmaktadır. On birinci yüzyılda Bologna’da kurulan ve hâlen kesintisiz olarak faaliyetlerine devam eden ilk ve en eski modern üniversiteyi (1088), sırasıyla Oxford (1096), Salamanca (1134), Paris (1160), Cambridge (1209) gibi örnekler izlemiştir. Öğrenciler o dönemde merkezî bir konumdaki üniversiteye ve kaynaklarına, çoğunlukla öğretim üyeleri tarafından kendilerine “aktarılan” bilgileri edinmek amacıyla ulaşmışlardır. Genelde öğretenin otorite, öğrenenin ise daha pasif olduğu bir eğitim süreci benimsenmiştir.
Yirminci yüzyılda hızla artan yükseköğretim talebi ve inşa edilen üniversite kampüsleri, modern laboratuvar olanakları, zengin kütüphanelerin oluşturulması ve kampüslerin bilim insanları ve uluslararası öğrenciler için cazibe merkezi olması süreci ortaya çıkmıştır. İzleyen yıllarda kitle iletişim araçlarının coğrafi kısıtlar olmaksızın öğrencilere erişim şansı sunmasından esinlenilen açık ve uzaktan öğretim devrimi sürecine geçiş yapılmıştır. Bu sürece 1969 yılında kurulan Open University öncülük ederken ülkemizde de Anadolu Üniversitesi 1982 yılından itibaren söz konusu devrimin öncüleri arasında yer almıştır.
Eğitim Teknolojisinde Dönüşüm
Eğitim öğretim uygulamalarında dönüşümün önemli köşe taşlarını davranışçı, bilişsel ve yapılandırmacı yaklaşımlar oluşturmaktadır. Yirminci yüzyılın başlarında eğitim teknolojileri resimli kitaplar ile okul müzelerinin yaygınlaştığı görsel hareket döneminde bir dönüşüm yaşamaya başlamıştır. Radyo teknolojisi ile özdeşleşen kayıtlı ses dönemi ve İkinci Dünya Savaşı sırasında yoğun biçimde kullanılan eğitici filmler ile özdeşleşen hareketli görüntü dönemi izlemiştir. Televizyon teknolojisi ile birlikte davranışçı yaklaşım paralelinde öğrencilerin kendi hızlarına göre küçük içerikler hâlinde ilerlemelerini esas alan programlı öğretim ve öğretim makinelerinin yayınlaştığı sınırlı etkileşim dönemi yaşanmıştır. Seksenli yıllarda sayısal teknolojiler ile görüntünün işlenebilmesi ve etkileşimli videonun hayatımıza girmesi ile özdeşleşen dönem çoklu ortam dönemi olarak adlandırılmıştır. Yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren ise internet, web destekli öğrenme ve taşınabilir teknolojiler ile şekillenen sanal ağlar dönemi yaşanmaya başlamıştır. Öte yandan ilk yıllarda hazır olanın bilgisayara aktarımı şeklinde uygulamalar görülse de zamanla nitelikli örnekleri de oluşturulan bilgisayar destekli öğretim uygulamalarının eğitim öğretim süreçlerinde daha yoğun bir biçimde kullanıldığı görülmüştür.
İnternet ile İvmelenen Dönüşüm
1990’lı yılların başlarından 2000’li yılların ortalarına kadar geçen birinci nesil internet döneminde (Web 1.0), öğrenme kaynakları değişmiş ve bilgi kaynaklarına erişim olanağı yer ve zamandan bağımsız hâle gelmeye başlamıştır. Eğitmenlerin de birincil bilgi kaynağı olma rolleri yavaş yavaş dönüşüme uğramıştır. Ayrıca sınırlı kaynağın ya da firmanın sunduğu tek taraflı durağan sayfa paylaşımı ön planda olmuş, kişisel ya da kurumsal web siteleri yaygınlaşmıştır. Bu nedenle dijital ortamda gerçekleştirilen Eğitim 1.0 ve Web 1.0 daha çok tek yönlü bir süreç olarak ele alınabilir.
Öğrenenler arası sosyalleşme ve etkileşim olanaklarının öneminin dijital dünyada karşılık bulması ikinci nesil internet, yani Web 2.0 teknolojilerinin 2005 yılı ve sonrasında hızla yaşamımıza girmesiyle olmuştur. Bu dönemde blogların, podcast’lerin, sosyal işaretlemelerin ve tartışma forumları ve anlık mesajlaşma gibi farklı katılım teknolojilerinin kullanımı ve yeni bir dönüşümün temelleri atılmıştır. Böylece Web 2.0 ile kullanıcılar yalnızca internetteki içeriğin pasif alıcısı olmaktan çıkıp içerikle ve birbirleriyle daha üretken bir biçimde etkileşime girmiştir. Bu dönemde değişen dijital kaynak kullanımına bağlı olarak kaynağı üretenle kullanan arasındaki sınır ortadan kalkmıştır. Her kullanıcının teknik yeterliklere gereksinim duymadan bir içerik üreticisi olabilme fırsatı doğmuştur. Eğitim sadece lokal bir ortamdaki paydaşlar arasında değil, öğrenci ve içerik, öğrenci ve öğrenci, öğrenci ve farklı uzmanlar gibi farklı bağlamlar arasında gerçekleşebilen bir deneyime dönüşmüştür. Dahası lokal deneyimler yerini daha küresel paylaşımlara bırakırken fiziksel olarak farklı
kıtalardan paydaşlarla öğrenme toplulukları oluşturulmuştur.
Üçüncü nesil internet döneminde (Web 3.0) bilginin biriktirilme ve işlenme süreçlerinde bir dönüşüm yaşanmıştır. Basit bir ifadeyle Web 3.0, bir makinenin (bilgisayar programının) veriyi insanlara ihtiyaç duymadan insanlar gibi anlama ve örgütlemesini sağlayan entegre bir web ortamıdır. Kullanıcı etkinliklerine ilişkin büyük verinin depolanabilmesini sağlayan bulut teknolojileri, bu verilerin yorumlanmasını kolaylaştıran veri ve öğrenme analitikleri, yapay zekaya dayalı sistemler ile bireysel deneyimlere paralel ve bireye özgü öğrenme olanaklarının sunulabilmesi, yeni bir dönüşüm sürecini tetiklemiştir.
Web 1.0 durağan sayfalar arasında bağlantı kurma, Web 2.0 bireyler arasında bağlantı kurma, Web 3.0 ise insan ya da makine fark etmeksizin tüm veri kaynakları arasında kesintisiz bağlantı kurma olarak ifade edilebilir. Web 1.0’ı aktarımsal ağ, Web 2.0’ı sosyal ağ, Web 3.0’ı ise semantik ağ olarak nitelemek de mümkündür. Birey ve öğrenme deneyimlerine katkıları bağlamında bir hiyerarşi yaratmak gerekirse Web 1.0’ı biliş ve öğrenme için bir araç olarak, Web 2.0’ı insan etkileşimi için bir ortam olarak ve Web 3.0’ı da insan iş birliğini destekleyen ağ bağlantılı dijital teknolojiler bütünü olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla internetin gelişimi bilişsel, etkileşimsel ve iş birlikli olmak üzere üç aşamada özetlenebilir.
Dijital Dünyada Karşılık Bulan Eğitim Kuşakları
Eğitim 1.0’da öğrencilerin bilgi alıcısı olduğu dijital ortamlar daha yaygın olmuştur. Eğitim 2.0 ile iletişim kurma, iş birliği gerçekleştirme, bağlanma olanakları desteklenmiştir. Eğitim 3.0 ise bağlantı kurma, yaratma, oluşturma gibi nitelikleri daha ön plana çıkarmıştır.
Yakın Geleceğe İlişkin Öngörüler: Eğitim 4.0
Hümanist yaklaşımların dijital dünyada yer almaya başladığı Eğitim 4.0 olarak nitelendirilecek yeni dönemin trendleri şunlardır:
• İnternet 4.0 hizmetleri, öğrencinin kendi hızında, istediği yer ve zamanda nitelikli uzaktan öğrenme olanaklarına erişimini kolaylaştırır. • Bilgisayar uygulamaları, öğrencilerin öğrenme deneyimlerini kişiselleştirmelerine izin verir. • Öğrencilerin öğrenme için mobil araçlar da dâhil olmak üzere kendi dijital kaynaklarını kullanabilmeleri ve almak istedikleri eğitime ilişkin yeni seçenekler sunar. • Ders çalışmak, gelecek kariyerlerinde yardımcı olabilecek organizasyon, iş birliği ve zaman yönetimi yetilerini geliştiren proje uygulama süreçleri de dâhil olmak üzere pratik etkinliklere dayanır. • Öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamaya dökebilecekleri, akıl yürütme becerilerini mantıksal bir örüntü ile işe koşabilecekleri veri
çözümleme süreçleri ders çalışmanın temel bir bileşenidir. • Başarı, şimdiye kadar olduğundan farklı bir şekilde değerlendirilmektedir. • Öğretim sürecinde öğrencilerin görüşleri önemli olup, müfredat tasarlanırken ve güncellenirken dikkate alınır. • Eğitime ilişkin sorumluluklar öğretmenden öğrencilere transfer edilir.
Eğitimde Dijital Dönüşüm Sürecinin Tetikleyicileri
Eğitim ve araştırma süreçlerini etkileyecek çok sayıda stratejik bileşenin ve tetikleyicinin tartışıldığı İngiltere odaklı raporda belirlenen 10 temel tetikleyici şunlardır:
1. Günümüzde eğitim hizmetlerinin finanse edilmesinde karşılaşılan zorluklar ve daha etkili bir eğitim hizmeti için kaynakların verimli kullanılması gerekliliği, 2. Her geçen gün sahaya çıkan yeni eğitim sağlayıcılarının yarattığı rekabet ortamında eğitimin pazarlanma süreçleri, 3. Öğrencilerin harcadıkları para ve zaman karşılığında daha iyi bir eğitim hizmetine ve sonrasında nitelikli işler bulmaya ilişkin haklı beklentileri, 4. Eğitim kurumlarının sunabildikleri ile geleceğin iş dünyasının beklediği yeterlilikler arasında gözlemlenen farklılıklar, 5. Fiziksel ve sanal kampüs olanaklarının yanı sıra her geçen gün artan devasa veri hacminin etkili bir biçimde kullanım ve organizasyonu, 6. Her geçen gün değişen sektör ve öğrenci taleplerini karşılayabilecek nitelikte yenilikçi ve farklı öğrenme/öğretme deneyimleri sunma gereksinimi, 7. Uluslararası sıralama istatistiklerine sağlıklı ve düzenli veri sağlayabilme iş yükünün yanı sıra yalnızca özelde bu sayısal değerleri değil, bu değerleri ortaya çıkaran bileşenleri de güçlendirme gereksinimi, 8. Nitelikli araştırmacı ve öğretim üyeleri için cazibe merkezi olabilme gereksinimi, 9. Nitelikli ve tekrarlanabilir bilimsel çalışmalara giden yolda nitelikli açık bilim ve araştırma altyapısında yaşanan dönüşümler 10. Böylesine zengin bir dünyanın siber güvenliğinin sağlanabilmesi gibi konulara değinilmektedir (JISC, 2019, ss. 10-23).
Mesleklerin Dönüşümü
Dünya Ekonomik Forumu raporlarına göre sadece makineler tarafından gerçekleştirildiği için yok olan mesleklerin değil daha önce hiç var olmamış ve hayatımıza yeni girecek olan mesleklerin de sayısında bir artış beklenmektedir. Ancak var olan mesleklerin yok oluş hızının, yeni mesleklerin hayatımıza girme hızından çok
daha yüksek olması, uzun vadede bazı ciddi kaygılar da yaratmaktadır.
Dünyada insanlar ve makineler tarafından mevcut işler için harcanan sürenin çok yakın bir gelecekte eşitlenmesi beklenmekte; işverenlerin yüzde 94’ü çalışanlarının yeni yeterliklere gereksinim duyacaklarını öngörmektedir. Yeni teknolojilerin benimsenmesi sürecinde en önemli engel istihdam edilecek hedef kitlenin yeterlikleri bağlamında yaşanan sınırlılıklar ya da ideal yeterlikleri olan bireylere ulaşılamaması şeklinde ifade edilebilir.
Dijital Dönüşümün Tetikleyicileri
Oliveira ve de Souza, OECD ve Dünya Ekonomik Forumu da dâhil olmak üzere farklı uluslararası kuruluşların raporlarını inceleyerek eğitimde dijital dönüşümün tetikleyicilerini teknolojik, örgütsel, dijital öğretim yeterlikleri, öğrenci sosyal yeterlikleri, öğrenci teknik yeterlikleri ve pedagoji olmak üzere altı başlıkta derlemiştir. Tüm tetikleyicilerin güncel gereksinimlere göre sürece entegre edilmesi önem taşımaktadır. Ayrıca tetikleyicilerin her birinin birbiriyle ilişki hâlinde olduğu ve birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği de açıktır.
Dönüşen Yeterlikler
Dijital öğrenci yeterlikleri bilgi ve veri okuryazarlığı, iletişim ve iş birliği, dijital içerik üretimi, güvenlik ve problem çözme olmak üzere beş başlık altında toplanabilir. Eğiticilerin dijital yeterlikleri ise şöyle özetlenebilir:
1. Mesleki kullanım (Kurumsal iletişim, mesleki iş birliği, yansıtıcı uygulama, dijital sürekli mesleki gelişim) 2. Dijital kaynaklar (Dijital kaynakları seçme; dijital içerik yaratma ve uyarlama; dijital kaynakları yönetme, koruma ve paylaşma), 3. Öğretme ve öğrenme (Öğretim, rehberlik, iş birlikli öğrenme, öz düzenlemeli öğrenme) 4. Ölçme (Ölçme stratejileri, kanıtları inceleme, geri bildirim ve planlama), 5. Öğrenenleri güçlendirme (Erişilebilirlik ve kapsayıcılık, farklılaştırma ve kişiselleştirme, öğrenenlerin öğrenme sürecine aktif katılımını sağlama), 6. Öğrenenlerin dijital yeterliklerini destekleme (Bilgi ve medya okuryazarlığı, dijital iletişim ve iş birliği, dijital içerik üretimi, sorumlu kullanım, dijital problem çözme).
Dijital Dönüşüm Sürecinde Trend, Fırsat ve Riskler
Dördüncü endüstri devriminin eğitim ve araştırma pratiklerinde de ciddi bir dönüşüm yaratması, söz konusu dönüşüme uyum sürecinde kurumlarca bazı teknolojilerin yoğun bir biçimde benimsenmesi ve verimli bir biçimde kullanılması beklenmektedir.
Geleceğin Trendleri
2022 EDUCAUSE raporu hazırlanırken Horizon panelistlerine yükseköğretimi şekillendirmesi beklenen ve geleceğin trendleri arasında gördükleri unsurlara ilişkin görüşleri sosyal, teknolojik, ekonomik, çevresel ve politik olmak üzere beş ana başlık altında toplanmıştır. Bu raporda özellikle yükseköğretimin geleceğinde etkili olacağı düşünülen temel teknolojiler Horizon uzmanları tarafından aşağıdaki başlıklar hâlinde özetlenmektedir.
1. Öğrenme analitikleri için yapay zekânın işe koşulması: Kurumların öğrenci başarısını destekleyebilmek adına yapay zekâyı kullanarak farklı sistem ve platformlardan gelen büyük veriyi örgütlemesi, analiz etmesi ve anlamaya çalışmasıdır. 2. Öğrenme araçları için yapay zekânın işe koşulması: Öğrencilerin öğrenme deneyimleri sırasında yapay zekâ destekli araç ve teknolojilerle etkileşime girmeleri, öğrenme deneyimlerinin ve öğrenci performansının yaratıcı davranış ve düşünme biçimlerini destekleyecek biçimde zenginleştirilmesidir. 3. Hibrit öğrenme ortamları: Maliyet ve teknolojik altyapı yatırımı bağlamında en ciddi dönüşümü gerektiren başlık olup yeni teknolojilerin yanı sıra mevcut kampüs olanaklarının ve sınıf ortamlarının da hibrit modellere uyumlu bir biçimde yeniden tasarlanmasını ve zenginleştirilmesini gerektirir. 4. Hibrit ve uzaktan öğrenme uygulamalarının yaygınlaştırılması: Örgüt kültürünün ve pedagojik yaklaşımların hibrit ortama uyum sağlayabilecek şekilde dönüştürülmesini, tüm bu dönüşümü kabul ve gerçekleştirme iradelerini ve bu dönüşümün yararına inanmalarını içeren bir süreçtir. 5. Mikro kredilendirme: Çevrim içi ve esnek öğrenme olanaklarının zenginleşmesi ile geleneksel diploma yerine, belli sektörler ve iş dünyasında çok daha somut karşılığı olan spesifik alan, yeterlik ve bilgiler bağlamında sunulan öğrenme olanaklarıdır. 6. Hibrit ve uzaktan öğretime yönelik mesleki gelişim: Esnek öğrenme ortamlarında verimliliği sağlamak üzere sürekli mesleki gelişim için paydaşların hevesli olmaları, değişime direnç sergilememeleri büyük önem taşımaktadır.
Olası Senaryolar, Fırsat ve Riskler
Pelletier ve arkadaşlarına göre trend ve gelecekte etkili olması beklenen teknolojiler dikkate alındığında dört olası senaryo söz konusudur. Bunlar:
1. Birinci senaryo, hibrit ve çevrim içi öğrenme deneyimlerinin normalleşmesi ve yaygınlaşması ile kişisel öğrenme olanaklarında, mikro kredilendirme uygulamalarında, her geçen gün gelişen yapay zekâ uygulamalarının desteğiyle işlenen verinin miktarında ve doğasında gözle görülür bir gelişme ve büyüme yaşanması;
bireylerin kendi kısıtlı olanaklarından bağımsız olarak kendilerini geliştirme olanaklarına eşitlikçi bir ortamda ulaşabilmelerinin sağlanmasıdır. 2. İkinci senaryo, gezegenin kısıtlı kaynaklarının giderek tüketildiği bir bağlamda gezegen sağlığını geliştirme yolunda örgütsel uygulamaların düzenlenmesi; fiziksel ayak izlerinin azaltılması; çevrim içi, doğa dostu ve fayda maliyet açısından daha verimli uygulamalara dönük yoğun yatırım yapılması; üniversitelerin de kamu regülasyonlarının, yatırım yapan paydaşların ve sektör gereklerinin sürdürülebilirlik bağlamındaki taleplerine paralel olarak bazı finansal adım ve kısıtlarla da karşı karşıya kalmasıdır. 3. Üçüncü senaryo, üniversite liderlerinin kurum misyon ve pratiklerini belli bir politik görüş çerçevesinde şekillendirmek zorunda kalmaları, bu politik bağlantıların kurumun işleyişi, karar verme süreçleri, öğretim programları ve pedagojik yaklaşımlarında bazı belirleyici roller oynaması hatta dünyanın bazı bölgelerinde fiziksel ya da siber güvenlik endişelerinin, gözetleme teknolojileri ve sistemlerine yapılan kurumsal yatırımları da yönlendirmesidir. 4. Dördüncü senaryo ise yükseköğretimin biçim ve işlevlerinin geleceğin iş gücü ihtiyaçlarını karşılayabilecek biçimde dönüşmesinin planlanması; geleneksel dört yıllık diploma programlarının terk edilerek daha pratiğe dönük, özelleştirilebilir ve yaşam boyu devam eden farklı beceri ve mikro kredilendirme yaklaşımlarının esas olmasıdır.
Tüm bu tetikleyici ve trendlerin arka planında yatan temel hedef nitelikli eğitsel kaynaklara erişim ve zengin deneyim yaşama olanaklarının güçlenmesi sonucunda eğitim ve öğretimde kaliteyi pekiştirmek ve verimliliği artırmaktır. Öğrenci merkezli öğrenme deneyimleri zenginleştirilerek öğrencilerin süreçte daha çok söz sahibi olması, aktif öğrenmesi, kendi hızında ilerleyebilmesi ve kendi öğrenme tarzlarına uygun kaynaklara erişebilmesi sağlanmalıdır.