AŞÇ214U-GASTRONOMİDE YENİ AKIMLAR
Ünite 3: Vegan ve Ayurvedik Beslenme
Giriş
Beslenme, dünya yüzeyinde var olan tüm canlıların yaşamını sürdürebilmek amacıyla belirli periyotlarda, tercihleri doğrultusunda çeşitli yiyecek içecekleri tüketme sürecidir.
Beslenme ve Beslenme Alışkanlıkları
Beslenme; büyüme, gelişme, doku yenilenmesi, üreme, enerji temini gibi yaşam fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için gerekli olan besin ögelerinin vücuda alınması ve kullanılması işlevidir.
Hayvan ve bitkilerin yenilebilir kısımlarına besin denir. Gıdalarda bulunan, enerji sağlayan, dokuların oluşum ve yenilenmesinden sorumlu olan, yaşam süreçlerini düzenleyen ve vücut için gerekli olan her türlü organik ve inorganik maddeye besin ögesi denir.
Besin ögelerinin kaynakları ise besinlerdir. Sahip oldukları besin ögelerinin çeşit ve miktarları bakımından benzerlik gösteren besinlerin, başlıklar altında bir araya getirilmesi ile oluşturulan sisteme besin grubu denir.
Günlük hayatta besin ve gıda kelimeleri her ne kadar birbirinin yerine kullanılıyorsa da gıda kelimesi genellikle yiyecek içecek sanayisinde üretilen ve raflarda satılan ürünleri tanımlar.
İnsanların sağlıklı, kaliteli, üretken bir yaşam sürebilmesi dünyada var olan 50 çeşit besin ögesini yeterli ve dengeli miktarda almasını gerektirmektedir. Proteinler, karbonhidratlar ve yağlar enerji verici ve yapıcı besinlerdir.
Beslenme insanların yaşam tarzı ve kalitesi için önemli bir güdüdür. İnsanlar zaman içerisinde damak tadının oturması, benlik algısının yerleşmesi, içerisinde bulunulan toplumsal yapı gibi birtakım nedenlerle kendi beslenme alışkanlıklarını geliştirmekte ve buna uygun besin tüketim tercihlerinde bulunmaktadır.
Beslenme kültürü, insanların ne yediği, yediği besini ne zaman tükettiği, bu besinleri nasıl hazırlayıp pişirdiği ile ilgilidir. İnsanların yaşadıkları fiziksel çevre ile etkileşimleri, tüketecekleri besin çeşitleri ve beslenme kültürlerini belirler.
Beslenme alışkanlıklarında farklılık gösteren noktalar şunlardır;
• Günlük öğün sayısı, • Bir öğünün ortalama dayanıklılık süresi, • Her öğünün bileşimi (porsiyon boyu, çeşidi, içecek alışkanlığı vb.), • Besinlerin sosyal işlevi ve hazır yiyecek olgusu, • Yemeği hazırlayan kişinin cinsiyeti, • Dışarıda yemek yeme sıklığı, • Gıda ürünlerinin alışverişini kimin nereden yaptığı, • En çok tercih edilen gıdaların çeşidi
Vejetaryen Beslenme
Omnivor hem et hem ot ile beslenen canlıyı ifade etmektedir. Fransızcadan dilimize geçen sözcük ‘hepçil’ olarak da kullanılmaktadır.
Vejetaryenlik, temel olarak bitki kaynaklı gıdaların (tahıl, bakliyat, meyve, sebze, kabuklu yemiş ve tohumlar gibi) tüketilmesini içeren bir diyet türüdür. Vejetaryen beslenmede et tüketilmez, ikincil hayvansal ürünler (süt ve süt ürünleri, yumurta vb.) sınırlıdır ve/veya isteğe bağlı olarak tüketilir.
Vejetaryen Beslenmenin Tarihçesi
Erken insan kültürlerinin ağırlıklı olarak bitki temelli bir beslenme uyguladığı oldukça açıktır ancak vejeteryanlığın kesin tarihsel kapsamı bilinmemektedir.
Avrupa’da vejetaryenlik üzerine en eski yazılı belgeler, vejetaryenliğin Yunanistan’da gizemli bir din olarak bilinen Orphic dininin takipçileri tarafından MÖ 6. yüzyıldan itibaren benimsendiğini göstermektedir. Bu dinî grup, hayvanların kurban edilmesini ve et tüketimini yasaklamış ve hayvansal kaynaklı (yumurta dâhil) her şeyi yemeyi reddetmiştir. Yaklaşık olarak aynı dönemlerde Yunan filozof ve matematikçi Pisagor, reenkarnasyon hakkındaki fikirlerini geliştirmiş ve bu da et tüketiminden kaçınılmasına yol açmıştır. Pisagor etik vejetaryenliğin babası olarak kabul edilir ve ortaya koyduğu ilkelerle kendi adının kullanıldığı ‘Pisagorcu yaşam tarzı’ terimini doğurmuştur.
1847’de İngiltere’de ilk vejetaryen toplum kurulmuştur. Amerikan Vejetaryen Derneği 1850’de, Alman Vejetaryen Derneği ise 1867’de kurulmuş ve bunu diğer birçok ülkede vejetaryen toplulukların kurulması izlemiştir. Uluslararası Vejetaryen Birliği, 1908’de Dresden’de başlatılmış; ilk Vegan Topluluğu ise 1944’te İngiltere’nin Leicester kentinde kurulmuştur. 1977 yılında Kuzey Amerika Vejetaryen Derneği ilk olarak Dünya Vejetaryen Günü’nü yerel bir organizasyon olarak kutlamıştır. Dünya Vejetaryen Günü ertesi yıl Uluslararası Vejetaryen Birliği tarafından resmî olarak kabul edilmiş ve dünya çapında kutlanmaya başlanmıştır. Bugün Dünya Vejetaryen Günü çoğunlukla tek bir gün değil bütün bir hafta olarak kutlanmaktadır. Aslında 1 Kasım Dünya Vejetaryen Günü’ne bağlanan ekim ayı, Dünya Vejetaryen Ayı olarak kabul edilir. Vejetaryen Günü Türkiye’de ilk kez 2009 yılında The Vegetarian Club’ın yapmış olduğu basın açıklaması ile gündeme gelmiştir. Türkiye’de 2010 yılında Vejetaryen Kulübünün yapmış olduğu bir organizasyon ile ilk Vejetaryen Günü kutlanmıştır. 3 Mart 2012 tarihinde kurulan Türk Vejetaryen Derneği, Türkiye’de vejetaryen ve veganları tek yapı altında buluşturan ilk ve tek resmî kuruluştur.
Vejetaryen Beslenme Türleri
Vejetaryen beslenme tek tür bir beslenme tipi değildir. Vejetaryen beslenme alışkanlığı geliştiren kişiler, yaptıkları
tüketilen ve tüketilmeyen besin tercihlerine göre farklı isimlerle anılmaktadır.
Lakto vejetaryenlik: Hiçbir et türünün ve yumurtanın tüketilmediği ancak bal, süt ve süt ürünlerinin tüketilebildiği vejetaryen türüdür.
Ovo vejetaryenlik: Hiçbir et türü ile süt ve süt ürünleri tüketilmezken, yumurtanın tüketildiği vejetaryen beslenme türüdür.
Lakto-ovo vejetaryenlik: Et türlerinin tüketilmemesine rağmen hayvan kaynaklı diğer besinlerin tüketildiği vejetaryen diyettir.
Pesko-vejetaryenlik (Pesketaryen): Beslenmesinde balık haricinde herhangi bir ete yer vermeyen vejetaryen türüdür. Pesketaryenler ağırlıklı olarak balıkla birlikte diğer deniz mahsullerini de tüketmektedirler.
Polo vejetaryenlik: Et çeşitleri içerisinde kümes hayvanları tüketilirken kırmızı et ve deniz mahsullerinin tüketilmediği diyet türüdür.
Semi vejetaryenlik: Kırmızı et hariç diğer et çeşitlerini kısmen de olsa tüketen vejetaryen diyettir.
Veganlık: Vegan beslenme vejetaryen beslenme türlerinden biridir.
Vegan Beslenme
Vejetaryen beslenmenin alt türü olarak bilinen veganlık ilk kez 1944 yılında Donald Watson tarafından ortaya atılan ve tanımlanan bir kavramdır. Aynı yıl ilk Vegan Derneği (The Vegan Society) İngiltere’de kurulmuştur.
Vegan Derneğinin yılında yapmış olduğu tanıma göre veganlık, “Hayvanların gıda, giyim ya da başka amaçlarla maruz kaldıkları sömürü ve zulmün her türlüsünden (uygulanabilir olan en mümkün mertebede) kaçınan ve buna ek olarak insanların, hayvanların ve evrenin yararına, hayvan kullanımı içermeyen alternatiflerin geliştirilmesini ve kullanımını destekleyen felsefe ve yaşam biçimidir”.
Vejetaryen terimi aksi belirtilmedikçe veganları da kapsamaktadır. Her vegan bir vejetaryendir ama her vejetaryen bir vegan değildir.
Vegan olmak, hayvan haklarını savunmanın en önemli parçasıdır. Çünkü hayvanlar et, süt ve yumurta üretimi esnasında öldürülür, hakları korunmaz veya istismara uğrar. Yani hayvanları denek yapmak, sirklerde veya havuzlarda insanları eğlendirmek için eğitmek, tekstil endüstrisinde kullanmak, avcılık sporlarında, at yarışlarında, dövüşlerde kullanmak hayvan hakları ihlalidir. Veganlık, veganizm olarak da adlandırılmaktadır.
Veganlığın etik anlayışına karşı iki farklı bakış açısından bahsetmek mümkündür. Birincisi Immanuel Kant’ın ortaya koyduğu görev yaklaşımı olan Katian Etik Yaklaşımdır. Diğeri ise Jeremy Bentham ve John Stuart Mill tarafından geliştirilen Faydacı Etik Yaklaşımdır.
Dünya genelinde 600 milyondan fazla kişinin vegan/vejetaryen beslenmeyi tercih ettiği tahmin edilmektedir.
Vegan Beslenme Türleri
Vegan beslenmenin vejetaryen beslenmenin bir alt türü olduğundan bahsedilmiştir. Ancak vegan beslenmenin de kendi alt türleri olduğunu ve bu türlerin farklı beslenme çeşitliliklerine sahip olduğunu söylemek mümkündür. Bazı kaynaklarda vegan beslenme türleri de vejetaryen beslenmenin altında sıralanmaktadır. Vegan beslenme türleri aşağıdaki şekildedir:
Ravistler: Bu diyeti takip edenler yemeğin pişirilmeden tüketilmesi gerektiğini savunurlar.
Fruvitarianlar veya Früitistler: Vegan beslenmenin en katı türü olarak ifade edilen frutaryenlik sağlıkla ilgili, kültürel, çevresel, dinî, ahlaki ve çevresel nedenlerle tercih edilmektedir. Frutaryen beslenme tarzında sadece meyveler ve botanik bakımdan meyve sayılan salatalık, kabak, domates ve biber gibi sebzeler tüketilebilmektedir.
Zenmakrobiyotikler: Zenmakrobiyotik beslenme Japon George Ohsawa tarafından geliştirilmiştir. İnsan sağlığının yanında insan mutluluğunun da yalnızca tahıla dayalı bir beslenme türü ile mümkün olabileceğine inananların takip ettiği beslenme tarzıdır. Özellikle 1893 ile 1966 yılları arasında çok fazla tercih edilen, popüler bir diyet olmuştur.
Yüksek karbonhidrat/düşük yağ diyeti: HCLF (High- Carbohydrate Low-Fat) olarak anılan vegan diyet genel anlamda ravist beslenmeye benzer nitelikler taşımaktadır. Toplamda gün içinde 100 kalori alımına dayanan bu diyet çeşidinde, alınabilecek karbonhidrat miktarı 80 kalori iken yağ ve protein miktarı da toplamda 20 kaloridir.
Nişasta çözümlü diyet: Yüksek karbonhidrat/düşük yağ diyetinde alınan karbonhidrat kısmının genelde nişasta ile karşılandığı diyet türüdür.
Güzellik detoksu vegan diyeti: Kimberly Snyder’ın yazdığı kitap ile popüler olan diyet, ravist veganlığı, HCLF diyetini ve yeşil smoothielerin tüketimini içeren bir diyet türüdür.
Glutensiz vegan diyeti: Gluten intoleransı bulunan veganların tercih ettiği diyet türüdür.
Low FODMAP Vegan: Mayalanabilir monosakkarit, disakkarit, oligosakkarit ve polyol çeşitlerinin azaltılarak kullanımını içeren bir diyet türüdür.
Freegan: Freeganlar dışarıda ücret ödeyerek yeme içme ürünlerinin alınmasına karşı çıkan bir gruptur.
Mono-islands diyeti: 7 veya 21 gün süreli olarak takip edilen geçici bir diyet çeşididir. Genelde bu diyet türünde patates, muz ve yapraklı sebzeler tüketilmektedir.
Paleo Vegan/Pegan: Paleo diyeti, antik dönemlerdeki alışkanlıklara göre beslenmeyi esas alan bir beslenme türüdür.
Vegan Beslenme ve Sağlık İlişkisi
Sağlık açısından değerlendirildiğinde yapılan çalışmalar vegan beslenmenin omnivor (hepçil) beslenmeye göre daha sağlıklı olduğunu belirtmektedir. Veganlar fiziksel olarak bakıldığında daha iyi bir görünüme ve daha zayıf olmaya meyillidirler. Ayrıca bazı çalışmalar, veganların omnivorlara göre yaşam memnuniyetlerinin daha yüksek, stres ve kaygı düzeylerinin daha düşük olduğunu belirtmektedir.
Vegan bir diyette tüketilen yiyecekler her zaman sağlıklı olmayabilir. Vegan diyette tüketilen meyveler, sebzeler, baklagiller, kabuklu yemişler, tohumlar, sağlıklı yağlar ve tam tahıllar sağlıklı gıdalar olarak nitelendirilmektedir. Bununla beraber yine vegan diyette yer verilen şeker, tuz, sağlıksız yağlar ve yüksek tahıl bazlı gıdalar sağlık açısından sorun teşkil edebilecek gıdalardır.
Vegan beslenmede önemli olan noktalardan biri dengeli beslenmedir. Bazı araştırmalar vejetaryen beslenme türleri içerisinde en katı kurallara sahip olan vegan beslenenlerde anemi, osteoporoz ve B12 vitamini eksikliğinin görülebileceğini ifade etmektedir. Veganlar da doğru beslenme programı takip etmedikleri sürece eksiklikleri önlemek adına kalsiyum, omega, demir, çinko, D vitamini takviyesine ihtiyaç duyabilmektedirler .Dolayısıyla vegan bireylerde besin ögesi alımı dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan biridir. Vegan beslenmede temel besin ögeleri şu şekilde karşılanmaktadır.
Protein: büyüme ve gelişimin devam ettirilmesini sağlayan makro besin ögesidir. Erişkin bir kişinin protein ihtiyacı ortalama 1,1 gr/kg’dır. Bir proteinin değerini belirleyen, içerdiği amino asitlerin miktarı, çeşidi ve esansiyel olup olmadığıdır.
Yağ Asitleri: Yağların insan vücudunda A, D, E, K vitaminlerini çözmek, proteinlerle birleşip lipoprotein oluşturmak ve kan lipit düzeylerini dengelemek gibi önemli işlevleri bulunmaktadır. En önemli yağ asidi kaynakları deniz mahsulleri iken bitkisel kaynaklı olanlar ceviz, keten tohumu, bitkisel yağlar, mısır ve soya fasulyesidir.
Demir: Başlıca görevi vücuttaki oksijenin taşınması olan demirin DNA sentezinde, elektron transferinde, bağışıklık sisteminin güçlenmesinde ve bilişsel performansta önemli görevleri bulunmaktadır. Demir eksikliğinde anemi hastalığı ortaya çıkmaktadır. Hayvansal kaynaklı demir, bitkisel kaynaklı demire göre vücutta daha iyi emilmektedir. Kırmızı ve koyu yeşil sebzeler, badem, mercimek, kuru fasulye, bulgur, kuru erik suyu ve şeker kamışı şurubu veganlar için demir yönünden zengin kaynaklardır.
D Vitamini: Kemik gelişimi ve sağlığı, sinir sistemi dengesi, bağışıklık sistemi ve kronik hastalık gelişimi için çok önemlidir. Eksik olduğu durumlarda raşitizm, osteoporoz ve büyüme geriliği görülebilmektedir.
Kalsiyum: Kemik sağlığı, kas fonksiyonları, sinir iletimi, kan pıhtılaşması, diş sağlığı konusunda çok önemli
görevleri vardır. Bitkisel kaynaklı kalsiyum tam tahıllar, kuru baklagiller, tahin, susam, badem, fıstık, fındık, incir, çin lahanası, şalgam yeşilliği, kara lahana ve yeşil yapraklı diğer sebzelerden alınabilir.
B12 Vitamini: Büyüme ve üreme fonksiyonları için oldukça önemli olan vitamindir.
Çinko: DNA sentezi, bağışıklık sistemi, protein sentezi, hücrelerin büyümesi, gelişimi ve onarımı için çok önemlidir. Eksikliğinde büyüme geriliği, kısırlık, hipogonadizm, anemi, saç ve cilt sağlığı ile ilgili sorunlar görülebilmektedir.
İyot: Kalp, beyin, kas, böbrek, hipofizlerin gelişimi, tiroid hormonu, T3 ve T4 hormonları için son derece önemli bir elementtir. İyot eksikliği durumunda tiroid bezi büyümekte ve guatr hastalığı ortaya çıkmaktadır.
Ayurvedik Beslenme
Alternatif ve tamamlayıcı tıbbi uygulamaların kökeni, Eski Çin’in Ayurvedik tıp anlayışına dayanmaktadır. Eski çağlardan beri şifacılar ve şamanların bulunduğu toplumlarda, bitkilerin tedavi amacıyla kullanımı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır Hindistan’da yüzyıllardır uygulanan en eski geleneksel sağlık sistemi olarak bilinen Ayurveda günümüzde de bir tıp alanı olarak kabul edilmektedir. Ayurveda’nın geçmişi MÖ 2500’lü yıllara dayandırılmakta ve “science of life” yani “yaşam bilimi” anlamına gelmektedir.
Bu sisteme göre; insan vücudu ve içinde yaşadığı evren bir bütünü oluşturmaktadır ve insanın sağlığı da gerçekte bu bütünü oluşturan birtakım unsurların dengesi durumundadır.
Ayurveda sistemine göre insan bedeni uzayda yer alan 5 elementi içerisinde bulunduran bir yapıdan oluşmuştur. Bu elementler hava (vayu), eter (akasa), su (jala), ateş (teja), topraktır (prithvi). Bu 5 elementin birleşimi ile de Vata, Pitta ve Kapha olarak isimlendirilen doşalar oluşmaktadır Doşalar insan bedeni ve zihninde bulunan farklı fizyolojik işlevleri yerine getirerek her bir bireyi oluşturan enerjileri ifade etmektedir.Vata dengesi eter (boşluk) ve havadan, Pitta dengesi ateş ve sudan, Kapha dengesi ise toprak ve sudan oluşan birleşimlerdir.
Ayurveda uygulaması, zamanın etkilerinin azaltıp, vücudun bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek olarak özetlenebilir.
Ayurvedik beslenmede besinler sınıflandırılırken protein, karbonhidrat ve yağlara göre sınıflandırılmaz. Bu beslenme tipinde besinler altı tat grubuna göre sınıflandırılır. Bunun en önemli sebebi her bir tadın dilde algılanıp mideye indikten sonra, sindirim sürecinde ve metabolize olduktan sonra da çok daha farklı etkilere sahip olmasıdır.
Ayurvedik Beslenmede Tatların Genel Özellikleri
Gıdaların genel olarak tatlı, ekşi, tuzlu ve acı olarak sınıflandırıldığı bilinmesine rağmen, Ayurveda’da gıdaların vücut üzerindeki etkisine göre baharatlı ve keskin
olarak bilinen iki farklı tat vardır. Her lezzetin bedenimiz, zihnimiz, duygularımız ve ruhumuz üzerinde farklı etkileri vardır. Ayrıca, her birinin vücudun yapı taşları üzerindeki etkisi farklıdır.
Tatlı: Hücre ve doku yapısının oluşumunda tatlı tat büyük rol oynar. Tatlı tada ayurvedik su ve toprak hâkimdir. Dolayısıyla ağır, yağlı, ıslak ve soğuk özelliklere sahiptir. Bunlar özellikle hava elementinin yoğun olduğu vata beden tipinin topraklanması için çok faydalı besinlerdir. Kapha vücut tipleri, tatlı tadın su ve toprak elementlerinin oluşturduğu kapha doshayı artıracağından, bu yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durmalıdır.
Ekşi: Vücudun mineralleri emmesi ve dokuların arınması için gereklidir. Ayurvedik toprak ve ateş elementlerini içeren ekşi tadın özelliği sıcak, hafif, kaygan ve nemli olmasıdır. Ekşi, vata enerjisini dengelemeye yardımcı olurken pitta ve kapha doshayı artırır. Ekşi doğası gereği keskindir, psikolojiyi uyarma ve dikkati artırma etkisine sahiptir. Dengeli tüketildiğinde çevre ile uyum hâli yaratırken, aşırı tüketildiğinde kıskançlık ya da nefret duyguları uyandırabilir.
Tuz: Yiyeceklerin tadını iyileştirir, sindirimi artırır ve dokuları nemlendirir. Ateş ve su elementlerinin bir araya gelmesiyle oluşan tuzlu aromaların özellikleri ısı, ağırlık, nem ve güvenilmezliktir. Tuzlu yiyecekler yemeğin lezzetini artırır. Bu sebeple tuzlu yiyeceklere karşı alışkanlık kazanmak çok kolaydır. Sınırlı ve tam kullanım durumunda sindirimi düzenler, bağırsak geçişini kolaylaştırır, dokuları nemlendirir, mukozayı akıcı yapar, vücudun mineral dengesi üzerinde olumlu etkiye sahiptir ve sinir sistemini sakinleştirir.
Keskin (Yakıcı): Sindirimi uyarır ve metabolizmayı hareketlendirir. Altı aromanın en ateşlisi olma özelliğiyle keskin aromanın bir diğer özelliği de kuru ve yavan olmasıdır. Ateş ve hava elementlerinin ortak aroması olan keskin tadın bir örneği, yaygın olarak baharatlarda ve sınırlı oranda bazı sebzelerde bulunur. Keskin tatlar vata ve pide enerjisini artırırken kapha’yı dengelemeye yardımcı olur. Keskin aromanın dramatik bir etkisi vardır ve zihne nüfuz eder.
Acı: Dokuları hafifletir ve toksinleri arındırır. Ayurvedik element olan hava ve boşluk, acı tadın soğuk, hafif ve kuru karakterini ortaya çıkarır. Ancak acılık algısında keskin, sert, yakıcı ve şiddetli özelliklerinden dolayı birçok acı gıdada başka tatların bir karışımına rastlanır. Acı gıdalar güçlü detoks gücüne ek olarak antibiyotik, antiparaziter ve antiseptik özelliklere de sahiptir.
Buruk: Suyu emer, dokuları sıkılaştırır ve yağları kurutur. Tatlar arasında algılanması en zor olanı buruk tattır. Buruk tadın en güzel örneği tam olgunluğa erişmemiş Trabzon hurmasıdır. Buruk tada sahip gıdalar antiinflamatuar ve kan temizleyici özelliklere sahiptir. Vata enerjiyi artırırken pitta ve kaphayı dengeler. Buruk gıdaları sınırlı miktarda tüketmek, zihnin düzenli ve kontrollü bir şekilde çalışmasını sağlarken çok fazla tüketilmesi ise
uykusuzluğa, kaygıya ve depresyona neden olabilir. Çok fazla tüketmeye devam etmek aşırı kilo kaybına, kabızlığa ve şişkinliğe neden olabilir.
Ayurvedik Beslenmede Doshalara Göre Beslenme
Ayurveda’da üç tip bünye tipinden (dosha) bahsedilmektedir. Bunlar Vata, Pitta, Kapha’dır. Doshalar insanın kişilik özellikleri dâhil olmak üzere beslenme düzeninde de önemli etkilere sahiptir. Doshaların dengesizliği, kişilikte ve bünyede birtakım problemlerle karşılaşılmasına sebep olabilir.
Vata: Vata dengesi hava ve eterden oluşur. Vata doshaya hâkim olan insanlar yaratıcı, enerjik ve doğaldır üstelik risk alırlar. Vata dengesi bozulduğunda doshası baskın olan kişiler sinirlilik, korku, yorgunluk, depresyon ve saldırganlık yaşarlar. Vata doshayı dengeleyen bir diyetteki en faydalı lezzetler tatlı, ekşi ve tuzlu yiyeceklerdir. Tatlı ve dengeli vatada
Pitta: Ateş ve suyun birleşimidir. Pitta dosha baskın insanlar doğuştan gelen bir liderlik ve yönetim ruhuna sahiptir ve karar vermeye odaklanır. Pitta dengesi bozulduğunda vücut ısısı yükselir, asabiyet, sabırsızlık ve duygusal dengesizlikler görülür. Pitta doshanın tercih edilen ayurvedik beslenme tatları tatlı, buruk ve acıdır. Sütlü yiyecekler pitta dengesini sağlar. Süt, tereyağı ve ghee kullanılabilirdir. Balın yanı sıra tatlı tatlardan da kaçınılmalıdır.
Kapha: Elementleri toprak ve sudur. Kapha doshası yüksek olan insanlar toplumun liderleri olarak kabul edilir. Kapha oranları, duygudurum dalgalanmaları en az olan ve yüksek düzeyde vicdanlılık ve vicdan sahibi olan bireyler arasında daha yüksekti. Kapha dengesi bozulduğu zaman bireylerde madde bağımlılığı, aşırı sahiplenme, aşırı duyarlılık söz konusu olabilmektedir. Kapha doshası yüksek olan kişilerin ayurvedik beslenmede tercih etmesi gereken tatlar acı, keskin ve buruk tatlardır. Tuzlu, tatlı, ekşi yiyecekler mümkün olduğunca az tüketilmelidir.