ARK104U-ORTAÇAĞDAN GÜNÜMÜZE ANADOLU UYGARLIKLARI
Ünite 1: Erken Bizans Dönemi
Giriş
Bizans tarihinin dönemlendirilmesi, ne zaman ya da nasıl başladığı konusunda farklı disiplinler ve araştırmacılar aynı görüşü paylaşmamaktadır. tarihi araştırmacılar tarafından sosyal ve kültürel olaylara göre tasnif, hanedanlara göre ve kronolojik tasnif olmak üzere genellikle üç farklı şekilde dönemlendirilmektedir. Kronolojik tasnif Bizans tarihini; Erken Bizans, Orta Bizans Dönemi ve Geç Bizans Dönemi olmak üzere üç döneme ayırır. Erken Bizans Dönemi’nin başlangıcı için İ.S. 4. yüzyılda Konstantinopolis’in inşa edilmeye başladığı 324 yılı dikkate alınmaktadır. Erken Bizans Dönemi İ.S. 4. yüzyıl ve 7. yüzyıl ortası ile karakterize edilmektedir. Araştırmacılar Erken Bizans Dönemini genellikle “Geç Antik ve Erken Hristiyan Dönemi (İ.S. 324-527) ve “Justinianus Dönemi” olarak iki başlık altında değerlendirmektedir.
Tarihçe
Bizans Dönemi’nin başlangıcı için İ.S. 4. yüzyılda Konstantinopolis’in inşa edilmeye başladığı 324 yılı dikkate alınırsa, 1453 yılında İstanbul’un Türkler tarafından fethedildiği döneme kadar yaklaşık 11 asırdan fazla varlık gösteren imparatorluğun coğrafi sınırları da her zaman aynı kalmamıştır. Yani Bizans 6. yüzyılda İspanya, İtalya, Balkanlar, Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır ve Tunus’a hakimken, 7. yüzyılda İslamiyet’in doğuşu ile Mısır, Filistin, Suriye, Güney ve Doğu Anadolu’nun önemli bir bölümü kaybetmiştir. 9. yüzyılda ise Batı Roma ve Balkanların batısı Cermen asıllı krallıkların eline geçmiştir. 1071 Malazgirt Savaşı sonrası Selçuklu Türklerinin Marmara sahillerine kadar gelişi, 1204 yılında Konstantinopolis’in IV. Haçlı Seferi ile işgal edilmesi, 1261 yılında kenti Latinlerden geri alıp coğrafyasını genişletmiş olsa da artık Batı Anadolu topraklarının Türk Beylikleri ve Osmanlıların, Balkanların büyük bölümünün de Sırplar ve Bulgarların hakimiyetine girmesi imparatorluğun coğrafi sınırlarının değişmesine neden olmuştur. Bizans uygarlığı tarihinde değişmeyen ise imparatorluğun Akdeniz etrafında kurulmuş ve kültürünün bu coğrafyadan fazlasıyla etkilenmiş olmasıdır. I. Konstantin/Büyük Konstantin, Batının Agustusu Maxentius’u (İ.S.306-312) Roma kenti dışındaki Milvia Köprüsü Savaşı’nda yenerek Batı Roma’nın Agustusu olmuştur. İ.S.313 yılında I. Konstantin Doğu’nun Agustusu Licinius (İ.S.308- 324) ile Milano’da Milano Fermanı olarak adlandırılan bildiriyle tüm imparatorluk sınırlarında Hristiyanlığın serbest bir din olduğunu ilan etmiştir. Bu bildiri ile Roma imparatorluğunda Hristiyanlığa karşı hoşgörünün kurumsallaştığı söylenebilir. I. Konstantin Doğu’nun Agustusu Licinus’u Khrysopolis’te (Üsküdar) yenerek imparatorluğun tek hâkimi olduğunda ise dörtlü idare (tetrarşi) sona ermiştir. I. Konstantin, İ.S. 324 yılında imparatorluğun başkentini Byzantion’a taşıma kararı almış ve Byzantion’u 6 yıllık bir yapım seferberliği sonucu 330 yılında başkent olarak ilan edilmiştir. I.Konstantin’in 337 yılında ölümü sonrası imparatorun onuru adına kentin adı Konstantinopolis (Konstantin’in şehri) olarak değiştirilmiştir. İmparatorluğun bir bütün olarak artık Roma’dan yönetilemeyeceğini fark eden I. Konstantin başkenti Byzantion’a taşımanın yanı sıra askeri, sivil kurumlar ve mali sistemde bir dizi reformlar da gerçekleştirmiştir. I. Konstantin, kilise birliğini sağlamak için Nikaia’da (İznik) 20 Mayıs 325’te Birinci Ekümenik Konsili (Hristiyan inanç esaslarını sağlamlaştırmak için kilise liderleri ve ilahiyat otoritelerinin düzenlediği toplantı) toplamıştır. İ.S.379 yılında tahta çıkan I. Theodosius (Büyük Tehodosius) imparatorluğun Doğu ve Batı’sını yönetmiş son imparatordur. yılında Hristiyanlığı imparatorluğun tek meşru dini olarak ilan eden imparatorun 395 yılında ölümünden sonra imparatorluğun Doğu’suna oğlu Arcadius Batı’ya ise diğer oğlu Honorius hükmetmiştir. İ.S.350 yılında Orta Asya’da yaşayan Hun kabilelerinin batıya göç etmesiyle başlayan Kavimler Göçü ilerleyişi İ.S.476 yılında Batı Roma’nın yıkılmasına neden olmuştur. Bu saldırılara direnen Doğu Roma ise hem doğuda Sasaniler hem de Batı’da Balkanlarda Slav saldırıları ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Uzun savaşlarla geçen dönemin ardından İmparator I. Justinianus Kuzey Afrika, İtalya ve Güney İspanya’yı hakimiyeti altına almıştır. Bu fetihlerden anlaşılacağı üzere 565 yılında I. Justinianus öldüğünde Bizans İmparatorluğu Akdeniz doğu bölgesi, Anadolu başta olmak üzere Trakya, Balkanlar, Makedonya, Sırbistan, Yunanistan ve İslamiyet’in doğuşuna kadar da Mısır, Suriye, Filistin’e hakim olmuştur.
Bizans Mimarisi Dini Mimari
Hristiyanlığın İ.S.4.yüzyılda serbest bir inanç haline gelmesiyle birlikte İmparatorluğun Doğu’sunda Batı’sında anıtsal dini yapılar inşa edilmeye başlamıştır. Hristiyanlığın putperestliğin yeni almasıyla beraber mimaride ifade bulan sanat 5.yüzyılın başlıca başarısı arasındadır. Bizans sanatının işlevsel ve esas olarak dini olması, Tanrı, imparator ve insanlık arasındaki ilişkileri tasvir etmenin en etkili yolunun inanç olması hem Doğu’da hem Batı’da imparatorluğun dininin Hristiyanlık olması, kimi küçük bazıları ise geniş halk kitleleri için inşa edilmiş kiliselerin yaratılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Arkeolojik açıdan İ.S.200 yılı öncesine tarihlenen dini bir yapı henüz tespit edilmemiştir. İmparatorluğun doğusunda en erken tarihli örnek Suriye’de yer alan Dura Europos’taki (Salihiye) Ev Kilise’dir. İ.S.232/33 yıllarına tarihlenen bu ev, ibadet ve vaftiz odasının yer aldığı tek örnektir. İmparatorluğun Batı’sında ise bilinen en erken örneklerde katakomplardır. Kilise, şapel, vaftizhane, martirium, hipoje, katakomp gibi yapılar Erken Bizans dini mimarisi yapı türleri arasında yer almaktadır. Yeni ibadet yapıları olan kiliseler, Roma döneminde mahkeme salonu olarak kullanılan bazilikalardan esinlenerek inşa edilmiştir. Erken dönem Bizans bazilikaları örtü ve mimari özelliklerine göre; Ahşap Örtülü (Hellenistik) Bazilika, Tonoz Örtülü Bazilika, Kubbeli Bazilika ve Transeptli Bazilika olmak üzere dört başlık altında değerlendirilir. Erken Bizans Dönemi dini mimarisinde “Merkezi Planlı Yapılar” da görülmektedir. Kiliselerin yanı sıra özellikle vaftizhane ve martirium gibi yapılarda kubbenin egemen olduğu merkezi plan tipinin Rotonda (daire planlı), Oktagon (sekizgen planlı), Hekagon (altıgen planlı), Trikonkhos (üç yapraklı yonca), Tetrakonkhos (dört yapraklı) ve Kare İçinde Sekizgen Planlı olmak üzere altı çeşidi vardır. Oktagon (sekizgen) plan tipinin uygulandığı başkent İstanbul’daki Azizler Sergios ve Bakhos Kilisesi (Küçük Ayasofya Camii), günümüze özgün hali ile gelmesi açısından önemlidir. Mısır’da. 3. yüzyıl sonu ve 4. yüzyıl başlarında ortaya çıkan manastır hareketinin temelinde Hz. İsa’yı örnek almak, onun bilgisine sahip olmak, aklın ve vücudun getirdiği günahlara karşı mücadele etmek yatmaktadır. Mısır’da ortaya çıkan bu münzevi yaşam Suriye, Filistin, Anadolu ve başkent Konstantinopolis’i de etkilemiştir. Münzevilerin sayısı arttıkça manastır toplulukları da yayılmaya başlamıştır. Konstantinopolis’te Studios Manastırı, Sina Dağı’ndaki Aziz Katharina Manastırı, Kapadokya’daki manastırlar, Athos Dağı’ndaki ve Ortodoks dünyasındaki diğer yerlerdeki manastırlara Kaisareia’lı Basileios’un kuralları örnek olmuştur.
Sivil Mimari
Hipodrom, evler-saraylar, meydanlar-dikilitaşlar, limanlar ve su tesisleri sivil mimari içinde değerlendirilmektedir. Hipodrom, içinde atlı araba yarışlarının yapıldığı, bir ucu dairesel biten (sphendone) uzunca dikdörtgen biçimli plana sahip yapılara denir. Latince daire halka anlamına gelen “circus” da içinde at ve araba yarışları yapılıp bazı oyunların oynandığı yapı olarak tanımlanmaktadır. Antik çağın en eski circusu Roma’daki Circus Maximus’dur. Halk için toplumsal buluşma, eğlence alanı ile ideolojik ve siyasal açıdan da önemli olan hipodromlarda araba yarışlarının yanı sıra akrobasi gösterileri, danslar ve vahşi hayvan mücadelelerinin de sergilendiği bilinmektedir. İmparator mahiyetinin Hipodromdaki oyunları izledikleri ve Büyük Saraya bağlanan balkon hipodrom locası, kathisma olarak nitelenir. Geç Roma-Erken Bizans Döneminde evler, insula (apartman tipi) ve domus (özel konutlar) olmak üzere iki ana tipte karşımıza çıkmaktadır. Bizans Sarayları özel saraylar, imparator sarayları ve piskoposluk sarayları (konutları) olmak üzere üç başlık altında incelenebilir. İmparatorluğun Roma, İstanbul, Milano, Ravenna ve Selanik gibi kentlerinde özel ya da imparatora ait sarayları olduğu bilinmektedir. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde İstanbul’un kent içi imgesi Mese çevresinde şekillenmiştir. Mese başkent Konstantinopolis’in bütün tarihi boyunca kaburgasını oluşturan ana yol ya da orta yol olarak tanımlanabilir. Roma ve Bizans dönemlerinde Mese, Türk döneminde ise Divanyolu olarak anılmaktadır. Million Taşı, Bizans döneminde Konstantinopolis’in ortasında bulunan ve imparatorluğun belli başlı merkezlerinin başkente uzaklığının kaydedildiği anıtsal mil taşıdır (1 Roma mili yaklaşık 1.480 m.). Bugünkü Sultanahmet Meydanı’nda olan Million Taşı, “Altın Million” olarak da anılmaktadır. Şehrin Konstantinopolis olarak yeniden kuruluşundan kısa bir süre sonra tetrapilon (dört sütunlu) olarak Roma’daki Milliarium Aurum’dan esinlenerek inşa edilmiştir. Su kemerleri, sarnıçlar, hamamlar ve köprüler sivil mimarinin diğer örnekleridir.
Askeri Mimari
Surlar şehir savunmasının en önemli kısmını oluşturmaktadır. Kaleleri kuşatan kalın ve yüksek beden duvarlarına “şehir suru”, şehir surlarını dışarıdan destekleyen aralıklarla yerleştirilmiş çıkıntılar ise “burç” ya da “kule” olarak adlandırılır. Savunma kulesi işlevi gören burçlar üçgen, oval, çokgen, dörtgen olabilir. Kulelerde ve surların üzerinde ok atma açıklığı olarak tanımlanan mazgal siperleri (barbata) hemen arkasında surun üzerinde yer alan ulaşımı sağlayan yol (seyirdim) bulunmaktadır. Bugün İstanbul’da halen görülebilen ve Theodosius Surları olarak da bilinen surlar Antikçağ’dan ve Erken Ortaçağ’dan günümüze ulaşmış en muhteşem savunma sistemidir.
Bizans Resim Sanatı
Roma sanatının vazgeçilmez bir unsuru olan resim ve tasvir geleneği, aynı kültürün devamı olan İmparatorluğunun erken çağlarından itibaren örneklerle izlenir. Roma’nın kültürel mirası üzerine yapılanan Bizans’ın Hristiyanlık inancıyla buluşturduğu tasvir geleneği, kiliselerdeki mekân olgusuyla bütünleşmiş ve vazgeçilmez bir unsur halini almıştır. Roma sanat geleneğinin önemli bileşeni olan klasik estetiğe karşı, Bizans dünyasında Hristiyanlığa özgü idealleri içeren farklı bir estetik ortaya koyma çabası erken dönemlerden itibaren karşımıza çıkmaya başlar. Bu yeni estetik anlayış, salt ideal güzellik ve uyumu sorgulayan klasik estetiğin aksine içsel güzellik biçimi ortaya koymayı hedeflemiştir. Hristiyanlığın devletin resmi dini olarak kabul edildiği Erken Hristiyanlık döneminde ibadet mekânı olan Kiliselerin yanı sıra, Hipoje (mezar yapısı), sivil ve resmi yapıların duvar resimleri ile bezendiğini gösteren eserler belgelenmektedir. Günümüzde saptanabilen en eski örnek, MS.3.yüzyıla tarihlenen ve kilise işlevi ile kullanılan Suriye’deki Dura Europos’daki bir evin içinde yer alır. Erken Hristiyanlık dönemine ait yapılarda resim örneklerinde fresko ya da mozaik tekniğinin kullanıldığı görülmektedir. Fresko, ıslak kireç sıva üstüne, ezildikten sonra su ya da su ve kireç bileşimi bir bağlayıcı ile karıştırılan boyalarla yapılan duvar resmi tekniğidir. Yüzey kurudukça kireç, boyanın sıvaya nüfuz etmesini sağlar. Bu tekniklerle ilgili en karakteristik örnekler Roma Katakomplarında karşımıza çıkar. Günümüzde tespit edilebilen katakomp resimlerini konularına göre şu şekilde gruplandırabiliriz: 1. Dini konulu sahneler (Yeni Ahit (İncil) ve Eski Ahit (Tevrat)kaynaklı); 2. Mezarları bulunan aziz ve azize portreleri; 3. Konusuz tasvirler (Tek figürler, haç vb. gibi sembolik tasvirler); 4. Bitkisel ve geometrik bezemeler. Erken Bizans dönemi resim sanatının Anadolu’da saptanan ender örneklerinden biri İznik, Elbeyli Köyündeki Hipoje (mezar yapısı)’dir. Doğrudan dini konulu sahneler yer almamakla birlikte mekânın içinde yoğun bir sembolizmle karşılaşılır. Bizans dönemi resim sanatının Anadolu’daki izleri söz konusu olduğunda değinilmesi gereken örneklerden biri de duvarları freskolarla, tabanları ise mozaik ile döşenmiş Efes, Yamaç Evler’dir. Mozaik ise taş, mermer, pişmiş toprak, cam ve değerli taşların küçük geometrik parçacıklar halinde harç üzerine dizilerek yapılan dekorasyondur. Genelde mimariyi tamamlayıcı ve dekoratif bir süsleme sanatı olarak karşımıza çıkar. Mozaikte kullanılan çakıl taşlarının tıraşlanmış bir şekilde yapılmasına “Tessera” adı verilmektedir. Roma dönemi mozaikleri çakıl veya camdan yapılmış tesseralardan üretilmiştir. Bizans dönemi mozaiklerinde ise altın ve gümüş yaldızlı tessera kullanımı oldukça yaygındır. Bilinen en erken tarihli örnek, Roma Aziz Peter Kilisesi altındaki Julianus mezarının tonozunda yer alır. Atlı arabasıyla gökyüzüne çıkan figür, başından ışınlar saçan bir İsa tasviridir. MS.3. yüzyıla tarihlenen mozaikte cam tesseralar kullanılmıştır ve Hristiyan mozaiklerin bir öncüsü olarak nitelendirilebilir. Erken Bizans resim sanatının önemli örnekleri el yazmalarındaki resimlerle belgelenir. İkonakırıcı dönemde anıtsal resim sanatının uğradığı tahribata karşın, el yazmaları dönemin manastır kitaplıklarında, saraylarda kiliselerde korunabildiği için günümüze ulaşabilmiştir. Bizans döneminde, el yazmaları Başkentin yanı sıra Antakya, İskenderiye, Kayseri ve Kudüs’de hazırlanmıştır. Erken dönemin el yazmaları arasında erguvani (erguvan rengine sahip) parşömen ile hazırlananlar önemli eserler olarak belgelenir. Bunlar arasında Viyana Genesis (31 No’lu) el yazmasında Tevrat konulu sahnelerin öykücü bir dille resimlendiği izlenir. Erken dönemi resim sanatındaki Hellenistik etkinin de izlendiği Sinop İncili, az sayıda resim içeren bir örnektir. Doğu üslubunun izlendiği, Suriye kökenli olduğu düşünülen bir diğer erguvani yazma, Rossano İncili ve Rabula İncili’dir. Zagba Manastırı’nda yazıldığı bilinen İncil’de tam sayfa resimlerin yanı sıra sayfa kenarına yerleştirilmiş tasvirler de yer alır. De Materia Medica adlı bir farmakoloji kitabı, Cotton İncili önemli örnekler arasındadır. Bizans resim sanatının önemli bir diğer unsuru İkona’dır. Etimolojik olarak Yunanca “eiko” fiilinden türetilen, ‘tasvir, suret’ anlamına gelen ikona, boya ile ahşap panel üzerine yapılan ve ibadet amacı da taşıyan dini konulu resimlerdir. Bir sanat eseri olarak algılanmasının ötesinde önemli bir liturjik öge olan ikonaların en erken tarihli örnekleri Sina Dağı Katherina Manastırı’nda belgelenir. Manastır, İkonakırıcı dönemde Bizans’ın hâkimiyet alanı dışında kaldığından eserlerin çoğu günümüze kadar ulaşmıştır. Manastırdaki en erken tarihli ikonalar 6.yy.’a tarihlenir.
Bizans El Sanatları
Bizans el sanatları başlığı altında ele alınan maden, seramik, tekstil ve lüks objeler (cam, fildişi, ipek, altın ve gümüş eserler) “imalat ve zanaatçı işi olarak ikincil üretim olarak değerlendirilmektedir. Bizans döneminde aletler, kaplar ve mefruşat gibi kırsal hayatın temel araç-gereçleri genellikle köylerde üretilmiştir. Aileler sepet, kandil, giysi ve seramik gibi ihtiyaçlarını evlerinde üretmişler, bunların fazlalarını ise satmışlardır. Bunun yanında bazı kırsal yerleşimlerde marangozluk, demircilik, seramik, dokuma ve dericilik gibi uzmanlaşmış özel zanaat kolları da görülmektedir. Lüks objeler (cam, fildişi, ipek, altın ve gümüş eserler) imparator, saray ve yüksek rütbeli memurlar gibi daha küçük bir pazara hizmet etmiştir. Lüks objelerin üretimi ve ticareti imparatorluğun ilk yıllarından itibaren devlet tekeline alınmış ve sıkı bir denetim altında tutulmuştur.
Maden
Bizans maden yapım sanatında altın, gümüş, bakır, bronz, demir pirinç, bakır çinko gibi malzemeler kullanılmıştır. Maden eserlerin yapım teknikleri; Dövme, Döküm ve Tornada Çekme’dir. Süsleme teknikleri; Kazıma, Kabartma, Kalıpla Kabartma, Delik işi (Kesme, Ajur), Telkari, Kakma, Niello, Mine ve Kaplama’dır. Erken Bizans Dönemi’nde; özellikle günlük kullanım araç gereçlerinde, genellikle malzeme olarak bronz, yapım tekniği olarak döküm ve süsleme tekniği olarak kazıma, kabartma teknikleri yer almıştır. Erken Dönemi’nde altın, daha çok, bilezik, yüzük, kemer, madalyon, kolye, küpe gibi süs eşyası yapmak için kullanılmıştır. Gümüş malzeme imparatorların, hükümdarlık yıldönümünü kutlamak için yapılan hediyelik eşyalarda ve “şükran” anlamına gelen Hristiyan litürjisinin ana ayini Ökaristi Ayini’nde kullanılan liturjik eşyalarda tercih edilmiştir. Özellikle litürjik eşyalarda kullanılan gümüş eserlerde kontrol damgaları vardır. Bizans Devleti tarafından 400-615 yılları arasında yaptırılmış olan gümüş eserler, kalitelerini gösteren resmi bir işaretle damgalanmıştır. Bronz ya da bakır malzemeden üretilmiş eserler ise ucuz ve kolay satın alınabilen malzeme olması nedeniyle hem sivil hem de dini alanda küçük eşya yapımında kullanılmıştır. Bronz eserler arasında büyük bir grubu, döküm tekniğinde yapılmış farklı formlarda kandiller oluşturmaktadır. Bir diğer malzemeyse özellikle 6. yüzyıl ya da 7. yüzyıl başına tarihlen ampullalarda kullanılan kurşun ve kalay karışımıdır. Genel olarak madenler; mücevherler, tabaklar, kantar ağırlıkları, haç kolyeler (enkolpion), fyksis (kutu), röliker, staurotek, aydınlatma araçları (kandil, polykandilion, kandil zarfı ve kandil ayağı), tarım ve tıp aletleri, savaş aletleri (balta, mızrak, okucu, vb.) ve Ökaristi Ayini’nde kullanılan eserlerin yapımında kullanılmıştır. Röliker: Önemli dini kişilerin kemiklerinin muhafaza edildiği, Staurotek ise kutsal haç parçalarının saklandığı kutulardır.
Seramik
Seramiğin ham maddesini oluşturan kilin kap formunu almasında elde, kalıpta ve çarkta şekillendirme olarak üç yapım tekniği görülür. Erken Bizans Dönemi’nde Geç Antik Çağ’dan beri kullanılan tabak, çanak, amphora, pithos, ibrik, kadeh, kâse, pişirme kabı gibi seramik formları kullanılmaya devam edilir. Bu dönemde ‘Kırmızı Astarlı Seramikler’ adı verilen seramikler Bizans hâkimiyeti altındaki topraklarda yoğun olarak kullanılmıştır. Kırmızı Astarlı Seramikler, 4. yüzyıldan 7. yüzyıl ortasına kadar üretilmiştir.
Tekstil
Tekstil Bizans’ın şehir ve kırsal kesiminin en önemli faaliyetlerinden biridir. Elde dokunmuş sepet, urgan ve döşemelikler kırsal üretimin eserleridir. Bizans Dönemi tekstil üretiminde pamuk, keten, ipek gibi hammaddeler kullanılmıştır. Ancak Tekstilin doğa şartlarına dayanıksız olması nedeniyle günümüze çok az sayıda örnek ulaşmıştır. Tekstil daha çok nemin az olduğu mezar mekanlarında ve kuru iklime sahip Mısır gibi ülkelerde ele geçmiştir. Mısır’da ele geçen örnekler Kopt kumaşları olarak anılmaktadır. Tekstilin günlük yaşamda ev içinde kullanımının yanı sıra saraylarda, kiliselerde ve zengin konutlarda perde, örtü ve duvar halısı olarak da kullanıldığı bilinmektedir. dönemi tekstil üretiminde ipek kuşkusuz en önemli ticari bir metaydı. Erken Bizans döneminde ham ipek Çin’den satın alınmış ve altın simli kumaşlar haline getirilerek uluslararası pazarda yüksek fiyatlarda satılmıştır. Günümüze gelen en erken örnekleri İmparator Heraklios (610-640) dönemi ve sonrasından kalmıştır. Bu kumaşlar üzerinde av, aslan, boğa mücadelesi ve dört atlı yarış arabası sahneleri görülmektedir. Bugün Roma-Sangiorgi Galerisi’nde bulunan ve 6.-7. yüzyıla tarihlenen, üzerinde Tevrat konulu “Samson’un Aslan ile Mücadelesi”nin tasvir edildiği ipek dokuma, Erken Bizans Dönemi’nde tekstilde görülen ender dinsel sahnelerden biridir.
Cam
Bizans döneminde de cam gerek günlük yaşamda gerekse kamusal ve dinsel mekânlarda kullanılmıştır. Günümüze ulaşan yazılı kaynaklar ve arkeolojik bulgular Bizans döneminde camın aydınlatmaya yönelik kandillerin üretimi ile günlük tüketim ve saklama kaplarında kullanıldığını ortaya koyar. Bunların yanı sıra Bizans döneminde lüks obje olarak tanımladığımız ve özellikle imparatorluk sarayı için üretilen cam eserler izlenebilir. Lüks Obje, genellikle imparatorluk sarayı için değerli malzemeler kullanılarak üretilen ve süslenen kullanım eşyalarıdır. Bizans İmparatorluğunun zevkini yansıtan, işlevsel olmaktan çok gösterişli olmaları amaçlanan objelerdir. Roma İmparatorluğunun hem yönetsel hem de sanatsal anlamda mirasçısı olan Erken Bizans Dönemi, cam sanatı alanında kapsamlı bir endüstriye sahiptir. Bizans İmparatorluğunda cam zanaatkârı anlamına gelen hyalopsos terimi aziz metinlerinden ve kitabelerden bilinmektedir. Aynı zamanda yönetimin cam sanatını himaye ettiğini gösteren bazı kayıtlar, cam ustalarının varlığına işaret etmektedir. Erken dönemin karakteristik örnekleri arasında, altın sandviç tekniği ile bezeli cam eserler sayılabilir. İki cam arasına altın yaldız boyama tekniği ile dekorasyon yapılmış kâse dipleri ile madalyonlar bu grup içinde yer alır.
Fildişi
Erken Hristiyanlık Dönemi’nde, toplumun ileri gelenleri için, sayısız fildişi eser yapılmıştır. 395-540 yılları arasına tarihlenen konsül diptikonları, fildişi eserler arasında önemli bir gruptur.
Sikke
Sikke, ticarette ve günlük alışverişlerde ödeme aracı olarak kullanılan, ağırlığı ve içindeki değerli maden miktarı ayarlanmış, üzerinde kendisini basıp piyasaya çıkaran ve istenildiğinde takrar geri alınmayı garanti eden devletin arma ve işaretini taşıyan, küçük ve ana maddesi metal olan ödeme aracıdır. Bizans sikkeleri esas olarak üç metalden basılmıştır: altın, gümüş ve bakır. Ancak 11. yüzyıldan itibaren ekonomik kriz dolayısıyla ayarı düşük altın “elektron” ve ayarı düşük gümüş “billon” sikkeler de yoğun olarak basılmıştır.