AÖF Soru Bankası

Arkeolojik Alan YönetimiÜnite 7 Özeti

Arkeolojik ve Kentsel Sit Alanlarında Koruma ve Yönetim Planlaması

ARK102U-ARKEOLOJIK ALAN YÖNETIMI

Ünite 7: Arkeolojik ve Kentsel Sit Alanlarında Koruma ve Yönetim Planlaması

Giriş

Günümüz kentlerindeki hızlı ve çok yönlü değişimleri takip etmek ve bu değişimlerin kültür mirasıyla ilişkisini düzenlemek konusuna verilen önem her geçen gün artmaktadır. Kent arkeolojisi kavramı, 20. yüzyılın başından itibaren fakat ağırlıkla II. Dünya Savaşı sonrasında çok disiplinli bir alan olarak gelişim göstermektedir. Kentteki günümüz gelişmelerinin ve kentin geçmiş tüm dönemlerine ait fiziki ve sosyoekonomik bilgilerin analizinin ve sentezinin oluşturulmasını içeren kent arkeolojisinin asıl hedefi, kentin geleceğinin nasıl olacağı konusunda yapılan planlama çalışmalarına yol göstermektir.

Koruma Alanının Düzenlenmesi ve Kent Arkeolojisinin Gelişimi

Koruma alanının kurumsal olarak düzenlenmesi ve koruma nesnesinin arkeolojik alanları ve kentsel sit alanlarını kapsayan genişliğe ulaşması, 18. yüzyıldan günümüze uzanan bir evrim sürecidir. Bu evrim sürecinde Avrupa kentlerinin II. Dünya Savaşı sırasında tahrip olmasının yarattığı etkiler ve savaş sonrası yeniden yapılanma tartışmaları belirleyici olmuştur ancak bu sürecin kökenleri çok daha gerilere uzanmakta ve birden fazla nedene dayanmaktadır.

Avrupa’da Koruma Kavramının Gelişmesi

Avrupa’da Büyük Roma-Germen İmparatorluğun parçalanmasıyla ortaya çıkan İngiltere, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç gibi yeni devletler 16. ve 17. yüzyıllardan itibaren klasik dönem arkeolojisi dışında yeni araştırmalara ve kimliklerini kanıtlama çabası içine girmişlerdir. 19. yüzyıldan itibaren ise Londra’da, Oslo’da yapılan kazı çalışmalarında Orta Çağ yerleşimlerinin izlerinin ortaya çıkarılması ve belgelenmesi, modern kentsel arkeolojinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. 18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin getirdiği olanaklardan da yararlanılarak yapılan derin kazılarda katmanbilimden (stratigraphy) yararlanılmaya başlanması ve jeoloji, biyoloji, fauna vb. bilim alanlarının genişlemesiyle çalışmaları genelde klasik dönem ile sınırlı olan arkeoloji bilim alanı 19. yüzyıldan itibaren tarih öncesi buluntuları ve tipolojileri üzerinde çalışmalarını derinleştirmeye başla- mıştır. Bu dönemde arkeolojinin kurumsallaşması, devletlerin konuyu sahiplenmesi ve bilimsel arkeolojinin kurallarının belirlenmesi süreci yaşanmıştır.

Korumanın Çağdaş Yaşamda Yerini Alması

1970’li yıllara doğru gelindiğinde kent merkezlerinde gerçekleştirilmekte olan kentsel yenileme projelerinin uygulanmasındaki kurtarma kazıları daha sistemli hâle gelmeye başlamıştır fakat bu konudaki asıl gelişme, çevresel kaygıların artması ve 1972 yılında Meadows vd. tarafından “Büyümenin Sınırları” başta olmak üzere çeşitli raporların yayımlanmasıyla olmuş ve “sürdürülebilirlik” kavramının gelişmesi ile daha da derinlik kazanmıştır. 1980’lerle birlikte Avrupa’da kent merkezlerine olan talebin yükselmesi ve büyük ölçekli kentsel yenileme projelerinin gerçekleştirilmesine bağlı olarak arkeolojik mirası tehdit eden unsurlar artmıştır.

Kent Arkeolojisi ve Arkeolojik Miras Yönetimi Kavramlarının Gelişimi

19. yüzyıldan itibaren Avrupa’da ulusal bir endişe konusu olmaya başlayan tarihî anıt eserlerin korunması, 20. yüzyılın başlarında koruma sorumluluğunu devlet kurumlarının üstlenmesiyle sonuçlanmıştır. 20. yüzyıl başında gelişmeye başlayan anıt eserin çevresiyle birlikte korunması anlayışı, yüzyılın ikinci yarısında yerini sivil yapıların da korunması anlayışına bırakmıştır. Bu konuda 1931 yılında İtalya’da anıt eserlerin restorasyonu için ilkeler belirlemek üzere toplanan Eski Eserler ve Güzel Sanatlar Yüksek Kurulu’nun oluşturduğu 11 maddelik Restorasyon Kartası, öncü bir belgedir.

II. Dünya Savaşı Sonrasında Kentlerin Yeniden Düzenlenmesi Çalışmaları

1928–1956 yılları arasında yapılan Uluslararası Modern Mimarlık Kongreleri’nde (Congrès International d’Architecture Moderne-CIAM) olgunlaştırılan “modern mimarlık” kavramları, kentlerin yeniden imarında belirleyici olmuştur. Bu kapsamda CIAM’ın eski kentlerin “ne denli yetersiz ve sağlıksız koşullarda olduğu” yönündeki vurgusu öne çıkmış; Le Corbusier’in Paris’in merkezinde önerdiği “Plan Voisin” projesi ise kentsel yenileme ve kentsel koruma düşüncelerinin karşı karşıya geldiği simgesel örneği oluşturmuştur. 1964 yılında Venedik’te yapılan Tarihî Anıtların Korunması ile İlgili Mimar ve Teknisyenleri II. Uluslararası Kongresi’nde (IInd International Congress of Architects and Technicians of Historic Monuments) kabul edilen Venedik Tüzüğü’nün korumanın kentsel ölçeğe gelişmesinde getirdiği anlayış önemlidir.

1970’ler ve Arkeolojik Mirasın Korunmasına Yönelik Avrupa Sözleşmesi

1970’lere girerken Avrupa Konseyi’nin kabul ettiği Arkeolojik Mirasın Korunmasına Yönelik Avrupa Sözleşmesi (European Convention on the Protection of the Archaeological Heritage) (Avrupa Konseyi: 6 Mayıs 1969, Londra ve gözden geçirilmiş 16 Ocak 1992 Valetta -Malta) (URL3) arkeolojik miras alanının düzenlenmesine ilişkin Avrupa çapında ilk geniş kapsamlı sözleşmedir. Bu kapsamda; • Arkeolojik mirası tahrip etme riski taşıyan planların, projelerin değiştirilmesini; • Arkeolojik alanın bilimsel incelemesinin yapılabilmesi ve sonuçların yayınlanabilmesi için yeterli zamanın ve olanakların verilmesini; • Bu çalışmalar sırasında bulunan arkeolojik miras ögelerinin, mümkün olan hâllerde, yerinde korunmasını; • Arkeolojik sitlerin halka açılmasını öngörmekte, bu alanların arkeolojik ve bilimsel niteliğine zarar verilmemesi konusunda devletleri sorumlu tutmaktadır. ICOMOS’un Venedik Tüzüğü’nü tamamlamak üzere, tarihî kentler ve alanlara ilgili bir uluslararası tüzük hazırlamayı gerekli görerek 1987 yılında yayımladığı Washington Tüzüğü; Tarihî Kentlerin ve Kentsel Alanların Korunması Tüzüğü (The Washington Charter : Charter on the Conservation of Historic Towns and Urban Areas) (Ahunbay, 2005) ise aradan geçen on yıl içinde kültür mirasının korunması kavramlarının geçirdiği gelişimi göstermektedir.

1980’ler ve Arkeoloji-Planlama Buluşması

22-25 Ekim 1984’te Avrupa Konseyi’nin Floransa’da gerçekleştirdiği Arkeoloji ve Planlama toplantısı sonunda ise “Arkeoloji ve Planlama Toplantısı Sonuçları” (Conclusions of the Colluquy on Archaeology and Planning) (URL5) başlıklı bir metin kabul edilmiştir. Bu belgede ortak kültürel mirasın pek çok tehdide maruz kaldığı, arkeolojik mirasın savunmasız olduğu ; arkeologlar, plancılar, kamu kuruluşları arasında diyalog ve anlayış ek- sikliği olduğu; yetersiz kaynak sorunu; uluslararası sözleşmelerin uygulamada dikkate alınmaması konularına dikkat çekilmektedir. Arkeologların insanın geçmişinin fiziksel kalıntılarını konu alan meslek alanını; plancıların ise gelecekteki sosyal, kültürel ve ekonomik gereksinimleri öngörerek çevreyi ve yaşam kalitesini korumayı ve geliştirmeyi esas alan meslek alanını temsil ettiği göz önünde tutularak çatışan bu durumun uzlaşması için aşağıdaki öneriler geliştirilmiştir. • Plancılarla iş birliği yapılarak önemli koruma alanlarının etkin olarak korunması • Arkeoloji ve planlama çalışmalarının uyumlu olarak sürdürülmesi ve böylece arkeolojik kanıtların tahrip olmasının engellenmesi • Kazı yapılması gereken durumlarda, kazıların uygun koşullarda gerçekleştirilmesi • Arkeolojik malzemenin müzelerde veya (in situ) gerçek ortamında korunması • Arkeoloji disiplininin planlama teknikleri ile uyumlaştırılmasının sağlanması.

1990’lardan 2000’li Yıllara Kültürel, Kentsel ve Tarihi Peyzaj/Ortam Kavramlarının Gelişimi

Kültür mirasının korunmasının 1990’lardan sonraki gelişim sürecinde ise çevre ve arkeolojik alanlar hakkında geliştirilen yeni tüzükler ve yorumlar belirleyici olmuştur. Kentleşme ve endüstrileşme tehditleri karşısında çevrenin korunması için 1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Çevre ve Gelişim Hakkında Rio Deklarasyonu (Rio Declaration on Environment and Development) (URL6) sürdürülebilir kalkınma kavramının evrensel ölçeğe taşındığı önemli bir belgedir. Avrupa Konseyi’nin 1992 yılında revize ettiği “Arkeolojik Mirasının Korunmasına Yönelik Avrupa Sözleşmesi” (European Convention on the Protection of the Archaeological Heritage-Malta Convention) (URL7) ise arkeolojik alanlar için yeniden değerlendirmelerde bulunmaktadır.

Kent Arkeolojisi ve Alan Yönetimi-Yönetim Planı Uygulamaları

Kentsel arkeoloji kavramı önce Avrupa kullanılmaya başlanmıştır. Zamanla önce kavram daha sonra uygulama olarak Türkiye’de kabul görmüştür. Günümüzde Türkiye’de birçok modern kent kentsel arkeolojik sit konumundadır.

Avrupa İyi Uygulama Kodu/Prensipleri: Arkeoloji ve Kent Projesi

Avrupa Konseyi’nin Kültürel Miras Komitesi tarafından hazırlanan ve 2000 yılında kabul ettiği Avrupa İyi Uygulama Kodu/Prensipleri: Arkeoloji ve Kent Projesi (European code of good practice: Archaeology and the Urban Project) (URL8) Konseyin Avrupa’nın kültürel mirasının korunması ve geliştirilmesi için önceki yıllarda kabul ettiği sözleşmeleri esas almaktadır. 1992’de Malta’da kentsel arkeoloji programlardan biri olarak kabul edilen “Avrupa İyi Uygulama Kodu/ Prensipleri”nin hazırlanmasına karar verilmiştir. Buna göre temel çerçeve şu şekilde çizilmektedir: Şehirler geçmişte yaptıkları gibi gelecekte de değişmeyi ve gelişmeyi sürdürmelidirler. Bu da geçmişi koruma arzusu ve gelecek için yenileme ihtiyacı arasında bir dengenin kurulmasını gerektirir. Kentsel yapılanma; kamu yetkilileri ve plancıları, mimarlar ve müteahhitleri, arkeologları ortak bir projede bir araya getiren karmaşık bir süreçtir. Kaliteli sonuçlar almanın yolu tüm katılımcılar arasında yakın, sürekli ve gönüllü iş birliğinin sağlanmasından geçer. Kabul edilen prensipler şu şekilde özetlenebilir; • Kamu Yetkililerinin ve Plancıların Rolü • Mimarların ve Müteahhitlerin Rolü • Arkeologların Rolü

APPEAR Projesi

Bu dokümanın kabulünün ardından Avrupa Komisyonu 5. Çerçeve-Enerji, Çevre ve Sürdürülebilir Gelişim Projesi kapsamında 2003-2005 yılları arasında “APPEAR: Accessibility Projects- sustainable Preservation and Enhancement of urban subsoil Archaeological Remains”- Erişilebilirlik Projeleri: Toprak Altındaki Kentsel Arkeolojik Kalıntıların Sürdürülebilir Korunması ve Geliştirilmesi başlıklı proje gerçekleştirilmiştir (URL9). Proje ile geliştirilen “ The APPEAR Method” (URL10), kentin sürdürülebilir kalkınmasını dikkate alan ve kentsel kazılar sırasında bulunan arkeolojik kalıntıları geliştirmek için yapılan tüm eylemlerin ortak adı olarak kabul edilmiştir. Bu metotla arkeolojik mirasın korunması, mümkün olduğunca çok kişi tarafından ziyaret edilmesi ve modern kentin gelişimi arasında denge kurulması amaçlanmaktadır.

İngiltere Planlama Politika Rehberleri

Bu kapsamda İngiltere’de önemli politika ve uygulama belgeleri olarak geliştirilen “Planlama Politika Rehberi Not15: Planlama ve Tarihî Çevre” (Planning Policy Guidance Note 15: Planning and the Historic Environment- PPG 15) 1994 yılında; “Planlama Politika Rehberi Not 16: Arkeoloji ve Planlama” (Planning Policy Guidance 16: Archaeology and Planning-PPG 16). 1990 yılında yürürlüğe girmiş ve 2010 yılına kadar uygulanmıştır. Bu belgelerin uygulanmasında karşılaşılan yeni durumlar için 2010 yılında “Planlama Politika Beyanı 5: Planlama ve Tarihi Çevre” (Planning Policy Statement 5: Planning and the Historic Environment- PPS 5) belgesi uygulamaya girmiştir.

Kent Arkeolojisi ve “English Heritage” Uygulamaları

Dünya Miras Sözleşmesi’nin Uygulama Yönetmeliği’nin temel ilkelerinin her ülke tarafından kendi ulusal koruma ve planlama sistemine uyarlanması önem taşımaktadır. Bu konuda İngiltere’de “English Heritage” kurumu hazırladığı ulusal uygulama rehberinde Başarılı bir Dünya Miras Alanı Yönetim Planı için şu soruları sormak ve cevabını almak gerekir şeklinde genel bir çerçeve çizmektedir (URL13): 1. Alanda ne vardır? Miras alanında yer alan ve sadece üstün evrensel değer taşıyan varlıkların özellikleri değil tüm kullanımları kapsayan bir tanım yapılmalıdır. 2. Önemli olan nedir ve niçin önemlidir? Tüm kültür varlıkları öncelik sıralamasına göre tanımlanmalıdır. Bu tanımlama; sadece üstün evrensel değer taşıyanları değil ulusal, bölgesel ve yerel değerleri de kapsamalıdır. 3. Kültür varlıklarını yıpratan nedir? Kültür varlıklarını yıpratan sorunlar ve bu değerlerin sürdürülebilir kullanımı için izlenecek yollar net olarak tanımlanmalıdır. 4. Kültür varlıklarını yerinde korumak için ne tür politikalar gerekir? Yıpranmalara karşı ve alanın kimliğini ve sürdürülebilir kullanımını geliştirmek için geliştirilecek politikalar açıklanmalıdır. 5. Politikalar nasıl uygulanır ve izlenir? Planın uygulama araçlarının ve etkinliği için izleme ve gözden geçirme düzenlemeleri tanımlanmalıdır.

UNESCO Dünya Mirası Koruma ve Yönetim Süreci

Dünya mirasının uluslararası bir çatı altında korunması fikri I. Dünya Savaşının yarattığı tahribattan etkilenerek başlamış ve II. Dünya Savaşı sonrasında gelişmiştir. 1959 yılında Nil Vadisi’nde inşa edilen Aswan Barajı nedeniyle taşınması gündeme gelen Abu Simbel Tapınağı ise konunun somutlaşmasında belirleyici unsur olmuştur. UNESCO bu konunun yanı sıra yükselen sular nedeniyle tehlike altında olan Venedik kenti ve Pakistan’da Moenjodaro antik kenti ile en büyük Budist yerleşmelerinden biri olan Endonezya’daki Borobodur Tapınağı’nın korunmaları için uluslararası kampanyalar başlatmıştır. Bu çalışmaların sonunda, ICOMOS tarafından hazırlanan taslak metin, UNESCO’nun 16 Kasım 1972 tarihli toplantısında Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Hakkında Sözleşme (Dünya Miras Sözleşmesi) (Convention Concerning the Protection of the World Cultural and Natural Heritage) adıyla kabul edilmiştir.

Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Kentsel Arkeolojik Sit Alanlarındaki Uygulamaları

Türkiye’de taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ilişkin uygulamalar 21.07.1983 tarihinde yürürlüğe giren ve günümüze kadar 12 kez değişiklik yapılan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve bu kanuna bağlı yönetmelikler, ilke kararları ve genelgeler ile uluslararası tüzükler ve genel koruma prensipleri kapsamında sürdürülmektedir. Bu yasada sit tanımı; “ Tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihî hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır. ” şeklinde yapılmaktadır.

Kentsel Sit, Arkeolojik Sit ve Kentsel Arkeolojik Sit Tanımları

Sit Alanları isimlendirilmesi Türkiye’de kentsel sit, arkeolojik sit ve her ikisini karması olan kentsel-arkeolojik sit olarak yapılmaktadır. Kentsel Sit Mimari, yerel, tarihsel, estetik ve sanat özelliği bulunan ve bir arada bulundukları için tek başına taşıdıkları kıymetten daha değerli olan kültürel ve doğal çevre elemanlarının (yapılar, bahçeler, bitki örtüleri, yerleşim dokuları, duvarlar) bulundukları alanlardır. Arkeolojik Sit Arkeolojik sit, insanlığın varoluşundan günümüze kadar ulaşan eski uygarlıkların yer altında, yer üstünde ve su altındaki ürünlerini; yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı yerleşmeler ve alanlardır. Arkeolojik sit alanlarındaki uygulamalarda ise Yüksek Kurul’un Arkeolojik Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları hakkındaki 05.11.1999 tarih ve 658 sayılı ilke kararı temel bir çerçeve çizmektedir. Bu ilke kararına göre arkeolojik sit alanları üç grupta değerlendirilmektedir: I. Derece Arkeolojik Sit: Korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. II. Derece Arkeolojik Sit: Korunması gereken ancak koruma ve kullanma koşulları koruma kurulları tarafından belirlenecek, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. III. Derece Arkeolojik Sit: Koruma ve kullanma kararları doğrultusunda yeni düzenlemelere izin verilebilecek arkeolojik alanlardır. Kentsel-Arkeolojik Sit Türkiye koruma mevzuatı içine “kentsel arkeoloji” kavramı ilk kez 30.11.1993 tarih ve 338 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ilke kararı ile girmiştir. Uygulama süreci içinde çeşitli kereler iptal edilen ve yeniden düzenlenen kentsel arkeolojik sit alanlarına ilişkin ilke kararı son kez 15.04. 2005 tarih ve 702 sayı ile kabul edilmiştir. “Kentsel Arkeolojik Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları” tanımıyla yürürlükte olan bu ilke kararı şu hükümleri içermektedir: 3386 ve 5226 sayılı Kanunlarla değişik 2863 sayılı Kanun kapsamına giren arkeolojik sit alanları ile birlikte korunması gerekli kentsel dokuları içeren ve bu özellikleri ile bütünlük arz eden korumaya yönelik özel planlama gerektiren alanlar kentsel arkeolojik sit alanlarıdır .

Türkiye’de Sit Alanları İçinde Kentsel Arkeolojik Sit Alanlarının Yeri

Türkiye’de 2021 yıl sonu itibarıyla toplam 22233 adet sit alanı bulunmaktadır. Bunlar içinde arkeolojik sitler 21512’ye ulaşan sayılarıyla toplam sit alanlarının %96,75’ini oluşturmaktadırlar. İkinci sıradaki kentsel sitler ise 1272 adet ile toplamdan %1,58’lik bir pay almaktadırlar. Kentsel arkeolojik sit alanı, arkeolojik ve kentsel sit alanı ile Arkeolojik-tarihi-kentsel sit alanı toplamı 97 adet olup toplam sit alanları içinde %0,43’lük pay almaktadırlar.

Koruma Amaçlı İmar Planı, Alan Yönetimi ve Yönetim Planı Kavramları ve Kentsel Arkeolojik Sit Alanlarındaki Uygulamalar

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma mevzuatı uyarınca bir alanın ilgili koruma kurulu tarafından sit olarak ilan edilmesiyle birlikte alandaki tüm uygulamalar durdurulur ve kurul, koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar uygulanmak üzere Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartlarını belirler. Sit alanının içinde yer aldığı belediyeler ya da valilikler; sit alanının yaşayanları ve ilgilileri, kamu kurumları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla planı hazırlatmak ve Kurul’a sunmakla görevlidirler. Geçiş dönemi ilanı, planın yapımı ile ilgili süreler mevzuatta belirlenmektedir. 27.07.2004 tarih ve 5226 sayılı yasayla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerle “koruma amaçlı imar planı” ilk kez yasa düzeyinde tanımlanmıştır ve içeriği çağdaş planlama kavramlarını barındırmaktadır. Yasanın bu tanımı, “…kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması…” anlayışını vurgulayarak miras alanlarındaki planlamayı sadece fiziki yapıların korunması yönündeki analizlere dayalı olmaktan çıkarıp kültürel, sosyo- ekonomik araştırmaların temel veri olarak alınmasını kurumsallaştırarak çok önemli yenilikler getirmektedir. Bu bağlamda planların hazırlanmasında yetkinin ilk kez şehir planlama meslek alanına verilmesi de kentsel korumanın çok eksenli ele alınmasının benimsendiğini göstermektedir. Sit alanları ve ören yerleri ile etkileşim sahalarının bakım, onarım, restorasyon, restitüsyon, teşhir, tanzim ve çevre düzenlemesinde uluslararası koruma prensipleri ve sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yanı sıra kültür varlıklarının yönetiminde, konservasyon alanında, tasarım ve uygulamada, uzmanlık ve ekipmanda yüksek standartların kullanılmasının sağlanması öngörülmektedir. Yönetmelikte sivil toplum örgütleri olarak Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) temsilcileri, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) temsilcileri, Türkiye Barolar Birliği temsilcileri, Türk Tabipleri Birliği tem- silcileri, Esnaf ve Sanatkârlar Odası temsilcileri varsa konuyla ilgili dernek, vakıf ve üniversitelerin katılımı tanımlanmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında