AÖF Soru Bankası

Arkeolojik Alan YönetimiÜnite 4 Özeti

Arkeolojik Alanlar İçin Koruma Kullanma Ekseninde Yeni Yaklaşımlar

ARK102U-ARKEOLOJIK ALAN YÖNETIMI

Ünite 4: Arkeolojik Alanlar İçin Koruma Kullanma Ekseninde Yeni Yaklaşımlar

Giriş

Günümüze kadar ulaşan kültürel ve tarihî değerler ile anıtların sosyal, kültürel ve ekonomik değerleri ve bunlara ilişkin sorunlar her ülke ve her toplum için farklı olabilmiştir. Bu bağlamda bu değerleri korumada ve bunlara ilişkin sorunlara çözüm üretme noktasında özellikle Dünya Miras Alanı hüviyetini kazanmış ya da artık tarih sahnesinden silinmiş kültürlere ait ortak mirasımızın insanlık tarihinde “dünyanın ortak hafızası” olma niteliği kazanması için ulusal ve uluslararası ölçekte koruma bilinci geliştirilerek bu mirasın geleceğe taşınması için her türlü yöntem arayışına girmekten kaçınılmamalıdır. Kültürel miras kavramı arkeolojik miras kavramını da içinde barındıran üst ölçekli bir tanımlamadır. Arkeolojik miras kavramı yerine kültürel miras kavramının kullanıldığı yerlerde temel vurgu arkeolojik miras olmakla birlikte güçlü ve bütüncül bir yaklaşım ortaya konması açısından bu yöntem tercih edilmiştir.

Türkiye’de Arkeolojik Alanların Yönetimine İlişkin Tespitler

Ülkemizdeki kültür varlıklarını bilimsel çalışmalarla ortaya çıkarmak, korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarını tespit etmek, bakımını, onarımını, korunmasını sağlamak, tahribatını ve kaçakçılığı önleyici tedbirler almak ve bu amaçlar doğrultusunda faaliyetleri yürütmek üzere gerekli tedbirlerin alınması görevi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı yükümlü kılınmıştır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesindeki idari ve teknik görevler Bakanlığa bağlı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile ona bağlı taşra teşkilatı olarak görev yapan Müze Müdürlükleri, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlükleri, Rölöve ve Anıtlar Müdürlükleri ile Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuvar Müdürlükleri aracılığıyla yürütülmektedir. Ülkemizde kültürel mirasın korunmasına ilişkin anayasal boyutta belirlenen devletin koruma görevinin arkeolojik miras için vücut bulduğu temel yasal düzenleme ise 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile bu kanuna dayalı yönetmelik, ilke kararları vb. alt mevzuattır.

Alan Yönetimi Çalışmaları

Ülkemizde yürütülmekte olan “alan yönetimi” çalışmaları “yasal süreçlere tabi olanlar” ve “yasal süreçlere tabi olmayanlar” şeklinde iki ana başlık altında değerlendirilebilir. Yasal süreçlere tabi olan alan yönetim çalışmalarından ilki 2863 sayılı Kanunun ek 2. maddesi kapsamına dayanılarak yürürlüğe konan “Alan Yönetimi ile Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” hükümlerine bağlı olarak sürdürülmektedir. Düzenlemeye göre alanın statüsü (sitin türü) ve bulunduğu konum, söz konusu alanın yönetim planını hazırlayacak yetkili idarenin tespit edilmesinde belirleyici olmaktadır (Konu ile ilgili kitabınızın 96 ve 97. Sayfalarında yer alan Şekil 4.1. ve 4.2.’yi inceleyebilirsiniz). Yasal sürece tabi diğer alan yönetimleri ise doğrudan bu alanlara özel olarak ihdas edilen yasal düzenlemelere tabi olup yönetim mekanizması, personel yapısı, idari prosesleri ile alana ilişkin karar alma süreçleri gibi tüm iş ve işlemler bu kapsamda yürütülmektedir. Ülkemizde sayısı az da olsa yasal düzenlemelere tabi olmayan alan yönetim planları bulunmaktadır. Bu planlar her ne kadar alan yönetimi için hazırlanmış olsalar da ne yazık ki “plan” ölçeğinde kalmış olup sağlıklı bir yönetimsel altlığa sahip oldukları söylenemez. Bunun nedeni yasal süreçlere tabi olmayan alan yönetim uygulamalarında Şekil 4.2’de yer alan prosedürün dikkate alınmamasının yanı sıra idareleri bağlayıcı hükme sahip olmaması, katılımcı süreçlerin işletilmesindeki eksiklikler ile hızlı bir şekilde bir yönetim plan metni elde edilme isteği gibi öncelikler etrafında sürdürülmesi gibi hususlardır.

2863 Sayılı Kanunun Ek 2. Maddesi Kapsamında Yürütülen Alan Yönetim Planı Örnekleri

Afyonkarahisar Ulu Camii Yönetim Planı Ahi Şerafeddin Camii Yönetim Planı Amasya Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları Yönetim Planı Ani Kültürel Peyzajı Yönetim Planı Aphrodisias Alan Yönetim Planı Ülkemizde arkeolojik alanlar için alan yönetim planından bahsetmeden önce daha üst ölçekli bazı kararların alındığı ve planların ortak dilinin oluşturulmasını sağlayacak politika metinlerine ihtiyaç olduğu da ortadadır. Kısaca “kültürel miras politikası” olarak adlandırılacak bu metinler; sürekli ve dengeli gelişmeye uyarlı, orta ve uzun vade hedefleri belirli, toplumla bütünleşen, koruma süreçlerinde kamu-yerel-sivil-özel bütünleşmesini özümseyen, yeni kaynak sağlanması ile ilgili (kolaylaştırıcı, cazibeyi artırıcı) akılcı sistemler getiren, kültür turizmini ve bu alandan sağlanacak kaynağı gözeten, kültürel mirastan ya da kültür turizminden elde edilen gelirin önemli bir kısmının yine bu alanda kullanımını öngören, kültür turizminin katkı sağladığı diğer sektörlerden kültürel mirasın sürekli ve dengeli korunmasına kaynak aktarımını destekleyen, eğitimle ilgili süreçlere koruma politikalarının dâhil edilmesini sağlayan, bilgi teknolojilerine dayalı sistemlerin kullanımını destekleyen, geleneksel yapı tekniklerinin yaşamasını garanti altına alan, kültür varlıklarının tespitinden başlayıp (araştırma, kazı ve müze dâhil olmak üzere) koruma uygulamalarına kadar tüm süreçlerle ilgili standart ve kriterlerin belirlenmesini zorunlu kılan, kişilere değil, anayasa ve yasalara göre alt düzenlemeleri işaret eden, korumayı yasaklama ile sağlamak yerine, duyarlılık yaratmayı hedefleyen ve katılımcı süreçleri içeren, uluslararası tecrübe ve bilgi birikiminin yorumlanmasına ve paylaşılmasına olanak tanıyan, kalıcı ve ideal üst ölçekli bir bakış açısıyla hazırlanarak” sektöre kazandırılmalıdır. Alan yönetim planları, arkeolojik alanların korunması ve geleceğe taşınması için en etkin ve etkili unsurdur. Kültürel miras ve kültür turizminin birbirini destekleyen iki temel olgu olduğu unutulmamalı, kültür turizminin paydaşların çıkar ve beklentilerinin gözetilebilmesini sağlama özelliği önemli bir avantaj olarak görülmelidir. Bu özelliğin sağlıklı bir alan yönetim planı içerisinde doğru stratejiler kurgulanarak arkeolojik alanların paydaşlar tarafından benimsenmesini kolaylaştıracağı göz önünde bulundurulmalıdır. Arkeolojik sitler için daha temel ve öncelikli bir başka konu ise arkeolojik alanların hangilerinin hangi koşullarda ziyarete açılıp açılmayacağı konusudur. Bugün ziyarete açık arkeolojik alanlar 2863 sayılı Yasa’da böyle nitelendirilmese de “ören yerleri” olarak algılanmaktadır. Taşınmaz kültür varlıklarının tespit ve tesciline ilişkin genel yönetmelik içerisinde arkeolojik alanların tespitine yönelik düzenlemeler yer alsa da yukarıdaki tanımlamalar ve yasanın diğer bölümleri ile mevzuatta ören yerlerinin nasıl belirleneceği, bunun kriterinin neler olduğu, bir arkeolojik alana ören yeri statüsü kazandırılmasına ilişkin karar mekanizmalarıyla, bir arkeolojik alanın ören yeri serüveninin nerede başlayacağı gibi sorulara cevap veren bir düzenleme henüz yer almamaktadır. Bir arkeolojik alana ören yeri statüsü kazandırılması için yöntem geliştirilmesi yönünde yürütülen çalışmalar sırasında aşağıdaki öneri puan tablosu geliştirilmiştir. Bu konuda çalışma yapmak isteyenlere fikir vermesi için geliştirilen tabloya göre örneğin 70 ve üzeri puan alanlar ören yeri statüsünü kurumun belirlediği karar süreçleri işletilerek kazanabilecek; 50 ve 69 arasında puan alanlar örenyeri adaylık statüsünü elde edebileceklerdir.

Arkeolojik Alanların Ayağa Kaldırılması İçin Yeni Yaklaşımlar

Ülkemizde hemen her ilde rant uğruna yok edilen ya da bunun için fırsat gözlenen kültürel miras örnekleri bulunmaktadır. Buna karşın, kültürel mirasın korunmasına yönelik yeni bir model geliştirilmesi fikri, diğer bir deyişle bilimsel koruma ilkeleri temelinde “kullanarak koruma” ve “katılımcı koruma” ilkeleri olarak adlandırabileceğimiz ilkeler, mevcut sistemin ortaya koyduğu ve kültürel mirasın yok olmasına neden olan rantın önünü kesebilecek niteliktedir. Ayrıca “Alan Yönetimi” uluslararası ölçekte benzer kaygılarla gelişen ve hemen hemen aynı düşünce eksenine bağlı olarak şekillenen “yönetişim” olgusunun kültürel miras için vücut bulduğu kavramdır. Alan yönetimi bu yönüyle kültürel mirasın akılcı yönetimi temel prensibinden yola çıkarak yönetişim modeli altında katılımcı modellerle geliştirilmeye çalışılan önemli bir etkinlik alanıdır. Alan yönetiminde işin püf noktasını; kuralları koymanın, teşvik edici ve destekleyici tedbirleri almanın yanı sıra “kontrol mekanizmalarını geliştirmek”, “yaptırımları hayata geçirmek” ve en önemlisi “tüm aktörleri oyuna dâhil etmek” gibi önemli faktörler oluşturmaktadır. Kültürel mirasın potansiyel durum analizi için disiplinlerarası bir program süreci sonrasında uygun reçeteler hazırlanmalıdır. Alanın kendini koruma ve geleceğini garanti altına alabilme süreci etkin ve katılımcı bir yönetimle sağlanmalıdır. Bunun için yeterli nitelikte temsil edilmesi, süreç için kararlı olunması ve değerlerin benimsenmesini temel bir gereklilik olarak görmekteyiz. Bu bağlamda, arkeolojik alan yönetimi çerçevesinde arkeolojik alanların ayağa kaldırılması için gerekli olan yeni yaklaşımlardan en önemlilerinden biri de arkeolojik alanlar için öykülendirme ve değerlendirme konusudur.

Arkeolojik Alanlar İçin Öykülendirme ve Değerlendirme

Arkeolojik alanlar ve ören yerlerinin ziyarete açılması ve açık hava müzesi kavramı toplumsal karşılığını yakın bir süreçte bulmaya başladı. Toplumun arkeolojik objeler ve bunlara ait bilgilerle buluşabildiği yer müze vitrinleriydi. Toplumda olduğu kadar kültürel miras alanında yönetim erkini elinde tutanlar için de arkeolojik kazı algısı, kazıdan çıkan eserlerin müzelerde ya da ayakta kalan mimari unsurlar için de yerinde sergilenmesi ile sınırlı olarak değerlendirilmekteydi. Kültürel mirasın korunması aşamasında son yıllarda değişen bu yönelim, arkeolojik anıtların ve objelerin bulundukları alanda ya da müzelerde teknolojinin olanaklarından yararlanılarak toplumsal bilinçlenme olgusuyla geleceğe taşınması fırsatını yaratmıştır. Değişen bu yapı ile arkeolojik miras alanında görev yapan bilim insanları; topluma arkeolojik mirasın anlatılması için bilimsel kazıların baştan sona nasıl yapıldığı, kazı sonunda elde edilen bulguların nasıl ilişkilendirileceği, kazı alanının tanığı olduğu dönemin yansıtılması yönünde yeni adımlar atmaya başlamışlardır. Öyle ki arkeolojik kazı alanlarının doğal ve kültürel yapısı ile ilgili dönem koşullarının algılanmasına yardımcı olacak bilgilendirme panoları, tasvirler, üç boyutlu (3d) modellemeler, hologram teknikleri, animasyonlar, ışık ve ses tekniklerinden de yararlanılarak dönemsel kurgular/canlandırmalar, gösteriler gibi çağa uygun anlatım teknikler ile topluma sunulması için henüz yetersiz ancak hatırı sayılır bir arayıştan bahsedilebilir.

Katılımcılık

Kültürel değerlerimizi geçmişten gelen tecrübenin ışığında ve çağdaşlaşma bilinci içinde yorumlayarak yaratıcı bir geleceğe doğru aktarmak; baştan başa açık hava müzesi olan ülkemizin tarihî, kültürel ve doğal varlıklarını bütün dünyaya tanıtarak ekonomik ve sosyal faydaya dönüştürmek; çeşitli uygarlıkların mirası olan ören yerleri, anıtsal eserler, hanlar, kervansaraylar, camiler, kısacası hafızamız olan bu alanlara bütün dünyanın ilgisini çekmek; alan yönetiminin temel hedeflerinden olmalıdır. Bu amaçla alanların değerlerini araştırmak, belgelemek, geliştirmek, korumak, değerlendirmek, yaşatmak, tanıtmak, benimsetmek ve kültürel alanın yarattığı ekonomiye katkıda bulunmak için kültür ve turizm alanlarında her türlü iletişim, gelişim ve yatırım potansiyelini yönlendirmek, alan yönetiminin başlıca yaklaşımlarını oluşturmalıdır. Arkeolojik mirasın ihya edilememesinde temel neden olarak gösterilen bu sorunların çözümünde çıkış noktası ise “katılım”dır. Kültürel mirasın korunması süreçlerindeki katılımcı etkinliklerini; 1. Duyarlılık ve farkındalık yaratmaya yönelik etkinlikler, 2. Uygulamaya dönük etkinlikler, olmak üzere iki temel bileşen altında toplayabiliriz. Uygulamaya dönük etkinlik alanının çizgileri ise daha çok mevzuatla sınırlandırılmış ya da mevzuata temas noktasındadır. Uygulamaya dönük etkinlik alanı üç temel başlık altında toplanabilir. Kültürel mirasın yönetimine katılım etkinliği, Kültürel alanda sponsorluk etkinliği, Kültürel mirasa ilişkin teşvik etkinliği. Ülkemizde kültürel miras alanında katılımcı süreçleri destekleyen diğer iki önemli düzenleme ise 5225 sayılı Kültür Yatırım ve Girişimlerini Teşvik Kanunu ile 5228 sayılı Kanun kapsamında yürütülen (gelir vergisi ve kurumlar vergisi muafiyeti sağlayan) kültürel alandaki sponsorluk uygulamasıdır. Ayrıca teşvik ve sponsorluk uygulamalarından 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları ve sitlerde de yararlanılmasını sağlamak üzere 745 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararı yayımlanmıştır.

Arkeolojik Alan Yönetimi ve Turizm İlişkisi

“Kültürel miras” ve “yararlanma” kavramlarını yan yana ve ilişki zinciri içerisinde ele almak gerekirse neredeyse birbirine zıt bu iki kavramı “koruma” ekseninde buluşturabilecek en akılcı yöntem, “kültür turizmi” olgusudur.

Turistik Bölge ve Alan Yönetimi

Arkeolojik alan yönetim planı, “Arkeolojik alanın mevcut durumu nedir?” sorusundan başlanarak “alanın işlevsel değeri, “potansiyeli”, “bilimsel niteliği” gibi daha pek çok unsur göz önünde bulundurularak paydaşlar, etkilenenler, akademisyenler, kamu idareleri, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları eksenine odaklı olarak “arkeolojik alanın nasıl görülmek istendiği” hedefine kadar bir dizi, sistemsel bütünlük gösteren entegre bir yapıdır. Bir alan yönetimini başarılı kılabilecek belki de en sihirli sözcük “katılım”dır. Katılım; alan içerisinde ya da yakın çevresinde yaşayanların bu alanla maddi, manevi, bireysel ve sosyal ilişkisini yeniden düzenlemeye fırsat veren, alana karşı tutum ve davranışların gözden geçirilmesini sağladığı kadar alandan daha geniş bir kitlenin yararlanmasının yolunu açan ve bu sayede alana karşı ilginin (kimi zaman da beklentilerin) artırılmasını sağlayan önemli bir etmendir. Akılcı bir alan yönetim modelinde arkeolojik alanda yürütülen bilimsel kazı faaliyetlerinde bölge insanlarının çalışmalarının sağlanmasından, ören yeri hüviyeti kazanmış bir alanda yöresel ürünler satmalarına imkân tanınmasına; ören yerine olan ulaşımın bölge insanınca sağlanmasından; bölge insanlarının rehberlik eğitiminden geçirilerek yerel rehber olmalarına kadar daha pek çok yöntem bölge insanının arkeolojik alanlardan “yararlanma” olanağını artırarak aidiyet duygusunun gelişmesine katkı verecek pratik ve önemli etkinlikler olarak sıralanabilir. Ancak, alandan ve alan yönetim planından olumsuz etkilenenlerin yararına sunulabilecek artı değer yaratılmasının mümkün olmadığı durumlar da söz konusu olabilir. Daha açık bir ifade ile bir arkeolojik alanın yakın çevresinde yaşayan yerel halkın bu alanın ziyaret edilmesinden (pansiyonculuk, hediyelik eşya satışı, yerel rehberlik, bu alanlarda işçi ya da yerel rehber olarak çalışma gibi) gelir sağlama olanağı bulunmayabilir. Bu gibi durumlarda merkezi kaynaklar ya da diğer alanların katma değerlerinden oluşturulacak ortak bir finans kaynağı sayesinde alanlarının statüsü nedeni ile olumsuz etkilenen bölgelerde yaşayan yerel halkın mağduriyetinin giderilmesi için alternatif modeller de geliştirilmelidir. Bilmediğimiz, kendimize yabancı olduğunu düşündüğümüz bir nesneyi kabullenme ve koruma eğiliminde olmamız oldukça zordur. Bu nedenle öncelikli olarak arkeolojik alanlara yakın bölgelerde yaşayanların kültür mirasını sahiplenmesine yönelik sürdürülebilir kültür turizmini geliştirme bilinci aşılanmalıdır. Bunun için öncelikle; a) İlk ve orta dereceli okul öğrencileri ve öğretmenlerine yönelik eğitim çalışmalarına ağırlık verilmeli, bu amaçla çeşitli faaliyetler düzenlenmeli, bilgilendirici doküman ve P&R çalışmaları ile etkinlikler teşvik edilmeli ve desteklenmeli, b) Yerel halk alanın ve bölgenin özellikleri konusunda donanımlı hâle getirilmeli, c) Yerel halkın (paydaşların) eğitimi için STK’larla iş birliği içinde bölge şartlarına uyumlu çalışmalar yapılmalı, d) Bölgede kamuyu temsil eden bütün taraflar, özellikle kolluk kuvvetleri ile alanla ilişkili olup doğrudan ya da dolaylı olarak alanın varlığından yarar sağlayanlar (turizmciler, işletme sahipleri vb.) bilgilendirilmeli, e) Yerel halkın ziyaretçilere rahatsızlık vermeden, onlarla diyaloğa geçebilmeleri, sosyo ekonomik gelişmelerine katkı sağlayacak yeme içme, konaklama gibi hizmetleri sunabilmeleri ve yerel ürünleri pazarlamalarına olanak sağlamak üzere üretim, üretim standartları, sunum, paketleme gibi konularda bilgilendirme, eğitim, donanım ve teknik destek sağlanmalı, f) Yerel halkın yaşadığı çevresel koşullar ve yaşam şartları gözden geçirilmeli, olanaklar dâhilinde yaşam alanlarının özgün yapısı ile korunması konusunda ekonomik, teknik destek verilmeli ve bilgilendirilmeleri sağlanmalıdır.

Turizm ve Arkeoloji

Arkeolojik alanlar için turizm olgusu bölgenin cazibesinin artırılması ve bölge insanının yaşam kalitesini yükseltecek en uygun kalkınma aracıdır. Bu alanların zaman içerisinde kazandığı değerlerin korunması, restorasyonu, konservasyonu ve nihai hedef olarak da ihya edilmesine yönelik etkinliklerin niteliği aynı zamanda alanın ve alanın yer aldığı bölgenin marka değerlerini doğrudan etkileyen bir süreçtir. Alanın marka değerinin oluşması, alanın korunmasına katkı sağlarken korunmuş bir alan marka değerinin güçlenmesini sağlar. Marka değeri yüksek olan korunmuş bir alan ise bölgenin cazibe merkezi olmasını sağlayarak kültür turizminin gelişmesine aracılık ederek bölgesel kalkınmanın önemli dinamiklerinden biri hâline gelebilir ancak kaynak ve proje yetersizlikleri ile duyarsızlık gibi nedenlere bağlı olarak arkeolojik alanların bir çöküntü alanı hâline dönüştüğü örnekler de unutulmamalıdır. Arkeolojik alanların kültür turizmine kazandırılması sürecinde “alanın evrensel koruma ilkeleri temelinde değerlendirilmesi gerektiği” yaklaşımı her zaman ön planda tutulmalıdır. Bu yaklaşım ekseninde alanda uygulanabilecek metodolojiler geliştirirken alanı diğer alanlardan farklı kılan nitelikleri (istisnai evrensel değeri) Alanın tabi olduğu diğer statü ve planlar, Alanın yönetim planının olup olmaması Alanın kendine yeterliliğini sağlayacak potansiyeli, Alan üzerinde söz sahibi/ ilgili Kurum ve Kuruluşlar, Alanın sürdürülebilirliğini desteklemeye yönelik (katma değer yaratacak) potansiyeli, Alanda ve/veya yakın çevresinde yaşayanların alanın ihya edilmesi sonunda alana ilişkin algı ve beklentileri, Alanda ve/veya yakın çevresinde yaşayanların alana ilişkin mevcut tutum ve davranışları, Alanın paydaşları ve alanın ihya edilmesi sonucu olumlu etkilenmesi muhtemel çevreler (yaratılması muhtemel getirimden yararlanma ihtimali olanlar) Alanın paydaşları ve alanın ihya edilmesi sonucu olumsuz etkilenmesi muhtemel çevreler (yaptırımlar nedeni ile varsa mevcut avantajlarını yitirme ihtimali olanlar) Varsa alanda ve yakın çevresine ilişkin planlanan ve yürütülen yatırım faaliyetleri, Alanın maruz kaldığı ve öngörülen fonksiyonlar sonucu maruz kalabileceği antropolojik etkiler, Alanın kendini yenileme (rejenerasyon) potansiyeli, peyzaj bütünlüğü, yerel iklim koşulları, doğal bitki örtüsü (doğal sitlerle çakışan arkeolojik alanlar için özel değerlendirme gibi) unsurlar arkeolojik alanların sürdürülebilir geleceği için ele alınmalı ve göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında