AÖF Soru Bankası

Arkeolojik Alan YönetimiÜnite 1 Özeti

Alan Yönetimi

ARK102U-ARKEOLOJIK ALAN YÖNETIMI

Ünite 1: Alan Yönetimi

Giriş

Ülkemizde son yıllarda “ALAN YÖNETİMİ” olarak tanımlanan kanunla belirlenmiş bir kurumsal yapılaşmaya gidilmektedir. Alan yönetimi kavramı geniş bir çerçeveyi içerse de ülkemizdeki kabul edilmiş kanun ve yasal düzenlemeler daha çok arkeolojik alanlara yönelik yapılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı, yerel birimler ve sivil toplum örgütleri bu konuda bilinçlenmekte ve irade ortaya koymaktadır. Bu çalışmalar çerçevesinde koruma kavramı kamusal çerçevede bir yarar, kültürel değerlerin korunması, çağdaş yaşamla birliktelik oluşturulması ve koruma-kullanma dengesinin oluşumunda kuralların ve doğruların belirlenmesi ve yönetim modellerinin Türkiye, bölgesi ve kendi özelinde şekillendirilmesi olmazsa olmaz durumuna gelmektedir.

Koruma Gereksinimi ve İçerik

Koruma kelimesi, kültürel anlamda bir çok unsuru özünde birleştirmekte ve kapsam olarak geniş bir anlama sahip olmaktadır. “Tarihsel Çevre” olarak sosyal, ekonomik, siyasi, mimari kentsel ve kültürel anlamda yaşamın anlatıldığı şeklinde kavram oluşturulmaya çalışılmaktadır. Koruma kavramının genişlemesi, doğal olarak kapsamın da genişlemesine neden olmakta ve konunun disiplinlerarası çalışılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da doğal olarak birçok meslek grubunun bir araya gelmesini ve ortak çalışma icra etmesini sağlamaktadır. Uygulama aşamasında birçok kurum ve kişi görev alınca konunun değişik bir boyutta değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Alan yönetiminde dikkat edilmesi gereken üç ana madde yasal süreç, yönetsel ihtiyaç ve mali giderlerin belirlenmesi ve kurgulanmasıdır. Yönetim modeli ile oluşturulacak bu kurgulama, aktörlerin belirlenmesini kurumlar arasındaki eş güdümü ve usul ile esasların oluşturulmasını sağlayacaktır. Alan yönetimini ele alırken içeriğini oluşturan kavramların ve tanımların açıklanması gerekir. Ülkemiz için yeni bir anlayış olan alan yönetimi, açıklamalarla anlaşılır kılınacağı gibi temelde tarihsel çevre kapsamında koruma gerekliliği ve sürecinin güncel araçları belirlenerek açıklanmış olacaktır. Bunları sıralamak gerekirse; Alan yönetiminin içeriğini oluşturan konunun kapsamı ve var olduğu çevreyi içeren mekânsal kapsamı esas ikili olarak ana unsurları oluşturur. Bir ören yeri, tarihi alan, korunması gerekli alan gibi bölgelerde önce alanın çekirdeği, çevresi ve etkileşim alanlarının göz önüne alınarak bir bütün olarak değerlendirilmesi, korunması, koruma kullanma dengesinin sağlanması, geliştirilmesi, yönetsel planın oluşturulması, olurunun alınması, uygulamaya geçilmesi ve denetimin sağlanması; yönetim planının esaslarını oluşturmaktadır. Mekânsal açıdan ise yönetim planının uygulanacağı, koruma altına alınan alanın tümünü ifade etmektedir. Mekân kavramları 2863 sayılı Kanunda belirlenmiştir, ancak 648 sayılı Kanun hükmünde kararnameyle daha önce kavram olarak bilinen “etkileme geçiş alanı” terimi yasada da yerini bulmuştur.

Kent Yönetimi ile Alan Yönetiminin Üst Ölçeği

Türkiye’deki alan yönetimi uygulamaları çoğunlukla arkeolojik ve kentsel sit alanlarında hazırlanmış veya hazırlanmaya çalışılmaktadır. Kentsel sit alanlarında oluşturulacak planlamalarda kentin tümünün ele alınarak değerlendirilmesi doğru olacaktır. Bu şeklin oluşturulması için 1992 yılında Avrupa Konseyi-Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi tarafından kabul edilmiş olan Avrupa Yerel Yönetim Şartı yönergesi yol gösterici yapıya sahiptir. Avrupa Yerel Yönetim Şartı’nda yer alan bazı unsurlar bize yol gösterici niteliktedir.

Alan Yönetimi Oluşumunda Gerekli Olan Zorunluluklar

Ülkemizde kültürel değerlere sahip olan, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken, yalnızca milli değil aynı zamanda uluslararası değerlere sahip alanlar “sit” olarak adlandırılmakta, koruma alanı belirtilmekte ve alan yönetimi ile bu alanlarda yaşam biçimlendirilmesi yapılmaya çalışılmaktadır. Kültür varlığı olarak kabul edilen oluşumlar; hemen zarar görebilecek, korunması zor, kaybedilebilecek ve bozulabilecek yapıya sahiptir, bu nedenle öncelikle kime ait olduğu önemlidir. Kamu veya özel mülkiyette olabilir. Bu bağlamda konumuna göre kurumlar, yöneticiler ve mal sahipleri birlikte çalışarak hızlı ve yerinde karar alabilmelidir. Tekil, kısmi veya ortak karar almak gerekebilir. Asya ve Avrupa kıtaları arasında özel bir coğrafyada yer alan ülkemiz, kültür varlıkları yönünden oldukça zengin bir mirasa sahiptir. Bunlar konut yapıları olduğu gibi anıtsal yapılar, arkeolojik sit alanları, kentsel sit alanları ve daha birçok değişik adlarla isimlendirilerek sınıflandırılmaktadır. Bunların koruma planlamasının başarılı olması için durum tespitinin iyi yapılması, tespit sonucunda müdahale kararlarının oluşturulması ve önceliklerinin belirlenmesi gerekir. Sürecin işleyişinin başarısı iyi bir örgütlenme ile sağlanabilir.

İsimlendirme, Anlam ve Kavramlar

Günümüzde kültürel alanlarda alan yönetimi çalışmaları oluşturulurken birbirinden bağımsız metinler oluşturulabilmektedir. Bu nedenle isimlendirme, anlam ve kavram üzerinde birliktelik sağlanması büyük önem taşır. Kültür varlıkları veya kültürel kaynak dediğimiz unsurlar yüzyıllar içerisinde oluşmuştur. Çevre etkisine maruz kalan bu kaynaklar kendilerini yenileyemez oldukları gibi değerli ve sınırlı sayıdadırlar. Eşsiz niteliğe sahip bu zenginlikler günümüzde çevre baskısı altındadır. Özellikle turizm alanlarında tehlike daha büyüktür. Gelişen dünyada küreselleşme ile kitlesel hareketlilik artmıştır. Küreselleşmenin devamında kentleşmenin yoğunlaşması yanında toplumun ihtiyaçları artmış, kentler yetersiz kalmıştır. Böylece kentsel yerleşim alanlarının azalması ve daralması çevre sorunları ile birlikte baskı da getirmektedir. Koruma esas alındığında koruma-kullanma dengesi dediğimiz unsuru dikkate almalıyız. Koruma uzmanları dediğimiz arkeolog, tarihçi, mimar, şehir plancı, sosyolog, sanat tarihçi, turizmci, ekonomist, vb. yetkili uzmanların yanında, mülk sahiplerinin ve kullanıcı olan kişilerin bir araya getirilmesi ve ortak paydada buluşabilmek için iletişim sağlanarak birlikte çözüm üretilmesi şarttır. Sonuçta ortak mutabakata varılınca bir yönetim şekli oluşturulmalıdır. Bu yönetim koruma yönetimi olacaktır. Günümüzde de bu şekillendirme “Alan Yönetimi” olarak isimlendirilmektedir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni dünya düzeninin şekillenmesinde toplumsal büyük değişiklikler yaşanmıştır. 1970 yılından itibaren yeni yaşam şekillerinin gelişmesi sanayileşmenin artması ve şekil değiştirmesi, nüfusun artması, yeni tüketim kaynakları ihtiyaç duyulması çevreyi yoğun bir şekilde etkilemeye başlamıştır. Kültürel alanların tehdit altında kalması uluslararası kuruluşların harekete geçmesine neden olmuştur. Başta Birleşmiş Milletler bünyesinde olmak üzere birçok kuruluş çevre konusunda çalışmalar başlatmış ve yıllar içerisinde çalışmalar ve kararlar oluşturulmuştur. İsveç’in başkenti Stockholm’de 5 Haziran 1972 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından “İnsan Çevresi Konferansı” başlıklı toplantı gerçekleştirilmiştir. Toplantının sonucunda “İnsan Çevresi Bildirgesi” yayımlanarak çevre ile ilgili ilk çalışmalardan biri yapılmıştır. 1976 yılında Kanada’da yapılan Habitat toplantısı doğrudan kültür varlıklarını ilgilendirmese de çevre ile alınan kararlar arasında mekân ve mekân yönetimi konusuna atıfta bulunulmuştur. Çevre oluşumunda yerleşimlerin her türlü kaynağa duyarlı, hassas ve akılcı bir yönetim anlayışı getirilmesi istenmiştir. Norveç Başkanı Gro Harlen Brundtland’dan ismini alan raporun oluşumu bizzat kendisinin başkanlığında 1983 yılında gerçekleştirilen Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunda (WCED) alınmıştır. Komisyon kalkınma amaçlı çalışmalarda çevreye etki temel alınmış ve çevre ile kalkınma arasında etkinin anlaşılmasını sağlamak amaçlanmıştır. 1987 yılına gelindiğinde “ortak geleceğimiz” olarak isimlendirebileceğimiz rapor yayınlanmıştır. 1992 yılında Brezilya’nın başkenti Rio’da gerçekleştirilen Dünya Çevre Zirvesi toplantısında Rio Deklarasyonu olarak bilinen Çevre ve Gelişme Üzerine Rio Bildirgesinde çevre kirliliği irdelenmiş ve bu karşı ilkeler belirlenmiştir. 1996 yılında Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin katkılarıyla İstanbul’da Haziran ayında “İnsan Yerleşimleri Konferansı HABİTAT II” gerçekleştirilmiştir. Konferansın bildirgesine İstanbul Deklarasyonu denilmektedir. Çevre ve yaşam çerçevesinde sistem içinde yer alan aktörler belirlendiği gibi paylaşım ve ortaklığın tanımlanmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. 17 Ekim -21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansında Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Koruma Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme hem kültürel hem de doğal mirasın korunmasını amaçlamaktadır. Sözleşmenin 5d ve 29. maddelerinde özellikle imzalayıp kabul eden ülkelerde kültürel ve doğal alanlarda kanuna uygun, bilimsel tabanlı, yönetimsel olgunlukta ve gerekli mali desteğin sağlanması ve alınan önlemler hakkında komiteye bilgi verilmesi kararı alınmıştır. 1975 yılında Fransa Strasbourg toplantı sonucunda koruma sürecinde alınan kararlar çerçevesinde mimari koruma hususunda kararlar alınmıştır. Kararnamenin 11b maddesinde koruma oluştururken kanuni, yönetim ve maddi konularda düzenleme yapılması istenmektedir. Bu da alan yönetimine işaret etmektedir. Avustralya ICOMOS Kurumu tarafından meydana getirilmiş olan Burra Tüzüğü 70’li yılların sonunda oluşturulmuş olsa da gereksinimlere göre 1981, 1988 ve 1999 yıllarında revize edilerek düzenlenmiştir. Tüzükte en dikkat çeken konulardan birisi, Venedik Tüzüğü’nün (1964) ilk maddesinde değinilen kültürel önem ve anlam kavramlarının kapsadığı birçok kavramın açıklanmasına çalışılmıştır. Bu kavramlardan bazıları mekân, doku, değer, önem bildirgesi, anlama, yorumlama, değişim ve koruma gibi kavramlar kazandırılmıştır. 1993 yılında Bernard M. Fielden ve Jukka Jokilehto tarafından kitap haline getirilen Dünya Kültürel Alanları için Yönetim Rehberi olarak çevireceğimiz kitapçık 1998 yılında revize edilerek son şeklini almıştır. Avrupa Birliğinin 30.10.1985 günü karara bağladığı Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi Türkiye’de 22.07.1989 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından uygun görülerek kanunlaştırılmıştır. 2005 Yılında UNESCO tarafından oluşturulan Operasyonel Rehber 2005 yılından beri alan yönetimi hazırlanmasında yön gösterici olmaya başlamıştır. Rehberin oluşturulmasının amacı özellikle UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasına aday gösterilmek istenilen varlıkların başvuru için gerekli usul ve esasları içermektedir. Ayrıca listeye kabul edilmek için aranan ölçütler yer almaktadır.

Alan Yönetimi Oluşumu

UNESCO Operasyonel Rehberde yönetim planının nasıl oluşturulacağı, gerekli belgeler koşullarla belirtilmektedir.

Alan Yönetiminin Mevzuatta Gelişimi ve Hedefleri

Türkiye’nin kültürel tanıtımı yapılırken Asya ile Avrupa arasında bir köprü olduğu, bu nedenle birçok uygarlığa ev sahipliği yaptığı belirtilir. Bu uygarlıklar birçok iz bırakmıştır ama biz bunları nasıl koruyoruz? Günümüzdeki uygulamalar göz önüne alındığında bakanlık kuruluşların özellikle son yıllardaki çabalarına karşın var olan koruma politikalarının yeterli olmadığı gözlemlenmektedir. Özellikle yerel yönetimlerin yapmakta olduğu imar planlarında mimari rant göz önüne alınarak kültür veya doğa zenginlikleri yok sayılmaktadır. Bilim insanları bilimsel çalışmalar yaparak kültür varlıklarını korumaya çalışırken diğer yandan çıkar çatışmaları ve şahsi istekler öne çıkmaktadır. Türkiye’de var olan bilginin uygulamaya aktarılması işleminde sorunlar yaşandığı gibi daha farklı birçok sorun da ortaya çıkmaktadır. Kültürel Alanların miras olarak korunmasında önemli bir adım Türkiye’de 5226 sayılı kanunun çıkarılması ile sağlanmıştır. Yasa içeriğinde doğrudan alan yönetimi kapsamı bulunmamaktadır. Alan yönetimi ibaresi ve süreci ile ilgili olarak yasanın 1. maddesi içerisinde yer alan 10. bentte alan yönetimi için bir tanımlama yapılmaktadır. Yönetim alanı; sit alanları, ören yerleri ve etkileşim sahalarının doğal bütünlüğü içerisinde etkin bir şekilde korunması, yaşatılması, değerlendirilmesi, belli bir vizyon ve tema etrafında geliştirilmesi, toplumun kültürel ve eğitsel ihtiyaçlarıyla buluşturulması amacıyla, plânlama ve koruma konusunda yetkili merkezî ve yerel idareler ile sivil toplum kuruluşları arasında eş güdümü sağlamak için oluşturulan ve sınırları ilgili idarelerin görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenen yerlerdir. Yönetim plânı; yönetim alanının korunmasını, yaşatılmasını, değerlendirilmesini sağlamak amacıyla, işletme projesini, kazı plânı ve çevre düzenleme projesi veya koruma amaçlı imar plânını dikkate alarak oluşturulan koruma ve gelişim projesinin, yıllık ve beş yıllık uygulama etaplarını ve bütçesini de gösteren, her beş yılda bir gözden geçirilen plânlardır.

Alan Yönetiminin Anlamı ve Önemi

Kültürel ve Doğal Alanların korunmasının anlam ve önemini anlatabilmek için bu alanların tanımlayıp analiz edilerek yorumlanması gerekmektedir. Alan yönetiminde kültürel ve doğal alanların korunması söz konusu olunca bu alanların tanımlarının yapılması gerekir. Alan yönetimi yasalarda yer aldığı şekilde uygulamayı ilk öngördüğü alan sit alanı olarak belirtilmiştir. Sit alanları 2863 sayılı kanunun 3. madde 3. bendinde; Sit; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.” olarak açıklanmaktadır. 5226 sayılı yasadaki alan yönetimi tanımı içerisinde üç temel amacın olduğu anlaşılmaktadır. Birinci amaç “sit alanları, ören yerleri ve etkileşim sahalarının doğal bütünlüğü içerisinde etkin bir şekilde korunması, yaşatılması, değerlendirilmesi” ibaresidir. İkinci amaç “belli bir vizyon ve tema etrafında geliştirilmesi” ibaresidir. Üçüncü amaç “toplumun kültürel eğitsel ihtiyaçlarıyla buluşturulması” ibaresidir. Kanunda belirtilen amaçlara ek olarak bu korumanın sürekliliğinin sağlanması ve gelecek kuşaklara en iyi şekilde aktarılması gerekir. Kültürel varlıkların eşsiz değerlerinin ulusal uluslararası boyutta ortaya çıkarılması gerekir.

Alan Yönetimi Süreçlerinde Kullanılan Araçlar

Alan yönetiminde süreci belirlemek ve bu süreç içerisinde kullanılması gereken araçların doğru ve gereksinimi karşılayacak şekilde belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu da iyi bir planlama ve gerekli bir süre ve doğru belirlenmiş araçlarla yapılabilir.

Genel Sınıflama

Kültürel miras ve onun yönetimi ile ilgili olan alan yapı ve yapı topluluklarının bir araya gelmesi değildir. Koruma planları da fiziksel bir olguya sahip tarihsel alanların korunup sağlıklaştırılmasını içeren bir oluşum değildir. Miras alanları yalnızca orada var olan somut kültür varlıklarını içermez, orada yaşamış ve yaşamakta olan toplum, yıllar içinde alana ait somut olmayan değerler, örf, adet, gelenek, görenek, sosyal yaşam, ekonomik hareketlilik, kısaca oradaki yaşamın her unsurudur. Böylece kültür varlıkları var olan bir yaşamın sesli ve aynı zamanda sessiz temsilcileridir. Yönetim planı bu doğrultuda hangi vasıf ve değerde yapılıyor olsa da yasal, yönetimsel, parasal, koruma ve sosyal araçlar gibi bazı araçlara ihtiyaç duyacaktır.

Özel Sınıflama

Güçlülük-Zayıflık-Fırsatlar-Tehditler (GZFT) analizi, her alanda kullanılan ama çoğunlukla sosyal bilimlerin kullandığı analiz ve araştırma yöntemidir. Herhangi bir projenin (planın) veya ekonomik bir girişimin kurumsal olarak teknik, süreç, durum veya kişilerin güçlü ve zayıf taraflarının belirlenmesi, iç ve dış paydaşlardan meydana gelen fırsat ve tehditleri tespitte kullanılan teknik bir veridir. Analizin amacını planlama açısından değerlendirirsek planda amaca ulaşılması ve amaca ulaşmak için hedeflerin belirlenmesinde iç ve dış etkenlerin olumlu ve olumsuz yanlarını tespit edilmesi gerekmektedir. Amaç temelde karar aşamasına gelindiğinde güçlü veya güçsüz yanlarını, üstün veya üstün olmayan noktaların birlikte görülmesine yardımcı olmaktadır. Çevresel Etki Analizi Resmi Gazete’nin 17.07.2008 tarihli 26936 sayılı yayınında Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği yayımlanmıştır. Bu yönetmeliğin 4. madde b bendinde çevrenin; “canlıların hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam” olduğu belirtilmektedir. Aynı maddenin c bendinde ise çevresel etki değerlendirmesi (ÇED); gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları” olarak açıklanmıştır. Taşıma Kapasitesi Kültür varlıkları veya tarihsel çevre ya da sit alanı gibi bölgelerde taşıma kapasitesi özünden bir şey yitirmeden kaldırabilecekleri yükü, yükün türü ve düzeyini tarif etmektedir. Kültürel alanlardaki korunacak yapı veya alanların türlerine, niteliğine ve değişik etkilere göre taşıma kapasiteleri değişiklik göstermektedir. Nitelik Analizi Nitelik analizi planlama alanları içinde belki öncelikli olarak dikkat edilecek unsurlardan birisidir. Bu özelliği dikkate aldığımızda önce alan bütününde analiz yapılmalı, daha sonra bina ölçeğinde detaylandırılmalıdır. Nitelik analiz sonucunda tanımlaması yapılmalı ve derecesi tespit edilmelidir. Niteliğin Derecelendirilmessi Alan yönetimi sürecinde ayrıntılı olarak incelenmesi gereken temel konulardan bir tanesi, o alanın ve o alanı oluşturan korunması gerekli değerlerin öneminin ve anlamının belirlenmesidir. Taraflar (Aktörler/Paydaşlar) Planlama alanlarında yalnız çevre, fiziki unsurlar değerlendirilemeyeceği; kurgulanacağı alan içinde veya çevresinde yaşayanların ve kullanıcılarının da analiz edilmesi gerekliliğine daha önce de vurgu yapılmıştı. Alan kullanıcılarının değerlendirilmesi yapılırken onların kültürel, sosyal ve ekonomik durumlarının gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında