ARK101U-ANADOLU ARKEOLOJİSİ
Ünite 7: Anadolu’da Helenistik Çağ
Giriş
Helenistik Çağ İskender’in ölüm tarihi olan MÖ 323’te başlatılır. MÖ 31 yılında Actium Savaşı’ndan sonra Ptolemaioslar Krallığı’nın yıkılması ile son bulur. MÖ 330 yılında Makedonya-Pers İmparatorluğu’nu ele geçirmiştir. Büyük İskender Babylonia (Bağdat) başkent olmak üzere yeni krallığını yapılandırmaya başlamıştır. Ancak MÖ 323 yılında kralın ani ölümü kurulma sürecinde olan Krallığın kurumsallaşamamış olmasından dolayı önce komutanları tarafından yaşatılmaya çalışılmıştır. Ancak kişisel hırsların öne çıkması, devletin Büyük İskender’in komutanları arasında paylaşılmasına neden olmuştur. Böylece Diodokhlar Dönemi başlayacaktır. Helenistik Çağ düşüncesi 19. yüzyılda oluşturulmuş bir kavramdır. İskender’in kurduğu krallıkta Yunan kültürünün daha önce Yunan olmayan bölgelere yayıldığı döneme atıfta bulunmak ve tanımlamak için kullanılmıştır.
Helenistik Çağ Krallıkları
Diadokhlar
MÖ 10 Haziran 323 tarihinde Büyük İskender ölümünün ardından aslında özerk bölge olan satrap adında yöneticilerin idare ettiği büyük ve geniş bir devlet bıraktı. Belirlenmiş bir halefi olmadan, komutanları arasında kimin İskender Krallığı’nın başına geçeceği konusunda tartışma çıktı. Bu komutanlar Diadokhlar (Halefler) olarak tanındı. Komutanlardan bazıları İskender’in üvey kardeşi Philip Arrhidaios’un adaylığını desteklerken diğerleri İskender’in Roxana’dan olan çocuğunun doğumuna kadar beklemeyi destekledi. Fakat aralarındaki anlaşma sonucu III. Arrhidaios kukla kral olarak tahta geçirildi. Ancak, komutanlar arasında entrikalar ve suikastlar sonucu Diodokhlar savaşlarına neden oldu.
Ptolemaios Krallığı
Büyük İskender’in komutanı ve vekilli olarak da görev almış aynı zamanda yedi korumasından da olan Ptolemaios, MÖ 323’te İskender’in ölümünün ardından Mısır’ın satrapı olarak görevlendirilmiştir. MÖ 305’te kendisini Kral I. Ptolemaios olarak ilan etti. Rodos’un kuşatılması sırasında Rodos’a yardım etmesinden dolayı “Soter” (kurtarıcı) sıfatını da alır. Ptolemaios, Ptolemaios Hermiou kentini yukarı Mısır’da inşa ettiği gibi yeni şehirler kurar. Gazilerini ülke geneline Faiyum gibi bölgelere yerleştirdi. Kurduğu İskenderiye kenti hem başkenti oldu hem de önemli bir ticaret merkezi hâline geldi. Mısır’ın liman kenti Helenistik ve devamı çağlarda tahıl ihracatçısı ana merkez oldu. Mısır halkı Ptolemaios ve sülalesini Mısır firavunlarının devamı olarak isteksizce kabul ettiler. Ptolemaiosla sülalesi MÖ 30 Actium Savaşına kadar Mısır’ı yönetti. Yöneticilerin hepsi Ptolemaios ismini aldı. Kralların bazıları kız kardeşleri ile evlendiler. Kraliçelerin isimleri Arsinoe, Berenike veya Kleopatra olmuştur. VII. Kleopatra en önemlisi ve meşhurudur. Önce Iulius Caesar’ı sonra Marcus Antonius’u etkilemiştir. Roma siyasetinde rol almıştır. Roma’nın Mısır’ı fethinde son kraliçe olarak intihar etmiştir.
Seleukos Krallığı
İskender’in krallığının paylaşımında I. Seleukos Nikator Babil’e egemen oldu. İskender’in doğu topraklarından büyük bir bölümünde dev bir imparatorluk oluşturdu. Ülke en güçlü olduğu dönemde, İç Anadolu, Suriye-Filistin, Mezopotamya, İran, Orta Asya’nın batısının kesimlerini kapsıyordu. Farklı halk gruplarından elli ile altmış milyon arasında bir nüfusa sahipti. I. Antiokhos (MÖ 324/323-MÖ 261) altında geniş topraklara sahip olunsa da hantal imparatorluk yönetimi nedeniyle zamanla hızlı bir şekilde topraklarını kaybetmeye başlamıştı. Pergamon kralı I. Eumenes kendisine karşı gönderilen bir Seleukos ordusunu yenerek Batı Anadolu’ya ilerlemelerini engellemiştir.
Pergamon Krallığı (Attalidler)
Lysimakhos’un ölümünden sonra, subaylarından biri olan Philetaeros, MÖ 282’de Pergamon şehrinin kontrolünü ve Lysimakhos’un 9.000 talantondan oluşan savaş sandığı başında kaldı. Tam bağımsız olmasına karşın I. Seleukos’a sadık olduğunu söyledi. Onun soyundan gelen Galatları yenen I. Attalos bağımsızlığı belirtilerek krallığı kurdu. II. Eumenes Plutarkhos’a göre İskenderiye’deki gibi bir kitaplık kurmuştur. 200.000 sayısına ulaşan kitap koleksiyonu ile Antik Çağ’da ikinci sırayı almıştır. Kent bir bilim ve kültür merkezi olmuştur. II. Eumenes aynı zamanda kentin akropolünde Pergamon Sunağı’nı da inşa etti. Pergamon bu dönemde bir parşömen (kharta pergamena) üretim merkeziydi. Böylece kâğıt endüstrisinde Mısır’ın tekelini yok etmiştir. Pergamon’u III. Attalos MÖ 133’te olası bir veraset krizinden kaçınmak için Roma Cumhuriyeti’ne miras bırakana kadar yönetti.
Galatya Krallığı
Galatya’ya (Ankyra başkenti olan Orta Anadolu Bölgesi) yerleşen Keltler, Leotarios ve Leonnorios MÖ 270’de Filler Savaşı’nda I. Seleukos tarafından yenildiler fakat Kelt bölgesi olarak Orta Anadolu’da bir güç oluşturdular. Galatlar, savaşçı bir halktı. Bu konuda Helenistik krallıklar tarafından saygı görüp, paralı asker olarak ordularında görev alıyorlardı. Galatlar MÖ 189 yılından sonra Roma kontrolünde bölgesel bir yönetim oldu. Pergamon Krallığı ve Romalıların başarısından sonra yenilmiş Galatlar zamanla Helenleştiler ve Antik Çağ tarihçileri tarafından “Gallo-Graeci” veya Helenogalatai olarak isimlendirildiler.
Bithinya Krallığı
Bithinyalılar, Anadolu’nun kuzeybatısında var olan Trakyalılardır. Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişinden sonra Bithinya bölgesi, Büyük İskender’in komutanlarından Kalas’ı yenen ve Bithinya’nın bağımsızlığını sağlayan yerel Kral Bas’ın hâkimiyetine girdi. Oğlu Bithinya Kralı I. Zipoetes, bu özerkliği Lysimakhos ve I. Seleukos’a karşı devam ettirdi. MÖ 297’de kral (basileus) oldu. Oğlu ve halefi I. Nikomedes kısa zamanda büyük bir zenginliğe sahip olan Nikomedia’yı (İzmit) kurdu. Bithinya Krallığı Kuzeybatı Anadolu’da küçük krallık olarak önemli bir konumda yer aldı.
Kapadokya Krallığı
Dağlık bir araziye sahip Kapadokya Karadeniz ve Toros dağları arasında kalıyordu. Pers kökenli bir sülale tarafından yönetiliyordu. İskender geldiğinde I. Ariarathes (MÖ 332-322) Perslerin Kapadokya satrapıydı ve fetihten sonra da görevine devam etti. İskender’in ölümü ile Eumenes’in saldırısına uğradı, yenildi ve MÖ 322’de çarmıha gerildi. Oğlu II. Ariarathes tahtı geri aldı ve konumunu Diadokhlara karşı korudu.
Armenya Krallığı
Armenya Bölgesi, Büyük İskender’in İran’ı fethinden sonra resmen imparatorluğuna dâhil olmuştur. Büyük İskender Armenya yönetimine Orontidlerden Mithridates’i getirdi. Armenya daha sonra Seleukos Krallığı’nın bağdaşık devleti oldu. Yerel yöneticilerini elinde tutarak önemli ölçüde özerkliğini sürdürdü. MÖ 212’nin sonlarına Krallık Kommagene veya Küçük Armenya bölgeleri ile birlikte iki krallığa (Büyük Armenya-Armenya Sophene) ayrıldı. Büyük Tigranes Dönemi’nde (MÖ 95-55), Armenya Krallığı en büyük sınırları olan Suriye’deki tetrapolisin de içinde yer aldığı birçok Yunan kentini içerir duruma gelmiştir.
Pontos Krallığı
Karadeniz’in güney sahillerinde yer alan Pontos Krallığı, Helenistik krallıklardan birisiydi. Kral I. Mithridates tarafından MÖ 291 yılında kurulmuştur. Roma Cumhuriyeti tarafından MÖ 63’te ele geçirilesiye kadar sürmüştür. Pontos hanedanlığı Pers Akhamenid İmparatorluğu soyundan olsa da Bölgedeki Yunan kentleri ve komşusu olan krallıkların tesiriyle helenleşmiştir.
Helenistik Kültür
Helenizm veya en azından Philhelenizm, Helenistik krallıkların hâkim olduğu sınırlarındaki çoğu bölgeye ulaştı. Helenistik bölgeye dâhil kesimlerde bazıları Yunanlı olmayan ve hatta Yunanca konuşmamış seçkinler tarafından yönetilmiş olsa da bu bölgelerdeki tarihi olaylar ve kültür varlıkları Helenistik etki altında kalmışlardır. Bunun yanında başka bölgeler, bu dönemden önce Yunan kolonileri ile etkileşimde olduklarından yalnızca devam eden bir Helenleşme ve kaynaşma sürecine tanık oldu. Helenistik kültür, bazı alanlarda, özellikle de geçmişi korumada başarılı oldu. Helenistik Çağ’ın devletleri, geçmişe ve onun kaybolmuş gibi görünen görkemine derinden bağlıydı. Helenistik Yunanlılar birçok arkaik ve klasik sanat ve edebiyat eserinin korunması için uğraşmışlardır. İskenderiye Müzesi ve Kütüphanesi bu hareket ve çalışmaların üssü olmuştur. İskenderiyeli bilginler kraliyetin maddi desteğiyle ulaşabildikleri her kitabı topladılar, çevirisini yaptırdılar, kopyaladılar, sınıflandırdılar ve eleştirdiler. Helenistik Çağ’ın büyük edebî kişilerinin çoğu İskenderiye’de itibar görmüş ve burada araştırmalar yapmıştır. Onlar, yalnızca şiir değil, Homeros ve diğer arkaik ve klasik Yunan edebiyatı üzerine incelemeler yazan bilgin şairlerdi. Pergamon şehrinin de büyük bir kütüphanesi vardı ve önemli bir kitap üretim merkezi hâline geldi.
Din
Helenistik Çağ’da Yunan dininde çok fazla çeşitlilik vardı: Yunan tanrılarına tapınmak sürdürüldü ve eskisi gibi aynı ayinler yerine getirildi. Bununla birlikte, Pers İmparatorluğu’nun fethi ve Yunanlıların yurt dışına göçünün hızlandığı sosyopolitik değişimler, değişimin dinî uygulamalara da geldiği anlamına geliyordu. Helenistik Çağ’da klasik Yunan tanrıları yanında Serapis gibi Mısır tanrılarını ve Atargatis ve Hadad’ın gibi Suriyeli tanrılar, Yahudi sinagogunu Delos adasında yan yana görebiliriz. Yunan tanrıları ile aynı yapıya sahip yerli tanrılarla özdeşleştirmekti ve bu yaygın uygulama, Zeus-Ammon, Aphrodite Hagne ve Isis-Demeter gibi yeni kaynaşmalar (synkretizm) yarattı.
Edebiyat
Helenistik Çağ’da Yeni Komedyanın yükselişine tanık oldu. Menandros’un (MÖ 342/341 doğumlu) günümüze ulaşmış örnekleri bu akımın temsilcileridir. Sade bir oyun olan Dyskolos, tam metin olarak korunmuştur. Yeni Helenistik moda olan komedyada olay örgüsü daha yerli, basit ve kalıplaşmış özelliklere sahipti. Köleler gibi basmakalıp alt tabakadan karakterler öne çıktı. Oyun dili günlük konuşma diliydi ve ana motifler arasında gerçeklerden kaçış, evlilik, romantizm ve şans vardı.
Felsefe
Helenistik Çağ’da birbirinden ayrı felsefe okulu gelişti ve bu Helenistik düşünce okulları, Yunan ve daha sonra Romalı yönetici seçkinlerin üzerinde önemli bir etki gösterdiler. Atina farklı felsefe okullarıyla liderliğini korudu. Ancak Atina artık Klasik Çağ’daki siyasi özgürlüğünü kaybetmiş ve bunun doğal sonucu olarak Helenistik Çağ’da felsefe çeşitliliği dönemin zorunlu bir yansımasıdır. Helenistik filozoflar ataraksiya (rahatsızlık), otarki (kendi kendine yeterlilik) ve apatheia (ıstıraptan kurtulma) gibi hedefleri bulmaya çalıştılar. İçsel yaşamla, kişisel içsel özgürlükle ve eudaimonia arayışıyla meşgul olmak, tüm Helenistik felsefe okullarının ortak noktasıdır.
Helenistik Sanat
Helenistik sanat, klasik Yunan sanatını mükemmelleştirilmiş, idealize olmuş, sakin ve dengeli figürlerinden, gerçekçiliğin ve duygu (pathos) ve karakter (ethos) tasvirinin hâkim olduğu dışa vurumcu bir stile dönüştürmüştür. Sanatta yanıltıcı derecede gerçekçi natüralizm (aletheia) motifi, kuşların gelip onları gagalayacağı kadar gerçek görünen üzümleri resmettiği söylenen ressam Zeuxis’inki gibi hikâyelere yansır. Çıplak kadın betimi Praxiteles’in Knidoslu Aphrodite tarafından özetlendiği şekliyle daha popüler hâle geldi. Genel olarak sanatta var olan bütün kurallar kalkmış oldu. Helenistik sanatta arzu ve tutku kavramları baskın idealler olmuştur.
Helenistik Çağ Mimarlığı
Helen Klasik Çağ’ı ve Helen özgürlüğünün sonuçlandığı devir arasında mimari birçok konuda daha da gelişmiştir. Makedonyalıların etkisi ile Helen şehir devleti düşüncesi
gerilemeye başlamıştır. Görkemli ve özverili etki ile bağımsız çalışma kesin bir şekilde sanata egemen olmuştur. Büyük İskender’in Asya’ya sahip olması ile oriental bolluk ve zenginlik Helen kültürüne geçmiştir. Dor düzeni oldukça gerilemiş, sade ve yüzeysel mimari şekillenmede kullanılır hâle gelmiştir. Bunun yanında ion ve korinth düzenlerinin aşırı süsleyici ögeleri zengin dekoratif malzeme olarak kullanılmıştır. Bir yapıda değişik mimari şekillendirme yan yana kullanılmıştır.
Zeus Labraundos Tapınağı: Peripteros planlı olan ion düzenindeki tapınak küçük boyutlardadır. 6´8 sütunludur.
Priene Athena Polias Tapınağı: 3 basamaklı krepise sahip tapınağın ön kısa cephelerinde 6 uzun cephelerinde 11 ion tarzında sütunlu bir peripterostur. Tapınak daha sonra inşa edilen birçok tapınağı etkileyen mimari özelliklere sahiptir.
Ephesos Artemis Tapınağı: Kazılarda tapınak öncesi birbirini takip eden üç tapınak binası tespit edilmiştir. Daha sonraki kazılarda kutsal alanın Tunç Çağı’na kadar giden erken bir tarihe sahip olduğu anlaşılmıştır.
Klaros Apollon Tapınağı: Klaros Apollon Tapınağı dor düzeninde 6´11 sütun sayılıdır. İonya’da inşa edilmiş tek örnektir.
Didyma Apollon Tapınağı: Tapınak şimdiye kadar yapılmış en büyük antik tapınaklardan biri olma özelliğini kesinlikle elde etmiştir. Plana bakıldığında; 7 basamaklı krepidoma yaklaşık 60´120 m’dir. Tapınak binası, her biri 19,70 m yüksekliğinde çift sıra ion sütunlarıyla çevriliydi. 10´21 sütundan oluşuyordu. Sütunların üzerinde arşitrav-friz blokları yükselmektedir.
Sardis Artemis Tapınağı: Anadolu’daki ion düzenindeki dördüncü büyük tapınak Sardes’teki Artemis Tapınağı’dır. Pseudoperipteros Artemis Tapınağı’nın kısa cephelerinde 8, uzun cephelerinde 20 sütuna bulunur.
Teos Dionysos Tapınağı: Tapınak ana kaya üzerine otur- tulmuş ve eğimli araziden ötürü batıda 5, doğuda 12 basamakla yüksek bir podyuma sahiptir. Peripteros planda kısa cepheler 6, uzun cepheler 11 sütunludur.
Magnesia ad Maiandrum Artemis Tapınağı: Tapınağın boyutları 41´67 m’dir. 9 basamaklı podyum üzerinde yükselen tapınak ion düzenindedir. 8 sütuna 11 sütun olan pseudoperiteros planlıdır.
Helenistik Çağ Heykeltıraşlığı
Helenistik Çağ heykeltıraşlığı Büyük İskender’in portre betimlerini incelenmesi ile başlar. Lysippos kralın özel sanatçısı olarak onun heykellerini yapmakla görevlendirilmiştir. Kralın Anadolu’daki en önemli iki portresi Pergamon başı ve Magnesia ad Spilum heykelidir. Her ikisi de Lysippos’un sanat özelliklerini taşımaktadır. Kral genç yaşta tahta çıktığı ve erken öldüğü için portreleri hep genç tasvirli olmuştur. Bu iki Anadolu örneği en iyi korunmuş örneklerdir. İonya Ayaklanması’ndan sonra Arkaik Çağ sonu Klasik Çağ başı krize giren Anadolu Helen heykeltıraşlığı geç Klasik Çağ’da yeniden
canlanmaya başlamış ve Helenistik Çağ’da önemli merkezlerden birisi olmuştur.
Pergamon Krallığı’nın kurulmasının akabinde Pergamon Heykeltıraşlık Okulunun oluşmasına ve çok kısa sürede başkentin önemli bir sanat merkezi olmasını sağlayacaktır. Erken dönemde Büyük Galatlar Grubu, olgun döneminde Pergamon Sunağı Gigantomakhia Frizi, geç döneminde Telephos Frizi ve Küçük Galatlar Grubu sanat tarihi açısından eşsiz eserlerdir.
Helenistik Seramik
Helenistik Çağ’da çanak çömleğindeki en önemli değişiklikler, yeni yönetici sınıfın lüksünü taklit etme arzusunu, barok detaylara yönelik bir eğilimi ve daha basit dekorasyona karşı zıt bir eğilimi içeriyordu. MÖ 5. ve MÖ 4. yüzyıllara ait kırmızı figürlü vazo tekniği büyük ölçüde terk edilmiştir. MÖ 3. ve MÖ 2. yüzyıllarda itibaren klasik seramik üretimi yerini kalıp yapımı kabartma seramik gibi yeni tekniklere ve stillere bıraktı. Bu kalıp yapımı kaplar, seçkinler tarafından kullanılan metal kapları taklit etmek amacıyla yapılmış olabilir. Çanak çömlek olmasa da “Altın Cam” kâse (Altın Sandviç kâsesi olarak da adlandırılır) olarak bilinen özellikle ayrıntılı bir sofra takımı türü, çağdaş çömlek stilini yaratmak için amaçlanmış olabilecek yeni bir kap tipi yaratımı olduğu kabul edilebilir. Helenistik çömlekçilikte bulunan yeni şekiller ve stiller, yeni kral ve kraliçelerin zengin malzemelerini, özellikle de metali bariz ve etkili yollarla taklit ediyordu. Süslü, neredeyse fantastik dekorasyona yönelik yeni bir arzu, dönemin özenli heykel ve mimarisini yansıtıyordu. Bu dönemde sofra lüksünün artması cam ve metal kap kacağın seramiğin yerini alması seramik üretiminde gerilemeye en büyük etken olmuştur.
Cam
Akdeniz’de üretilen çekirdek biçimli cam kaplar en çok sayıda ve yaygın olanlardı. Çekirdek biçimli kaplar genellikle küçük boyutlu, parfüm, kokulu yağ ve kozmetik depolamak için tasarlanmıştı. En yaygın şekilleri alabastron, amphoriskos, aryballos ve lentoid aryballos, oinokhe (testiler) eskiden beri kullanılmaktaydı. Helenistik Çağ’da ilk kez hudriskos (üç kulplu şişeler) ve unguentarium (merhem şişeleri) görülmeye başlanmıştır. MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısında milefiori (kelimenin tam anlamıyla bin çiçek) olarak da bilinen mozaik cam ortaya çıktı. MÖ 2. yüzyılın başlarında, tek renkli içme kapları, çoğunlukla yarım küre ve alt konik kâseler tercih edildi. Suriye-Filistin kıyılarında önemli miktarlarda üretildiler ve geniş çapta ticareti yapıldı ve Akdeniz’deki çeşitli ticaret merkezlerine ihraç edildiler. MÖ 2. yüzyılın ortalarından itibaren yarı saydam veya şeffaf cam sofra takımları (tabak, kâse, skyphos gibi içki kapları, ayaklı taslar veya kulplu fincanlar) tanıtılmıştır. MÖ 1. yüzyılda yeni tip monokrom cam kaplar tanıtılmış ve nervürlü kâseler üretilmeye başlanmıştır.