ARA2002- ARAPÇA IV
Ünite 8: Hâl
Hâl ve Gramer Özellikleri 2. Vâvu’l-hâliyye olarak bilinen vâv
اﻟﺤﺎل harfinden sonra bir isim cümlesi
Hâl, yükleme sorulan “nasıl” sorusuna alınan
cevap olup eylemin meydana geliş şeklini açıklayan
ve cümlenin genellikle sonunda yer alan ögedir.
Türkçede genellikle –erek, -arak, -iken, … halde, …
olarak gibi ifade biçimleriyle karşılanan hâl,
Arapçada da birkaç farklı yapı ile ifade edilir. Şimdi
bu yapıları görelim:
1. Belirsiz – mansûb bir isim halinde
gelebilir. Bu, hâlin en yaygın, en bilinen
şeklidir. Buradaki mansûb isim,
çoğunlukla ism-i fâil veya ism-i mefûl
yapısında bir kelimedir. Örnekler:
(Okuldan . ًﯿﺎﺎﺷ ِﻣ اﻟﺒﯿﺖِ إﻟﻰ اﻟﻤﺪرﺳﺔ ِ ﻦ َﻣ ِ ت ُﺪ ْﻋُ َ eve yürüyerek döndüm.)
. ًﺔﺴ َﺎﻣ َِھ ﻒ ِ ِﺎﺗ َﺎﻟﮭﺑ ﺎ َﮭ َﺘ َﯾﻘﺪ ِﺻَ ﻣَﺮْﯾَﻢ ُ ﺖ ْ َﺛﺎد َﺣَ ِ (Meryem kız arkadaşıyla telefonda fısıldayarak
konuştu.)
(Sana özür dileyerek . ًﻣُﻌْﺘَﺬِرا أَﺗَﺎكَ ﻋَﻤﱠﻦ ْ اِﺻْﻔَﺢ ْ
geleni affet.)
(Çay sıcak . ًﺳَﺎﺧِﻨﺎ اﻟﺸﱠﺎيُ ﯾُﺸْﺮَب ُ
içilir.)
(Bu.ً زَاﺋِﺮا ًأُﺳْﺘَﺎذا اﻟْﺠَﺎﻣِﻌَﺔِ ﺗِﻠْﻚ َ ﻓﻲ ﻋَﻤِﻠْﺖ ُ
üniversitede misafir öğretim üyesi olarak çalıştım.)
(İnsan zayıf olarak yaratılmıştır. Nisâ Sûresi, 28)
﴾ ًﯿﻔﺎ ﻌ ِ ﺿ َ نُ َﺴﺎ اﻹﻧ ْ ﻖَ ِﻠ ﺧ ُو َ ﴿
ﻣَﺎ ﻓَﺄَﻋِﻲ ﻓَﯿُﻜَﻠﱢﻤُﻨِﻲ ًرَﺟُﻼ اﻟْﻤَﻠَﻚُ ﻟِﻲ ﯾَﺘَﻤَﺜﱠﻞ ُ ًوَأَﺣْﯿَﺎﻧﺎ
. ﯾَﻘُﻮلُ
(Melek bazen bana insan suretinde görünür, benimle
konuşur; ben de onun ne dediğini anlarım.
Sahîh-i Buhari, Vahyin Başlangıcı Bölümü : Bâb 2)
biçiminde gelebilir. Bu durumda irâbı
isim cümlesi hâlinde mahallen mansûb
olur:
.ٌھَﺪِﯾﱠﺔ وَﺑِﯿَﺪِه ِ ﱠإِﻻ ﯾَﺄْﺗِﯿﻨَﺎ َﻻ
(Elinde hediye olmadan bize gelmez./Hep elinde bir
hediye ile bize gelir.)
وَھُﻮ َ ﺟَﻠَﺲ َ ﯾُﺤِﺐﱡ ، ﺣَﯿْﺚ ُ ﺻَﻐِﯿﺮٌ وَھُﻮ َ ﺟَﻠَﺲَ ﻣَﻦ ْ
.ُ ﯾَﻜْﺮَه ﺣَﯿْﺚ ُ ﻛَﺒِﯿﺮٌ
(Küçük iken dilediği yere oturan, büyükken
istemediği yere oturur. en-Nahvu’l-vâdıh, III/99)
.اﻟﺼﱠﺪْرﻣُﻨْﻘَﺒِﺾُ وَأَﻧَﺎ إِﺧْﻮَاﻧِﻲ ﻓَﺎرَﻗْﺖ ُ ِ (İçim daralmış bir halde arkadaşlarımdan ayrıldım.)
.ﺗَﺪْﻣَﻌَﺎن ُﻨَﺎهوَﻋَﯿ ْ طُﻔُﻮﻟَﺘِﮫِ أَﯾﱠﺎم ﻋَﻦ ْ ﯾَﺘَﺤَﺪﱠث ُ َﺑَﺪَأ ِ ِ (Gözleri yaşlı bir şekilde çocukluk günlerinden söz
etmeye başladı.)
ﻣﱡﻌْﺮِﺿُﻮنَ ﻏَﻔْﻠَﺔ ٍ ﻓِﻲ وَھُﻢ ْ ﺣِﺴَﺎﺑُﮭُﻢ ْ ﻟِﻠﻨﱠﺎس ِ ﻗْﺘَﺮَب َ ِا
﴾ ﴿
(İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştığı halde, onlar gaflet içinde yüz çevirmiş haldeler. Enbiya Sûresi,1)
.ﻏَﻀْﺒَﺎنُ وَأَﻧْﺖ َ اﺛْﻨَﯿْﻦِ ﺑَﯿْﻦ َ ﺗَﺤْﻜُﻢ ْ َﻻ
(Kızgın bir haldeyken iki kişi arasında hüküm
verme! Sahîh-i Müslim, Akdiye (Hükümler) Bölümü :
16)
3. Fiil cümlesi biçiminde gelebilir. İrâbı bu
durumda da fiil cümlesi olarak mahallen
mansûbdur.
Fiil cümlesiyle durumu açıklanan isimler
cümlede fâil konumunda olabilir.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz:
Ünite 8: Hâl
.ﺒْﺘَﺴِﻢ ُ َﯾ اﻟﻄﱠﺎﻟِﺐُ ﺧَﺮَج َ .ﺟِﯿﺮَاﻧِﮫِ ﺑَﻌْﺾَ ﯾَﻐْﺘَﺎب ُ ﺻَﺪِﯾﻘِﻲ ﺳَﻤِﻌْﺖ ُ
(Öğrenciyi gülümseyerek çıktı.)
.ﯾَﻨﺎﻣُﻮن َ اﻟﺮﱢ ﺣْﻠَﺔ ﻣِﻦ َ رَﺟَﻌﻮا
(Geziden uyuyarak döndüler.)
.رواﺗِﺒِﮭﻢ زﯾﺎدة ِ ﻗِﻠﱠﺔ ِ ﻣِﻦ ْ ﯾَﺸْﺘﻜﻮن َ اﻟﻌُﻤﱠﺎلُ دَﺧَﻞ َ
(İşçiler maaşlarındaki artışın
azlığından şikâyet ederek girdiler.)
.وﯾَﻠْﮭﻮ ﯾَﻠْﻌَﺐ ُ اﻟﺤﻀﺎﻧﺔِ ﻓﻲ ﯾﻮﻣَﮫ اﻟﻄﱢﻔﻞ ُ ﯾَﻘْﻀﻲ
(Çocuk kreşte gününü oynayarak
ve eğlenerek geçiriyor.)
Dikkat: Belirli (marife) isimlerden sonra
gelen cümleler hâl, belirsiz (nekira)
isimlerden sonra gelen cümleler sıfat
cümlesi olur.
(Öğrenci . ﯾﺒﺘَﺴِﻢُ ﻄﺎﻟِﺐ ُ اﻟ ﺧَﺮَج َ .1
gülümseyerek çıktı.)
(Gülümseyen bir . ﯾﺒﺘَﺴِﻢُ طﺎﻟِﺐ ٌ ﺧَﺮَج َ .2
öğrenci çıktı.)
1.cümlede ( ﯾﺒﺘَﺴِﻢ ُ ) fiil cümlesi hâl, 2.
cümlede ( ﯾﺒﺘَﺴِﻢ ُ ) fiil cümlesi sıfat
olduğuna dikkat ediniz.
Fiil cümlesiyle durumu açıklanan isimler
cümlede mef‘ûl konumunda da olabilir.
Bir başka ifadeyle hâl, gördü, buldu,
duydu vb. gibi fiillerin belirli kullanılan
mef‘ûllerinden sonra, mef‘ûlü ne halde
gördüğünü, bulduğunu, duyduğunu vs
açıklayan bir fiil cümlesi biçiminde
gelebilir. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz:
(Öğrenciyi .ًﻋَﺒَﺜﺎ ُوَﻗْﺘَﮫ ﯾَﻘْﻀِﻲ اﻟﻄﱠﺎﻟِﺐَ رَأَﯾْﺖ ُ
vaktini boşa geçirirken gördüm.)
(Arkadaşımı, bazı komşularını çekiştirirken
duydum.)
(Bu .ًﻛَﺜِﯿﺮا ﯾَﻌْﻤَﻠُﻮن َ اﻟْﺒَﻠَﺪِ ھﺬا أَھَﺎﻟِﻲ وَﺟَﺪْت ُ َ beldenin halkını, çok çalışır halde buldum.)
.آن َﺮ ْ ُﻘاﻟْﻞ ُﱢﺗﺮ َُﯾ ﺣَﺴَﻦ ﻰ َﻟإ ﺖ ُﻌ ْﻤ َﺘﺳ ِْا ٍ ِ َ (Hasan'ı Kur’ân okurken dinledim.)
. ُوَﺟْﮭُﮫ أَﺷْﺮَق َ اﻟﻨﱠﺒِﻲﱠ ﻓﺮَأَﯾْﺖ ُ
(Peygamberi, yüzü parlamış halde gördüm. Sahîh-i
Buhari, Megâzî Bölümü : 4)
ﯾَﻨْﺰِل ُ ُرَأَﯾْﺘُﮫ وَﻟَﻘَﺪ ْ :ﻋَﻨْﮭَﺎ ُﷲ رَﺿِﻲ َ ُﻋَﺎﺋِﺸَﺔ ﻗَﺎﻟَﺖ ْ
... اﻟْﺒَﺮْد ِ اﻟﺸﱠﺪِﯾﺪ ِ اﻟْﯿَﻮْم ِ ﻓِﻲ اﻟْﻮَﺣْﻲُ ﻋَﻠَﯿْﮫِ
(Âişe (radiyallahu anhâ) dedi ki: Çok soğuk bir
günde O’nu [Peygamberi] kendisine vahiy inerken
gördüm. Sahîh-i Buhari, Vahyin Başlangıcı Bölümü:
Bâb 2)
Dikkat: Cümledeki hâl ögesi fiil cümlesi şeklinde
gelmiş, fiili de olumlu mâzî fiil ise çoğunlukla
başında bir وﻗﺪ bulunur.
ﻋﻠﻰ ﺣَﺼَﻞ َ وﻗَﺪ ْ أﻟﻤﺎﻧﯿﺎ ﻣﻦ اﻟﻜﺒﯿﺮ ُ أﺧﻲ ﻋﺎد َ
.ﺟﺎﻣِﻌِﯿﱠﺔ ﺷَﮭﺎدَة ٍ
(Ağabeyim Almanya’dan üniversite diploması almış
olarak döndü. )
ﻛَﺜﺮةِ ﻣِﻦ ﻣﻞﱠ وﻗَﺪ ْ اﻻِﺟْﺘﻤﺎع َﻗﺎﻋﺔ اﻟﻮزﯾﺮ ُ ﻏﺎدَر
.اﻟﺘﱠﺴﺎؤﻻت
(Bakan soruların çokluğundan bunalmış halde
toplantı salonun terk etti.)
:وَﺟْﮭُﮭﺎ اﺣْﻤَﺮﱠ وﻗﺪ ْ ُاﻟـﻤﺮْأة أﺟﺎﺑَﺖ
(Kadın, yüzü kızarmış bir halde şöyle cevap verdi: )
:ﺣﺪث ﻣﺎ ﻧَﺴِﻲ وﻗﺪ اﻟﺮﱠﺟﻞ ُ ﻗﺎل
(Adam, olanları unutmuş bir halde dedi ki: )
Ünite 8: Hâl
4. Eylemin nasıl olduğunu başında bir ﺑِــ ya . اﻟْﻤُﺪِﯾﺮ ﻋَﻦ ًﻧِﯿَﺎﺑَﺔ اﻷَوْرَاق ﻋَﻠَﻰ وَﻗﱠﻌْﺖ ُ ِ ِ ِ da ﻓﻲ harf-i ceri bulunmak suretiyle
açıklayan bir mastar biçiminde gelebilir. Bu
durumda da irâbı câr-mecrûr olarak mahallen
mansûbdur. Örnekler:
(Onu .ﺑِﺼُﻌُﻮﺑَﺔ ٍ ُﻧُﻘْﻨِﻌَﮫ أَن ْ ﺣَﺎوَﻟْﻨَﺎ
güçlükle ikna ettik.)
(Kısa bir .ﺴُﮭُﻮﻟَﺔ ٍ ِﺑ ﻗَﺼِﯿﺮَة ٍ ﻣُﺪﱠة ٍ ﻓﻲ ُأَﻋْﻤَﺎﻟَﮫ أَﻧْﺠَﺰ َ
sürede işlerini kolaylıkla bitirdi.)
.ﺼَﺮَاﺣَﺔ ٍ ِﺑ وَﻋَﻮَاطِﻔِﻨَﺎ آرَاﺋِﻨَﺎ ﻋَﻦ ْ ﻧُﻌِﺒﱢﺮ َ أَن ْ ﯾَﺠِﺐ ُ
(Görüş ve duygularımızı açıkça ifade etmeliyiz.)
(Ona, .ﻤُﺠَﺎﻣَﻠَﺔ ٍ ـ ِﺑُﺗُﻌَﺎﻣِﻠَﮫ أَن ْ ﻋَﻠَﯿْﻚ َ
gönlünü okşayarak muamele etmelisin.)
5. Mastar olarak gelebilir. Bu durumda yine
belirsiz ve mansûb durumda olmalıdır. Örnekler:
ﺳِﺮًّا وَاﻟﻨﱠﮭَﺎرِ ﺑِﺎﻟﻠﱠﯿْﻞ ِ أَﻣْﻮَاﻟَﮭُﻢ ﯾُﻨﻔِﻘُﻮن َ اﻟﱠﺬِﯾﻦ َ ﴿
ﻋَﻠَﯿْﮭِﻢْ ﺧَﻮْف ٌ وَﻻ َ رَﺑﱢﮭِﻢ ْ ﻋِﻨﺪ َ أَﺟْﺮُھُﻢ ْ ﻓَﻠَﮭُﻢ ْ ًوَﻋَﻼَﻧِﯿَﺔ
﴾.ﯾَﺤْﺰَﻧُﻮن َ ھُﻢ ْ وَﻻ َ
(Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak
edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve
mükâfatları vardır; onlara herhangi bir korku yoktur,
onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar. Bakara
Sûresi, 274)
ﻟَﮭَﺎ ﻓَﻘَﺎل َ دُﺧَﺎن ٌ وَھِﻲ َ اﻟﺴﱠﻤَﺎء ِ إِﻟَﻰ اﺳْﺘَﻮَى ٰ ﺛُﻢﱠ ﴿
.طَﺎﺋِﻌِﯿﻦ َ أَﺗَﯿْﻨَﺎ ﻗَﺎﻟَﺘَﺎ ﻛَﺮْھًﺎ أَوْ طَﻮْﻋًﺎ اﺋْﺘِﯿَﺎ وَﻟِﻸَْرْض ِ
﴾
(Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve
yeryüzüne: 'İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma
gelin' dedi. İkisi de: 'İsteyerek geldik' dediler.
Fussilet Sûresi, 11)
(Müdürün yerine evrakları
imzaladım.)
﴾ ًﻛَﺎﻓﱠﺔ اﻟﺴﱢﻠْﻢ ِ ﻓِﻲ ادْﺧُﻠُﻮا آﻣَﻨُﻮا اﻟﱠﺬِﯾﻦ َ أَﯾﱡﮭَﺎ ﯾَﺎ ﴿
(Ey iman edenler, hep birlikte barışa (İslâm’a) girin. Bakara Sûresi, 208)
Sâhibu’L-Hâl
Sâhibu’l-hâl, cümle içinde hâli, durumu
nitelenen isimdir. Marife olup cümle içinde fâil,
nâibu’l-fâil ya da mef‘ûl durumunda gelebilir.
Mahzûf (zikredilmeyip düşürülmüş) da olabilir. Hâl
ile sâhibu’l-hâl arasında sayı ve cinsiyet bakımından
uyum olmalıdır. Örnekler:
.ﻦﯿ ْﻤﺎﺳ َِﺑ ﻤﺎ ُﻮﻓَﮭ ُﯿﺿ ُ ُﮫ ُﺘﺟ َو ْز َو َ ﻞ ُﺟ ُاﻟﺮﱠ ﻞ َ َﺒﻘ ْ َﺘﺳ ِْا ِ َ (Adam ve eşi, misafirleri güler yüzle karşıladılar.)
. ﻣُﻨْﺘَﺼِﺮِﯾﻦَ اﻟْﻐَﺰْو ِ ﻣِﻦ َ اﻟْﺠُﻨُﻮد ُ رَﺟَﻊ َ
(Askerler savaştan üstün gelmiş bir şekilde
döndüler.)
(Kız .ً ﺑَﺎﻛِﯿَﺔ َاﻟﻄﱢﻔْﻠَﺔ ﺷَﺎھَﺪْت ُ
çocuğunu ağlarken gördüm.)
(Hind ve Leylâ’yı aç . ﺟَﺎﺋِﻌَﺘَﯿْﻦ وَﻟَﯿْﻠَﻰ ًھِﻨْﺪا أَﻟْﻔَﯿْﺖ ُ ِ bir halde buldum.)
Hal Cümlesinin İ‘râbı:
. ًﺎﻋﺮ ِﺴ ْﻣُﻞ ُﺟ ُاﻟﺮﱠ ﺎء َﺟَ 1
(Adam acele ederek geldi.)
ﺎء َ ﺟَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.
ﻞ ُ ﺟ ُاﻟﺮﱠ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
Ünite 8: Hâl
ًﺎ ﻋﺮ ِﺴ ْﻣُ: Hâl, nekira, mansûb, nasb alâmeti ﻣَﺴْﺮورانِ ھُﻤﺎ : Hâl cümlesi, mahallen
sondaki fetha.
.ﺳﺎﺧِﻨًﺎ اﻟﺸّﺎي ُ ﯾُﺸْﺮَب ُ 2
(Çay sıcak içilir.)
ﯾُﺸْﺮبُ : Mechûl muzâri fiil, 3.tekil şahıs, eril.
اﻟﺸّﺎيُ : Nâibu’l-fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
ﺳﺎﺧِﻨًﺎ : Hâl, nekira, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha.
.ﻮن َﻤ ُ ِﺎﺋَﻧ اس ُﺮﱠاﻟﺤ ُوَﯿﻦ ُﺠ ِاﻟﺴﱠ ب َﺮ َھَ 3
(Mahkum, gardiyanlar uyurken kaçtı.)
ب َ ﺮ َھَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.
ﯿﻦ ُﺠ ِاﻟﺴﱠ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
و : Vâvu’l-hâliyye
اس ُﺮ ﱠﻟﺤ َُا : Mubteda, merfû, ref alâmeti
sondaki damme.
ﻮن َﻤ ُ ِﺎﺋَﻧ : Haber, merfû, ref alâmeti vâv
çünkü cem‘ muzekker sâlim (düzenli eril çoğul).
ﻮن َﻤ ُ ِﺎﺋَﻧ س ُ َاﺮﱠاﻟﺤُ : Hâl cümlesi, mahallen
mansûb.
وھُﻤﺎ اﻟﻤﺪرﺳﺔ ِ إﻟﻰ اﻟﻄﺎﻟِﺒﺎن ِ ﻋَﺎد َ 4
(İki öğrenci okula mutlu .ﻣَﺴْﺮوران ِ
olarak döndüler.)
ﻋَﺎدَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.
اﻟﻄﺎﻟِﺒﺎنِ : Fâil, merfû, ref alâmeti elif (ا), çünkü ikil, sâhibu’l-hâl.
إﻟﻰ : Harf-i cer
اﻟﻤﺪرﺳﺔِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
و : Vâvu’l-hâliyye
ھُﻤﺎ : Mubteda, mahallen merfû çünkü zamir.
ﻣَﺴْﺮورانِ : Haber, merfû, ref alâmeti elif (ا) çünkü ikil.
mansûb.
.ﺞ ْﻀ َﻨ ْ َﺗ ﻟﻢ ْ ھِﻲوَ َةﺮ َﻤﱠاﻟﺜ ﺖ ُﻔ ْ َﻄَﻗ 5 َ َ (Meyveyi henüz olgunlaşmadan
kopardım.)
ﺖ ُﻔ ْ َﻄَﻗ : Mâzî fiil, fâili merfû muttasıl zamir
(bitişik özne zamiri) olan tâu’l- muteharrike.
َة ﺮ َﻤﱠاﻟﺜ : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb َ alâmeti sondaki fetha, sâhibu’l-hâl.
وَ : Vâvu’l-hâliyye
ھِﻲَ : Mubteda, mahallen merfû (çünkü zamirdir, mebnîdir)
ﻢ َْﻟ : Cezm edatı
ﺞ ْ ﻀ َﻨ َْﺗ : Muzâri fiil, ( ﻟﻢْ)’den dolayı
meczûm, cezm alâmeti sondaki sükûn.
ﺞ ْ ﻀ َﻨ َْﺗ ﻢ ْ َﻟ ھِﻲَ : Hâl cümlesi, mahallen
mansûb.
(Adam. اﻟﺤﻘﺎﺋِﺐَ ﯾﺤﻤِﻞ ُ اﻟﺮﱠﺟُﻞ ُ ﺟﺎء َ 6
çantaları taşıyarak geldi.)
ﺟﺎءَ : Mâzî fiil, 3. tekil şahıs, eril.
اﻟﺮﱠﺟُﻞُ : Fâil merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
ﯾَﺤْﻤِﻞُ : Muzâri fiil, fâili gizli zamir
olan (ھﻮ).
اﻟﺤَﻘﺎﺋِﺐَ : Mef‘ûlun bih mansûb.
اﻟﺤﻘﺎﺋِﺐَ ﯾﺤﻤِﻞ ُ : Hâl cümlesi, mahallen mansûb.
. ﺑِﺼُﻌُﻮﺑﺔٍ ﺧَﺼْﻤِﮫ ِ ﻋَﻠَﻰ اﻟﻔَﺮِﯾﻖ ُ ﻓَﺎز َ 7
(Takım rakibini güçlükle yendi.)
ﻓَﺎزَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.
ﯾﻖ ُاﻟﻔَﺮ ِ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
ﻋَﻠَﻰ : Harf-i cer
aynı zamanda muzâf, ــﮫ muzâfun ileyh, mahallen mecrûr.
ﺑِﺼُﻌُﻮﺑﺔٍ :(ﺑِــ ) harf-icer, (ﺻُﻌُﻮﺑﺔ) mecrûr, câr-mecrûr olarak hâl, mahallen mansûb.
(Çocuklar . ﺑِﺴُﺮورٍ اﻷطْﻔﺎل ُ ﯾَﻠْﻌَﺐ ُ 8
sevinç içinde oynuyorlar.)