AÖF Soru Bankası

Arapça IV (APÇ)Ünite 8 Özeti

Hâl

ARA2002- ARAPÇA IV

Ünite 8: Hâl

Hâl ve Gramer Özellikleri 2. Vâvu’l-hâliyye olarak bilinen vâv

اﻟﺤﺎل harfinden sonra bir isim cümlesi

Hâl, yükleme sorulan “nasıl” sorusuna alınan

cevap olup eylemin meydana geliş şeklini açıklayan

ve cümlenin genellikle sonunda yer alan ögedir.

Türkçede genellikle –erek, -arak, -iken, … halde, …

olarak gibi ifade biçimleriyle karşılanan hâl,

Arapçada da birkaç farklı yapı ile ifade edilir. Şimdi

bu yapıları görelim:

1. Belirsiz – mansûb bir isim halinde

gelebilir. Bu, hâlin en yaygın, en bilinen

şeklidir. Buradaki mansûb isim,

çoğunlukla ism-i fâil veya ism-i mefûl

yapısında bir kelimedir. Örnekler:

(Okuldan . ًﯿﺎﺎﺷ ِﻣ اﻟﺒﯿﺖِ إﻟﻰ اﻟﻤﺪرﺳﺔ ِ ﻦ َﻣ ِ ت ُﺪ ْﻋُ َ eve yürüyerek döndüm.)

. ًﺔﺴ َﺎﻣ َِھ ﻒ ِ ِﺎﺗ َﺎﻟﮭﺑ ﺎ َﮭ َﺘ َﯾﻘﺪ ِﺻَ ﻣَﺮْﯾَﻢ ُ ﺖ ْ َﺛﺎد َﺣَ ِ (Meryem kız arkadaşıyla telefonda fısıldayarak

konuştu.)

(Sana özür dileyerek . ًﻣُﻌْﺘَﺬِرا أَﺗَﺎكَ ﻋَﻤﱠﻦ ْ اِﺻْﻔَﺢ ْ

geleni affet.)

(Çay sıcak . ًﺳَﺎﺧِﻨﺎ اﻟﺸﱠﺎيُ ﯾُﺸْﺮَب ُ

içilir.)

(Bu.ً زَاﺋِﺮا ًأُﺳْﺘَﺎذا اﻟْﺠَﺎﻣِﻌَﺔِ ﺗِﻠْﻚ َ ﻓﻲ ﻋَﻤِﻠْﺖ ُ

üniversitede misafir öğretim üyesi olarak çalıştım.)

(İnsan zayıf olarak yaratılmıştır. Nisâ Sûresi, 28)

﴾ ًﯿﻔﺎ ﻌ ِ ﺿ َ نُ َﺴﺎ اﻹﻧ ْ ﻖَ ِﻠ ﺧ ُو َ ﴿

ﻣَﺎ ﻓَﺄَﻋِﻲ ﻓَﯿُﻜَﻠﱢﻤُﻨِﻲ ًرَﺟُﻼ اﻟْﻤَﻠَﻚُ ﻟِﻲ ﯾَﺘَﻤَﺜﱠﻞ ُ ًوَأَﺣْﯿَﺎﻧﺎ

. ﯾَﻘُﻮلُ

(Melek bazen bana insan suretinde görünür, benimle

konuşur; ben de onun ne dediğini anlarım.

Sahîh-i Buhari, Vahyin Başlangıcı Bölümü : Bâb 2)

biçiminde gelebilir. Bu durumda irâbı

isim cümlesi hâlinde mahallen mansûb

olur:

.ٌھَﺪِﯾﱠﺔ وَﺑِﯿَﺪِه ِ ﱠإِﻻ ﯾَﺄْﺗِﯿﻨَﺎ َﻻ

(Elinde hediye olmadan bize gelmez./Hep elinde bir

hediye ile bize gelir.)

وَھُﻮ َ ﺟَﻠَﺲ َ ﯾُﺤِﺐﱡ ، ﺣَﯿْﺚ ُ ﺻَﻐِﯿﺮٌ وَھُﻮ َ ﺟَﻠَﺲَ ﻣَﻦ ْ

.ُ ﯾَﻜْﺮَه ﺣَﯿْﺚ ُ ﻛَﺒِﯿﺮٌ

(Küçük iken dilediği yere oturan, büyükken

istemediği yere oturur. en-Nahvu’l-vâdıh, III/99)

.اﻟﺼﱠﺪْرﻣُﻨْﻘَﺒِﺾُ وَأَﻧَﺎ إِﺧْﻮَاﻧِﻲ ﻓَﺎرَﻗْﺖ ُ ِ (İçim daralmış bir halde arkadaşlarımdan ayrıldım.)

.ﺗَﺪْﻣَﻌَﺎن ُﻨَﺎهوَﻋَﯿ ْ طُﻔُﻮﻟَﺘِﮫِ أَﯾﱠﺎم ﻋَﻦ ْ ﯾَﺘَﺤَﺪﱠث ُ َﺑَﺪَأ ِ ِ (Gözleri yaşlı bir şekilde çocukluk günlerinden söz

etmeye başladı.)

ﻣﱡﻌْﺮِﺿُﻮنَ ﻏَﻔْﻠَﺔ ٍ ﻓِﻲ وَھُﻢ ْ ﺣِﺴَﺎﺑُﮭُﻢ ْ ﻟِﻠﻨﱠﺎس ِ ﻗْﺘَﺮَب َ ِا

﴾ ﴿

(İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştığı halde, onlar gaflet içinde yüz çevirmiş haldeler. Enbiya Sûresi,1)

.ﻏَﻀْﺒَﺎنُ وَأَﻧْﺖ َ اﺛْﻨَﯿْﻦِ ﺑَﯿْﻦ َ ﺗَﺤْﻜُﻢ ْ َﻻ

(Kızgın bir haldeyken iki kişi arasında hüküm

verme! Sahîh-i Müslim, Akdiye (Hükümler) Bölümü :

16)

3. Fiil cümlesi biçiminde gelebilir. İrâbı bu

durumda da fiil cümlesi olarak mahallen

mansûbdur.

Fiil cümlesiyle durumu açıklanan isimler

cümlede fâil konumunda olabilir.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz:


Ünite 8: Hâl

.ﺒْﺘَﺴِﻢ ُ َﯾ اﻟﻄﱠﺎﻟِﺐُ ﺧَﺮَج َ .ﺟِﯿﺮَاﻧِﮫِ ﺑَﻌْﺾَ ﯾَﻐْﺘَﺎب ُ ﺻَﺪِﯾﻘِﻲ ﺳَﻤِﻌْﺖ ُ

(Öğrenciyi gülümseyerek çıktı.)

.ﯾَﻨﺎﻣُﻮن َ اﻟﺮﱢ ﺣْﻠَﺔ ﻣِﻦ َ رَﺟَﻌﻮا

(Geziden uyuyarak döndüler.)

.رواﺗِﺒِﮭﻢ زﯾﺎدة ِ ﻗِﻠﱠﺔ ِ ﻣِﻦ ْ ﯾَﺸْﺘﻜﻮن َ اﻟﻌُﻤﱠﺎلُ دَﺧَﻞ َ

(İşçiler maaşlarındaki artışın

azlığından şikâyet ederek girdiler.)

.وﯾَﻠْﮭﻮ ﯾَﻠْﻌَﺐ ُ اﻟﺤﻀﺎﻧﺔِ ﻓﻲ ﯾﻮﻣَﮫ اﻟﻄﱢﻔﻞ ُ ﯾَﻘْﻀﻲ

(Çocuk kreşte gününü oynayarak

ve eğlenerek geçiriyor.)

Dikkat: Belirli (marife) isimlerden sonra

gelen cümleler hâl, belirsiz (nekira)

isimlerden sonra gelen cümleler sıfat

cümlesi olur.

(Öğrenci . ﯾﺒﺘَﺴِﻢُ ﻄﺎﻟِﺐ ُ اﻟ ﺧَﺮَج َ .1

gülümseyerek çıktı.)

(Gülümseyen bir . ﯾﺒﺘَﺴِﻢُ طﺎﻟِﺐ ٌ ﺧَﺮَج َ .2

öğrenci çıktı.)

1.cümlede ( ﯾﺒﺘَﺴِﻢ ُ ) fiil cümlesi hâl, 2.

cümlede ( ﯾﺒﺘَﺴِﻢ ُ ) fiil cümlesi sıfat

olduğuna dikkat ediniz.

Fiil cümlesiyle durumu açıklanan isimler

cümlede mef‘ûl konumunda da olabilir.

Bir başka ifadeyle hâl, gördü, buldu,

duydu vb. gibi fiillerin belirli kullanılan

mef‘ûllerinden sonra, mef‘ûlü ne halde

gördüğünü, bulduğunu, duyduğunu vs

açıklayan bir fiil cümlesi biçiminde

gelebilir. Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz:

(Öğrenciyi .ًﻋَﺒَﺜﺎ ُوَﻗْﺘَﮫ ﯾَﻘْﻀِﻲ اﻟﻄﱠﺎﻟِﺐَ رَأَﯾْﺖ ُ

vaktini boşa geçirirken gördüm.)

(Arkadaşımı, bazı komşularını çekiştirirken

duydum.)

(Bu .ًﻛَﺜِﯿﺮا ﯾَﻌْﻤَﻠُﻮن َ اﻟْﺒَﻠَﺪِ ھﺬا أَھَﺎﻟِﻲ وَﺟَﺪْت ُ َ beldenin halkını, çok çalışır halde buldum.)

.آن َﺮ ْ ُﻘاﻟْﻞ ُﱢﺗﺮ َُﯾ ﺣَﺴَﻦ ﻰ َﻟإ ﺖ ُﻌ ْﻤ َﺘﺳ ِْا ٍ ِ َ (Hasan'ı Kur’ân okurken dinledim.)

. ُوَﺟْﮭُﮫ أَﺷْﺮَق َ اﻟﻨﱠﺒِﻲﱠ ﻓﺮَأَﯾْﺖ ُ

(Peygamberi, yüzü parlamış halde gördüm. Sahîh-i

Buhari, Megâzî Bölümü : 4)

ﯾَﻨْﺰِل ُ ُرَأَﯾْﺘُﮫ وَﻟَﻘَﺪ ْ :ﻋَﻨْﮭَﺎ ُﷲ رَﺿِﻲ َ ُﻋَﺎﺋِﺸَﺔ ﻗَﺎﻟَﺖ ْ

... اﻟْﺒَﺮْد ِ اﻟﺸﱠﺪِﯾﺪ ِ اﻟْﯿَﻮْم ِ ﻓِﻲ اﻟْﻮَﺣْﻲُ ﻋَﻠَﯿْﮫِ

(Âişe (radiyallahu anhâ) dedi ki: Çok soğuk bir

günde O’nu [Peygamberi] kendisine vahiy inerken

gördüm. Sahîh-i Buhari, Vahyin Başlangıcı Bölümü:

Bâb 2)

Dikkat: Cümledeki hâl ögesi fiil cümlesi şeklinde

gelmiş, fiili de olumlu mâzî fiil ise çoğunlukla

başında bir وﻗﺪ bulunur.

ﻋﻠﻰ ﺣَﺼَﻞ َ وﻗَﺪ ْ أﻟﻤﺎﻧﯿﺎ ﻣﻦ اﻟﻜﺒﯿﺮ ُ أﺧﻲ ﻋﺎد َ

.ﺟﺎﻣِﻌِﯿﱠﺔ ﺷَﮭﺎدَة ٍ

(Ağabeyim Almanya’dan üniversite diploması almış

olarak döndü. )

ﻛَﺜﺮةِ ﻣِﻦ ﻣﻞﱠ وﻗَﺪ ْ اﻻِﺟْﺘﻤﺎع َﻗﺎﻋﺔ اﻟﻮزﯾﺮ ُ ﻏﺎدَر

.اﻟﺘﱠﺴﺎؤﻻت

(Bakan soruların çokluğundan bunalmış halde

toplantı salonun terk etti.)

:وَﺟْﮭُﮭﺎ اﺣْﻤَﺮﱠ وﻗﺪ ْ ُاﻟـﻤﺮْأة أﺟﺎﺑَﺖ

(Kadın, yüzü kızarmış bir halde şöyle cevap verdi: )

:ﺣﺪث ﻣﺎ ﻧَﺴِﻲ وﻗﺪ اﻟﺮﱠﺟﻞ ُ ﻗﺎل

(Adam, olanları unutmuş bir halde dedi ki: )


Ünite 8: Hâl

4. Eylemin nasıl olduğunu başında bir ﺑِــ ya . اﻟْﻤُﺪِﯾﺮ ﻋَﻦ ًﻧِﯿَﺎﺑَﺔ اﻷَوْرَاق ﻋَﻠَﻰ وَﻗﱠﻌْﺖ ُ ِ ِ ِ da ﻓﻲ harf-i ceri bulunmak suretiyle

açıklayan bir mastar biçiminde gelebilir. Bu

durumda da irâbı câr-mecrûr olarak mahallen

mansûbdur. Örnekler:

(Onu .ﺑِﺼُﻌُﻮﺑَﺔ ٍ ُﻧُﻘْﻨِﻌَﮫ أَن ْ ﺣَﺎوَﻟْﻨَﺎ

güçlükle ikna ettik.)

(Kısa bir .ﺴُﮭُﻮﻟَﺔ ٍ ِﺑ ﻗَﺼِﯿﺮَة ٍ ﻣُﺪﱠة ٍ ﻓﻲ ُأَﻋْﻤَﺎﻟَﮫ أَﻧْﺠَﺰ َ

sürede işlerini kolaylıkla bitirdi.)

.ﺼَﺮَاﺣَﺔ ٍ ِﺑ وَﻋَﻮَاطِﻔِﻨَﺎ آرَاﺋِﻨَﺎ ﻋَﻦ ْ ﻧُﻌِﺒﱢﺮ َ أَن ْ ﯾَﺠِﺐ ُ

(Görüş ve duygularımızı açıkça ifade etmeliyiz.)

(Ona, .ﻤُﺠَﺎﻣَﻠَﺔ ٍ ـ ِﺑُﺗُﻌَﺎﻣِﻠَﮫ أَن ْ ﻋَﻠَﯿْﻚ َ

gönlünü okşayarak muamele etmelisin.)

5. Mastar olarak gelebilir. Bu durumda yine

belirsiz ve mansûb durumda olmalıdır. Örnekler:

ﺳِﺮًّا وَاﻟﻨﱠﮭَﺎرِ ﺑِﺎﻟﻠﱠﯿْﻞ ِ أَﻣْﻮَاﻟَﮭُﻢ ﯾُﻨﻔِﻘُﻮن َ اﻟﱠﺬِﯾﻦ َ ﴿

ﻋَﻠَﯿْﮭِﻢْ ﺧَﻮْف ٌ وَﻻ َ رَﺑﱢﮭِﻢ ْ ﻋِﻨﺪ َ أَﺟْﺮُھُﻢ ْ ﻓَﻠَﮭُﻢ ْ ًوَﻋَﻼَﻧِﯿَﺔ

﴾.ﯾَﺤْﺰَﻧُﻮن َ ھُﻢ ْ وَﻻ َ

(Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak

edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve

mükâfatları vardır; onlara herhangi bir korku yoktur,

onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar. Bakara

Sûresi, 274)

ﻟَﮭَﺎ ﻓَﻘَﺎل َ دُﺧَﺎن ٌ وَھِﻲ َ اﻟﺴﱠﻤَﺎء ِ إِﻟَﻰ اﺳْﺘَﻮَى ٰ ﺛُﻢﱠ ﴿

.طَﺎﺋِﻌِﯿﻦ َ أَﺗَﯿْﻨَﺎ ﻗَﺎﻟَﺘَﺎ ﻛَﺮْھًﺎ أَوْ طَﻮْﻋًﺎ اﺋْﺘِﯿَﺎ وَﻟِﻸَْرْض ِ

(Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve

yeryüzüne: 'İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma

gelin' dedi. İkisi de: 'İsteyerek geldik' dediler.

Fussilet Sûresi, 11)

(Müdürün yerine evrakları

imzaladım.)

﴾ ًﻛَﺎﻓﱠﺔ اﻟﺴﱢﻠْﻢ ِ ﻓِﻲ ادْﺧُﻠُﻮا آﻣَﻨُﻮا اﻟﱠﺬِﯾﻦ َ أَﯾﱡﮭَﺎ ﯾَﺎ ﴿

(Ey iman edenler, hep birlikte barışa (İslâm’a) girin. Bakara Sûresi, 208)

Sâhibu’L-Hâl

Sâhibu’l-hâl, cümle içinde hâli, durumu

nitelenen isimdir. Marife olup cümle içinde fâil,

nâibu’l-fâil ya da mef‘ûl durumunda gelebilir.

Mahzûf (zikredilmeyip düşürülmüş) da olabilir. Hâl

ile sâhibu’l-hâl arasında sayı ve cinsiyet bakımından

uyum olmalıdır. Örnekler:

.ﻦﯿ ْﻤﺎﺳ َِﺑ ﻤﺎ ُﻮﻓَﮭ ُﯿﺿ ُ ُﮫ ُﺘﺟ َو ْز َو َ ﻞ ُﺟ ُاﻟﺮﱠ ﻞ َ َﺒﻘ ْ َﺘﺳ ِْا ِ َ (Adam ve eşi, misafirleri güler yüzle karşıladılar.)

. ﻣُﻨْﺘَﺼِﺮِﯾﻦَ اﻟْﻐَﺰْو ِ ﻣِﻦ َ اﻟْﺠُﻨُﻮد ُ رَﺟَﻊ َ

(Askerler savaştan üstün gelmiş bir şekilde

döndüler.)

(Kız .ً ﺑَﺎﻛِﯿَﺔ َاﻟﻄﱢﻔْﻠَﺔ ﺷَﺎھَﺪْت ُ

çocuğunu ağlarken gördüm.)

(Hind ve Leylâ’yı aç . ﺟَﺎﺋِﻌَﺘَﯿْﻦ وَﻟَﯿْﻠَﻰ ًھِﻨْﺪا أَﻟْﻔَﯿْﺖ ُ ِ bir halde buldum.)

Hal Cümlesinin İ‘râbı:

. ًﺎﻋﺮ ِﺴ ْﻣُﻞ ُﺟ ُاﻟﺮﱠ ﺎء َﺟَ 1

(Adam acele ederek geldi.)

ﺎء َ ﺟَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.

ﻞ ُ ﺟ ُاﻟﺮﱠ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.


Ünite 8: Hâl

ًﺎ ﻋﺮ ِﺴ ْﻣُ: Hâl, nekira, mansûb, nasb alâmeti ﻣَﺴْﺮورانِ ھُﻤﺎ : Hâl cümlesi, mahallen

sondaki fetha.

.ﺳﺎﺧِﻨًﺎ اﻟﺸّﺎي ُ ﯾُﺸْﺮَب ُ 2

(Çay sıcak içilir.)

ﯾُﺸْﺮبُ : Mechûl muzâri fiil, 3.tekil şahıs, eril.

اﻟﺸّﺎيُ : Nâibu’l-fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.

ﺳﺎﺧِﻨًﺎ : Hâl, nekira, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha.

.ﻮن َﻤ ُ ِﺎﺋَﻧ اس ُﺮﱠاﻟﺤ ُوَﯿﻦ ُﺠ ِاﻟﺴﱠ ب َﺮ َھَ 3

(Mahkum, gardiyanlar uyurken kaçtı.)

ب َ ﺮ َھَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.

ﯿﻦ ُﺠ ِاﻟﺴﱠ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme.

و : Vâvu’l-hâliyye

اس ُﺮ ﱠﻟﺤ َُا : Mubteda, merfû, ref alâmeti

sondaki damme.

ﻮن َﻤ ُ ِﺎﺋَﻧ : Haber, merfû, ref alâmeti vâv

çünkü cem‘ muzekker sâlim (düzenli eril çoğul).

ﻮن َﻤ ُ ِﺎﺋَﻧ س ُ َاﺮﱠاﻟﺤُ : Hâl cümlesi, mahallen

mansûb.

وھُﻤﺎ اﻟﻤﺪرﺳﺔ ِ إﻟﻰ اﻟﻄﺎﻟِﺒﺎن ِ ﻋَﺎد َ 4

(İki öğrenci okula mutlu .ﻣَﺴْﺮوران ِ

olarak döndüler.)

ﻋَﺎدَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.

اﻟﻄﺎﻟِﺒﺎنِ : Fâil, merfû, ref alâmeti elif (ا), çünkü ikil, sâhibu’l-hâl.

إﻟﻰ : Harf-i cer

اﻟﻤﺪرﺳﺔِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.

و : Vâvu’l-hâliyye

ھُﻤﺎ : Mubteda, mahallen merfû çünkü zamir.

ﻣَﺴْﺮورانِ : Haber, merfû, ref alâmeti elif (ا) çünkü ikil.

mansûb.

.ﺞ ْﻀ َﻨ ْ َﺗ ﻟﻢ ْ ھِﻲوَ َةﺮ َﻤﱠاﻟﺜ ﺖ ُﻔ ْ َﻄَﻗ 5 َ َ (Meyveyi henüz olgunlaşmadan

kopardım.)

ﺖ ُﻔ ْ َﻄَﻗ : Mâzî fiil, fâili merfû muttasıl zamir

(bitişik özne zamiri) olan tâu’l- muteharrike.

َة ﺮ َﻤﱠاﻟﺜ : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb َ alâmeti sondaki fetha, sâhibu’l-hâl.

وَ : Vâvu’l-hâliyye

ھِﻲَ : Mubteda, mahallen merfû (çünkü zamirdir, mebnîdir)

ﻢ َْﻟ : Cezm edatı

ﺞ ْ ﻀ َﻨ َْﺗ : Muzâri fiil, ( ﻟﻢْ)’den dolayı

meczûm, cezm alâmeti sondaki sükûn.

ﺞ ْ ﻀ َﻨ َْﺗ ﻢ ْ َﻟ ھِﻲَ : Hâl cümlesi, mahallen

mansûb.

(Adam. اﻟﺤﻘﺎﺋِﺐَ ﯾﺤﻤِﻞ ُ اﻟﺮﱠﺟُﻞ ُ ﺟﺎء َ 6

çantaları taşıyarak geldi.)

ﺟﺎءَ : Mâzî fiil, 3. tekil şahıs, eril.

اﻟﺮﱠﺟُﻞُ : Fâil merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.

ﯾَﺤْﻤِﻞُ : Muzâri fiil, fâili gizli zamir

olan (ھﻮ).

اﻟﺤَﻘﺎﺋِﺐَ : Mef‘ûlun bih mansûb.

اﻟﺤﻘﺎﺋِﺐَ ﯾﺤﻤِﻞ ُ : Hâl cümlesi, mahallen mansûb.

. ﺑِﺼُﻌُﻮﺑﺔٍ ﺧَﺼْﻤِﮫ ِ ﻋَﻠَﻰ اﻟﻔَﺮِﯾﻖ ُ ﻓَﺎز َ 7

(Takım rakibini güçlükle yendi.)

ﻓَﺎزَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.

ﯾﻖ ُاﻟﻔَﺮ ِ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.

ﻋَﻠَﻰ : Harf-i cer


aynı zamanda muzâf, ــﮫ muzâfun ileyh, mahallen mecrûr.

ﺑِﺼُﻌُﻮﺑﺔٍ :(ﺑِــ ) harf-icer, (ﺻُﻌُﻮﺑﺔ) mecrûr, câr-mecrûr olarak hâl, mahallen mansûb.

(Çocuklar . ﺑِﺴُﺮورٍ اﻷطْﻔﺎل ُ ﯾَﻠْﻌَﺐ ُ 8

sevinç içinde oynuyorlar.)

ﯾَﻠْﻌَﺐُ : Muzâri fiil, 3. tekil şahıs, eril.

اﻷطْﻔﺎلُ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.

بِ : Harf-i cer

ﺳُﺮورٍ : (ﺧﺼﻢ) mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.

ﺑِﺴُﺮورٍ :(ﺑِــ ) harf-icer, (ﺳﺮور) mecrûr, câr-mecrûr olarak hâl, mahallen mansûb.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında