ARAPÇADA SULÂSÎ MEZÎD FİİLLER
Arapçada fiiller, kök harfleri itibariyle en az üç harften oluşur. Üç harften oluşanlara sulâsî (örneğin ََجَلَس , َتَحََ ف َgibi)
denir. Bu fiillerin kök harflerine, yeni anlamlar elde etmek amacıyla bir, iki veya en çok üç harf eklenebilir. Eklenen bu harflere ziyâde harf, ziyâde harfi olan fiile de mezîd (artırılmış, ziyâde harf eklenmiş) fiil denir.
Sulâsî fiiller, mâzî ve muzâri formları itibariyle altı farklı biçimde görünmekte, emir ve mastarları da çeşitlilik
göstermekteydi. Oysa mezîd fiillerin gerek mâzî, gerek muzâri, gerekse emir ve mastar durumları tektir ve fiilden fiile
değişkenlik göstermez.
Sulâsî fiillere bir harf eklenerek elde edilen 3 fiil kalıbı bulunmaktadır. Bunlar:
1. Başa hemze getirilmek suretiyle elde edilen ََْعَل أف (ef‘ale),
2. Aynu’l-fiilin tekrarlanması (şedde ile harekelenmesi) ile elde edilen َََعَّل ف (fa‘‘ale),
3. Fâu’l-fiilden sonra bir elif eklenerek elden edilen ََفاعَل (fâ‘ale) kalıplarıdır.
Sulâsî fiiller bu kalıplara girdiklerinde yeni anlamlar kazanırlar. Şimdi sulâsî fiile bir harf eklenerek elde edilen bu kalıpların mâzî, muzâri, emir ve mastar hallerini bir tablo olarak görelim:
Mastar Emir Muzâri Mâzî
إِفْعال أَفْعِل ُفْعِل ي ْعَل فَأ ْ ُ َ
َفْعِلَة ت - َفْعِيل ت َعِّل ف ُفَعِّل ي لعَف ْ ُ َ
فِعال – مُفاعَلَة فاعِل يُفاعِل عَلاف ْ ُ َ
Dikkat: Bu kalıplar mâzî yapılarıyla adlandırılabildikleri gibi mastar biçimleriyle de adlandırılabilirler. Örneğin, ef‘ale kalıbı if‘âl olarak, fa‘‘ale kalıbı tef‘îl olarak, fâ‘ale kalıbı mufâ‘ale olarak da anılabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, sulâsî fiile bir harf ekleyerek elde edilen fiillerin muzârilerinde
muzâraat harfinin hep damme ile harekelenmesidir. Oysa sulâsî mucerred fiillerde muzâraat harfi hatırlayacağınız üzere hep
fetha ile harekelidir.
Şimdi yeni anlamlar elde etmek için kullanılan bu kalıpların her birinin anlamca işlevi üzerinde duralım:
1. ْعَل أف (veya إِفْعال) kalıbı: َ Geçişsiz olan (nesne almayan) bir fiil bu kalıba uyarlanmak suretiyle geçişli hâle gelir. Geçişli bir fiil de bu kalıba uyarlanmak suretiyle çift geçişli (iki nesne alan fiil) hâle gelir. Örnek:
َََجخَر : Çıktı → َََجأخْر : Çıkardı
ََسَعِد: Mutlu oldu → ََأَسْعَدَ : Mutlu etti, mutlandırdı
(Oyuncu çıktı.)َ الالعِبُ.َََجخَر
(Hakem oyuncuyu çıkardı –ihraç etti-.) َ احلَكَم َُالالعِبَ. َََجأَخْر
(Seni tanıdığıma mutlu oldum.)َ ِبَِعْرِفَتِكَ. َُسَعِدْت
(Ziyaretin beni mutlu etti.)َ زِيارَتُكَ. َين َْأسْعَدَت
Bu kalıbın mâzî, muzâri, emir ve mastar biçimi şu şekildedir:
Mastar Emir Muzâri Mâzî
إِفْعال أَفْعِل ُفْعِل ي ْعَل فَأ ْ ُ َ
Arapçada nesne almayan fiillere geçişsiz fiil anlamında “lâzım fiil – الفِعْل َُالالزِم” diyoruz. Nesne alan fiile ise, geçişli
fiil anlamında “mute‘addî fiil - الفِعْل َُاملتعَدِّي ” adı verilir. ( َََجخَر ) ve ( ََسَعِد ) fiilleri kullanılarak geçişsiz bir fiilin bu kalıpta nasıl
geçişli hâle geldiğini gördük. Şimdi de geçişli bir fiilin bu kalıpta nasıl çift geçişli olduğunu görelim.
(Öğrenci dersi anladı.) .ََالطَّالِب َُالدَّرْسَََفَهِمَ
(Öğretmen öğrenciye dersi anlattı –dersi anlamasını sağladı-.) . ََمُعَلِّم َُالطَّالِب ََالدَّرْسالَََْهَم أَفَ
2. َعل ف (veya َفْعِيل ت) kalıbı: َ
Geçişsiz bir fiili geçişli, geçişliyi de çift geçişli yapmak için kullanılır. Bazen mübalağa ifade eder, yani eylemin çokça yapıldığını bildirir. Bu kalıbın mâzî, muzâri, emir ve mastar biçimi şu şekildedir:
Mastar Emir Muzâri Mâzî
َفْعيل ت َعِّل ف ُفَعِّل ي َعل ف ْ ُ َ
Arapçada bazı fiiller ef‘ale kalıbına uyarlanarak, bazıları da fa‘‘ale kalıbına uyarlanarak geçişli veya çift geçişli hâle
getirilir. Bazen bir sulâsî fiil hem ef‘ale hem de fa‘‘ale kalıbına uyarlanabilir, ancak anlamları arasında farklılık olur. Bunları
filleri tanıdıkça öğreneceksiniz. Şimdi iki fiil üzerinde bu durumu gösterelim:
ََعَلِم : Bildi → ََأعْلَم : Bildirdi → ََعَلَّم : Öğretti
ََكَمُل: Kemale erdi → ََأَكْمَل: Tamamladı, → ََكَمَّل: Mükemmel hale getirdi, mükemmelleştirdi ikmâl etti
Bu kalıbın mubalağa, yani bir işin çokça yapıldığını ifade etmek için de kullanıldığını belirtmiştik. Aşağıdaki fiiller buna örnektir:
ََقَطَع : Kesti → ََقَطَّع : Lime lime doğradı
ََمَزَق : Yırttı → ََمَزَّق : Parçaladı, paramparça etti
Bazı sulâsî fiillerin bu kalıba uyarlandığında esas anlamını muhafaza ederken, bazı fiiller ise esas anlamından kısmen
veya tamamen uzaklaşır Örneğin: ََقَدِم (geldi) ََقَدَّم (sundu, takdim etti). Ayrıca ecvef fiilin bu kalıba uyarlanışında illetli harfin
aslının ortaya çıkarak şeddelendiğini görürüz: ََنَام - َََوَّم ن . Eğer ecvef fiil, aslı “ye” olan 2. kalıptan bir fiil olsaydı, o zaman “ye”
harfi ortaya çıkarak şeddelenecekti: ََسَار - َََّر سَي (yürüdü-yürüttü) gibi. Nakıs fiilin mastarı diğer fiillerinkinden farklı olarak
ََفْعِلَة ت kalıbında gelir.
Bu kalıbın en önemli özelliği işdeşlik ifade etmesidir, yani karşılıklı yapılan eylemler için kullanılmasıdır. Mesela
güreşmek, savaşmak, dövüşmek (boks yapmak), yazışmak, görüşmek gibi. Bu kalıbın mâzî, muzâri, emir ve mastar biçimi şu
şekildedir:
Mastar Emir Muzâri Mâzî
مُفاعَلَة / فِعال فاعِل يُفاعِل فاعَل ْ ُ َ
Bazı sulâsî fiillerin bu kalıba uyarlandığında esas anlamını muhafaza ederken, bazı fiiller ise esas anlamından kısmen
veya tamamen uzaklaşır. Ayrıca ecvef fiilin bu kalıba uyarlanışında illetli harfin aslının ortaya çıkarak fetha ile harekelenir:
ََحَال → ََحَاوَل ََقَام → ََقَاوَم ََبَاع → ََبَايَع
Bu kalıbının mastarının iki biçimde gelmesine rağmen, bazı fiillerin her iki biçimde de ( ََقَاتَل ve َََعصَار fiillerinin
mastarlarında olduğu gibi) mastara sahip olduğu halde diğerlerinin sadece mufâ‘ale ( َمُفَاعَلَة ) kalıbında mastar formuna sahip
olduğunu görürüz. Bu kalıba giren bir fiilin her iki formda da mastarının olması gerekmemektedir.
İSM-İ TAFDÎL
İki varlığın belli bir nitelik yönünden karşılaştırılmasında veya bir varlığın belli bir nitelikte en üstün olduğunun
ifadesinde kullanılan yapıya “ism-i tafdîl” denir. İsm-i tafdîl yapmak için genellikle sulâsî fiilden eril için َُْعَل أَف , dişil için ُعْلى ف
kalıbında türemiş sıfat isimler kullanılır. Karşılaştırma için َُْعَل أَف kalıbında türetilmiş sıfat َْمِن harf-i ceri ile birlikte kullanılır.
َُْعَل أَف ve ُعْلى ف yapıları “en …”; َْْعَل َُمِن أَف yapısı ise “den daha …” anlamı ifade eder. İsm-i tafdîllere örnek olarak aşağıdaki
tablo verilebilir.
ََُر أَكْب ..مِنْ.َ ََُر أَكْب َكَبي
en büyük …den daha büyük büyük
َُأَصْغَر ...ْمِنَ َُأَصْغَر َصَغي
en küçük …den daha küçük küçük
َُأَسْهَل ...ْمِنَ َُأَسْهَل َسَهْل
en kolay …den daha kolay kolay
َُأَطْوَل ...ْمِنَ َُأَطْوَل َطَوِيْل
en uzun …den daha uzun uzun
َُْقَر أف ...ْمِنَ َُْقَر أف َفَقي
en fakir …den daha fakir fakir
أَغْىن ...ْمِنَأَغْىن َغَينِي
en zengin …den daha zengin zengin
أَقْوى أَقْوى َمِنْ... َقَوِيي
en güçlü …den daha güçlü güçlü
(Cadde sokaktan daha geniştir.) َ. َِزُّقاقمِن َْالََُوْسَعََأََُِعشَّارال
(Ben senden daha uzunum.) . َِأنا َأَطْوَل َُمِنْك
Uçak otobüsten daha hızlıdır. َع َُمِن َْاحلافِلَةِ.الطَّائِرَة َُأَسْر
Verilen örnekler, karşılaştırmalı sıfat türünden örneklerdi. Aşağıdaki örnekleri inceleyelim:
(Allah en büyüktür.) .َُأكبَاهلل -1
(Ben ailedeki en büyük erkek çocuğum.) .َِاألُسْرَةَيفََُاألكبََُالوَلَدَأنا -2
(Ailedeki en küçük kız çocuğu benim.) .َِاألُسْرَةَيفَالصُّغْرَىََُالبنتَأنا -3
(Bu, hayatımda yaşadığım en büyük musibettir.).َِحَيَاتَيفَعِشْتُهاَمُصِيبةَ ََُأكبَهذه -4
(Bu, hayatımda okuduğum en güzel hikâye.) .َِحَيَاتَيفَقَرأ ُْتُاََقِصَّةََُأحْسَنَهذه -5
(O, hayatımda gördüğüm en güzel kız.) .َِحَيَاتَيفَْتُها رأَيََفَتاةََُلََْأجَهي -6
(O, hayatımda izlediğim en harika film.).َِحَيَاتَيفَشَاهَد ُْتُاََفِيلْمََُأَرْوَعَ ََهُو -7
.َِالقِصَصَََأَحْسَنَََّعَلَيَََُقْرَأ تََِجَدَّتَ َْكانت -8
(Ninem bana hikâyelerin en güzelini (en güzel hikâyeleri) okuyordu.)
.َِالدَّرَجَاتَأعْلىَإىلَََِّّبرَ ََِعَين رَف -9
(Rabbim beni mevkilerin en yükseğine (en yüksek mevkilere) çıkardı.)
.ْكِياُر دَرَسْت َُيف َأحْسَن َِالْمَدَارِس َِيف َت -10
(Türkiye’deki okulların en iyisinde (en iyi okullarda) okudum.) Yukarıdaki cümleleri ism-i tafdîllerin kullanılış biçimleriyle inceleyelim. 1 numaralı cümlede ism-i tafdîl, mubtedânın
haberi olarak kullanılmıştır. 2 ve 3 numaralı cümlelerdeki ism-i tafdîller, kendilerinden önceki isimlerin sıfatı durumundadırlar;
mevsûflarına tam anlamıyla uyum göstermişlerdir ve onları “en büyük” ve “en küçük” olarak nitelemişlerdir.
4-7 numaralı cümlelerde ism-i tafdîller mubtedanın haberidirler. Dikkat edileceği üzere bu cümlelerde her bir ism-i tafdîl,
kendisinden sonraki tekil ve belirsiz bir tamlayana (muzâfun ileyhe) muzâf olmuştur ve böylece “en büyük musibet”, “en güzel
hikâye”, “en güzel kız”, “en harika film” anlamı oluşmuştur.
8-10 numaralı cümlelerde ism-i tafdîlller, bir önceki gruptakinden farklı olarak, çoğul ve belirli bir tamlayana muzâf
olmuşlardır. Bu durumdaki ism-i tafdîl, çoğul olan tamlayanını niteleyici bir şekilde “en güzel hikâyeler”, “en yüksek mevkiler”,
“en iyi okullar” biçiminde anlam oluşturabileceği gibi, yapıya uyumlu bir biçimde “hikâyelerin en güzeli”, “mevkilerin en
yükseği”, “okulların en iyisi” biçiminde bir anlam oluşturmaya da elverişlidir.
ARA1002-ARAPÇA II
Bölüm 8: Arapçada Sulâsî Mezîd Fiiller -I
ARAPÇADA KALIP İFADELER
Bir ölüm haberi karşısında okunan ve “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aidiz
﴾ ََرَاجِعُون َِإِنَّا َلِلَّه َِوَإِنَّا َإِلَيْه﴿ ayet-i kerimesinin (Bakara Sûresi, 156) yanı sıra Arapçada taziye için kullanılan bazı ifadeler
bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi “başınız sağ olsun” şeklinde Türkç
ifadeye ةاقي الب ك َُحيات sözü ile karşılık verilir.
(Çarşıya gittiğimde arkadaşımı gördüm
(Evde oturduğum zaman misafirler geldi
Dikkat: لَمَّا ile kurulan cümlelerin fiillerinin mâzî olduğuna dikkat ediniz. Başınız sağ olsun. .في حياتِك البقية
ve şüphesiz O'na döneceğiz” meâlindeki