cümlesinin mubtedasını kendisine isim, haberini de kendisine haber yapmasıdır. Burada bilinmesi gereken en önemli husus, kâne ve grubunun isminin dâima merfû, haberinin ise dâima mansûb olduğudur. Bu gruptaki fiiller, morfolojik yönden diğer fiiller gibi çekimlenmesine rağmen, diğer fiillerden özne ve nesne alamayışlarıyla, özneleriyle anlamlı bir cümle oluşturamayışlarıyla ayrılırlar ve bu yüzden bu gruptaki fiiller nâkıs fiiller diye de adlandırılırlar. Buradaki “nâkıs – eksik” nitelemesinin, bu gruptaki fiillerin normal fiillere göre yukarıda belirtilen hususlar bakımından eksikliklerini ifade etmek için kullanılmış olduğunu belirtelim.
Hava güzeldir. اجلو ُّ مجيلٌ.
اجلوُّ : mubteda, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
مجيل : haber merfû, ref alâmeti sondaki damme. ٌ
Hava güzeldi. اجلو ُّ مجيالً. كان
كان : Mâzî fiil, 3. tekil, eril; nâkıs fiil grubundun olduğu için isim ve haber alır, ismini ref haberini nasb eder.
اجلوُّ : Kâne’nin ismi, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
ًمجيال : Kâne’nin haberi, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha).
Fiil cümlesinde fiil ile fâil arasındaki uyum, kâne ve grubundaki fiillerle isimleri arasında da geçerlidir. Kısaca hatırlatmak gerekirse, fâil açık bir isim olarak geldiğinde, ister tekil, ister çoğul olsun fiil daima 3. tekil olmak zorunda idi. Fâilin cinsiyetine bağlı olarak yâ üçüncü tekil eril, ya da üçüncü tekil dişil olarak kullanılırdı. Şayet fâil açık bir isim olarak değil de bir zamir olarak kullanılırsa, fiil sayı ve cinsiyet bakımından o zamire uygun çekim yapısında kullanılırdı. Bu kuralların tümü kâne ve grubundaki fiillerle isimleri için de geçerlidir. Örnek;
(Öğrenciler çalışkandır.) الطالب ُ جمتهدون.
(Öğrenciler çalışkandı.) كان الطالب ُ جمتهدين.
(Öğrenciler çalışkandır.) الطالبات ُ جمتهداتٌ.
(Öğrenciler çalışkandı.) انت الطالبات ُ جمتهداتٍ.ك
Dikkat: Yukarıda yer alan isim cümlelerinde mubtedaların zaten merfû oldukları için başlarına kâne geldiğinde merfû olarak kalmaya devam ettiğini, haberlerin ise mansûba dönüştüğünü fark ediniz.
Mubtedası ayrık özne zamiri olan isim cümlesinin başına kâne geldiğinde, bu zamir kâne’nin ismi olacağından ayrık durumdan bitişik özne zamirine dönüşür. Örnekleri inceleyelim:
(Onlar Müslümandır.) .هُم ْ مُسْلِمون
(Onlar Müslümandı.) كانوا مُسْلِمِني. (كان + هم)
(Sen çalışkan bir öğrencisin.) .طالب ٌ جمتهد ٌ أنت
(Sen çalışkan bir öğrenciydin.) كُنْت طالبا ً جمتهداً. (كان + أنت)
ARA1002-ARAPÇA II
Bölüm 6: Kâne ve Grubu
(Ben hastayım.
(Ben hastaydım.)
Yukarıdaki örneklerde cümleye zamirle başlanmak istenirse, ayrık özne zamirini başta kullanmamızda da herhangi bir
sakınca yoktur. Bu durumda başta kullanılan zamirler mubteda, kâne ile başlayan kısım ise haber olur:
Şimdiye değin kullanılan örnek cümlelerde mubtedanın haberleri hep mufred idi. Aşağıda ise haberi şibih cümle olan
isim cümlelerinin başına kâne getirilmesi durumu verilmektedir:
(Muhammed camidedir.)
(Muhammed camideydi.)
İlk cümledeki “ يف املسجد ِ ”, mubtedanın haberi olarak mahallen merfû idi; ancak ikinci cümledeki aynı “
ise, كان’nin haberi olarak mahallen mansûbdur. O hâlde şunu söylememiz mümkündür: Haber şibi
kâne getirildiğinde herhangi bir değişime uğramaz.
Bildiğiniz gibi كان, yapı olarak ecvef bir fiildir; mâzî ve muzâri çekimini ecvef fiiller bölümünde gördünüz.
“olur”, “oluyor” anlamındaki muzâri yapısı, “ol” anlamındaki emr-i hâzır formu, bunların olumsuzları da, irâb bakımından aynı etkiye sahiptir. Örnek:
(Yazın hava sıcak olur.)
(Kışın hava güneşli olmuyor/olmaz.)
(Cömert ol.)
كان grubundan olan ve onun gibi isim ve haber alıp ismini ref, haberini nasb eden fiiller şunlardır:
بح أصْ , صار , يْس ل, مْسىأ , ضْحى أ, بات , ل ظ, ما دام , ما زال
Bunlar içinde أصْبح (oldu), صار (oldu, hâle geldi) ve ليْس (değildir) sıklıkla kullanılanlardır.
hem muzâri olarak kullanılabilirken, ليْس sadece mâzî olarak kullanılır.
(Başarılı bir doktor oldum.)
(Hayat zor hâle geldi, zorlaştı.)
(Küçük bir çocuktum, büyük bir adam oldum.)
) نا مريضٌ.أ
كُنْت ُ مريضاً. (كان + أنا)
هُمْ كانوا مُسْلِمِني. ← هُم ْ مُسْلِمون.
حممد ٌ يف املسجدِ.
حممد ٌ يف املسجدِ. كان
يف املسجد ِ ”
h cümle olduğunda, başına
كان ’nin
.يف الصّيف ِ حارّا اجلّو يكون ً ُُّ
.ال يكون ُ اجلو ُّ مُشْمِسا ً يف الشِّتاء
.ًكُنْ كرِميا
, ِحما بر , ْفك ما اِن
أصْبح ve صار hem mâzî
صِرْتُ) طبيبا ً ناجِحاً. veyaأصْبحْت ُ (
صارت ْ احلياة ُ صعْبةً.
كُنْت ُ طفال ً صغريا ً ، أصْبحْت ُ رجالً كبرياً.
LEYSE VE İSİM CÜMLESİNİN OLUMSUZU
Leyse de “Kâne ve grubu”ndandır. Sadece isim cümlesinin başına gelir ve cümleye “değildir, yoktur” anlamları katar. Kâne
gibi mubtedâyı ref, haberi ise nasb yapar. Leyse, mâzî olarak çekilir; ancak muzâri ve emir kipi yoktur.
Şimdi Leyse’nin isim cümlelerinin başında kullanımını inceleyelim:
Hava ılıktır. اجلو ُّ مُعْتدِلٌ.
Hava ılık değildir. . ًمُعْتدِال اجلوُّليس
Öğrenciler sınıftadır. الطُالّب ُ يف الصّفِّ.
Öğrenciler sınıfta değildir. الطُّالّب ُ يف الصّفِّ. ليس
Bu sınavlar kolaydır. هذه االِمْتِحانات ُ سهْلةٌ.
Bu sınavlar kolay değildir. سهْلةً. هذه االمْتِحانات ليْستْ ُ
Ben çalışkan bir öğrenciyim. دةٌ.طالِبة ٌ جمُْته أنا
Çalışkan bir öğrenci değilim. طالِبة ً جمُْتهِدةً. لسْت ُ
Dikkat: Leyse, haberi şibih cümle olan isim cümlesinin başına gelebilir. Örneğin;
يف حقيبت. لمقال ُ Kalem çantamda değildir.
ف ِّ طُالّبٌ.الص ليْس يف
Sınıfta öğrenciler yoktur.
Dikkat: Haberin mubtedanın önüne geçtiği örneklerde
Şimdi Leyse ile kurulmuş bir cümlenin irâbını yapalım:
لَيْسَتْ : Kâne ve grubundan nâkıs fiil.
ُالسّيّارَة : Leyse’nin ismi, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
جَديدَةً : Leyse’nin haberi, mansûb, nasb alâmeti
GENİŞ ZAMANIN HİKÂYESİ
Haberi muzâri fiil olan bir isim cümlesinin başına kâne
zamanın hikâyesine çevirilmiş olur. Şöyle söylemek de mümkündür: Kâne’nin
zamanın veya şimdiki zamanın hikâyesi kipini elde etmiş oluruz. Cümlenin geniş zamanın mı, yoksa şimdiki zamanın mı
hikâyesi olduğu, kullanılan zaman zarfından anlaşılır. Zaman zarfı kullanılmamışsa, her iki zaman kipine çevrilmesi
mümkündür. Örnek:
ليْس .ت ِيف حقيب لمقال ُ Kalem çantamdadır.
ف ِّ طُالّبٌ.يف الص
Sınıfta öğrenciler vardır.
Leyse’nin “yoktur” anlamı verdiğine dikkat ediniz.
(Araba yeni değildir.) لَيْسَت ْ السّيّارَة ُ جَديدَةً.
sondaki fetha.
-ŞİMDİKİ ZAMANIN HİKÂYESİ
getirildiğinde, cümlenin anlamı geniş zamanın veya şimdiki
haberini muzâri fiil olarak kullanırsak, geniş
(Muhammed işe gider/ gidiyor.) ← حممد ٌ يذْهب ُ إىل العملِ.
(Muhammed işe giderdi / gidiyordu.) ← العملِ. كان حممد ٌ يذْهب ُ إىل
كُنْت ُ يف املدْرسة ِ االبتدائيةِ كُنْت ُ أمْشِي من البيت ِ إىل املدرسةِ كل صباحٍ. لما
(Ben ilkokuldayken her sabah evden okula yürürdüm.)
كُنْت ُ طِفْال ً صغرياً كُنْت ُ ألْعب ُ الكُرة يف احلديقةِ. لما
(Ben küçük bir çocukken bahçede top oynardım.)
كُنْت ُ أمْشِي يف هذه الساعة ِ يوم أمْسِ.
(Dün bu saatte yürüyordum.)
ARAPÇADA KALIP İFADELER
Aşağıda yer alan ifadelerden sonra bir muzâri fiil gelir ve bu muzâri fii
gerekir.
-mek, -mak kolaydır
-mek, -mak zordur
-mek, -mak muhtemeldir
-mek, -mak imkansızdır
-mek, -mak mümkündür
(Yarın
(Bu gölde yüzmen
Bu cümleleri Leyse ile olumsuz yapmak mümkündür. Aşağıdaki tabloyu kullanarak farklı cümleler türetebilirsiniz. Örneğin;
(Sınavda başarılı olmam kolay değildir
(Yarın kar yağması muhtemel
lin –nasb edatı en’den dolayı- mansûb olması