AÖF Soru Bankası

Sürdürülebilir Kentsel DayanıklılıkÜnite 7 Özeti

Çevre, Gıda, Su, Sağlık Sorunları Karşısında

ADY216U-SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL DAYANIKLILIK

Ünite 7: Çevre, Gıda, Su, Sağlık Sorunları Karşısında

Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik

Giriş

Öncelikleri, tercihleri ve bencillikleri doğrultusunda dünyanın şekillenmesine ve değişmesine neden olan insanlık, birçok ekosistemin doğasını değiştirmiş ve dünyayı çok çeşitli dertlerin sahibi yapmıştır. Bu değişim gelişim için olmadığından, yıkıcı etkileri bulunduğundan ve zarar verdiğinden tehlikeli bir değişimdir ve sürdürülebilirlik için tehdit unsurları içermektedir. Bu tehditlerin farkında olmak insana, değişmek ve faaliyetlerine yön vermek için önemli bir fırsat sunmaktadır. İnsan, doğaya saygılı, doğayı koruyan ve yeniden canlandıran çözümler üretmek zorundadır.

Çevre Sorunları Karşısında Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik

Çevresi ile sürekli etkileşim hâlinde bulunan insanlık; 18. yüzyılla birlikte bu etkileşimi hızlandırmış özellikle sanayileşme, hızlı kentleşme, üretim ve tüketim süreçleri vb. faaliyetleriyle çevresine zarar vermeye başlamıştır.

Bu faaliyetler (enerji, ulaşım, tarım, yapılaşma, ham maddeye erişim, malzeme kullanımı, lojistik, tedarik zinciri süreçleri vb.) esnasında;

• Ekosistemin tahribatı, • Kaynakların yanlış kullanımı, • Çıkan atık miktarı, • Hava, su, toprak kirlilikleri ile çevreyi daha kırılgan hâle getirmiş ve çevresel sorunlar oluşturmuştur.

Ekosistem bozulmaları, sürdürülebilirliği tehdit eden önemli bir çevresel tahribattır. Kendini ekosistemlerin sahibi sanan insanların egosal faaliyetleri sonucunda hem karasal ekosistemlerde (ormanlar, çöller, kutuplar, tundralar, çalılıklar) hem de sucul ekosistemlerde (göller, nehirler, denizler, okyanuslar) kayıplar, hasarlar ve sorunlar oluşmuştur. Ekosistemlerin üstünde değil, bu birbirine bağlı karmaşık ilişkiler ağının bir parçası olan insan, ekosistemleri sınırsız bir kaynak olarak düşünmekten vazgeçmeli ve korumalıdır. Ekosistemler sahip oldukları özellikleri ile hem yaşamsal süreçleri desteklemekte hem de birçok sorun (sıcak hava dalgaları, sel, heyelan, iklim krizi) karşısında yaşam alanlarının baş etme kapasitesini artırmaktadır. Dünya yüzeyinin yaklaşık %29’unu karasal alanlar oluşturmaktadır. Dünya kara alanları, antropojenik faaliyetlerin olumsuz etkileri ile karşı karşıyadır. Karasal alanlar; kentleşme, tarımsal faaliyetler, sanayi süreçleri vb. baskılar ile zarar görmüş ve görmeye devam etmektedir. Ormansızlaştırma, çölleşme, arazi degradasyonu, biyoçeşitlilik kayıpları vb. sürdürülebilirlik engelleri, karasal alanların günümüzde baş etmeye çalıştığı sorunlardan bazılarıdır. Tarım arazileri, dünyanın buzsuz yüzeyinin neredeyse %40’ını kaplamaktadır. Küresel sera gazı emisyonunun %25’i doğrudan veya dolaylı olarak tarımsal süreçler ile ilgilidir. Orman alanının azalmasının nedenlerinden biri de iklim krizinin olumsuz etkileri nedeniyle sıklığı ve şiddeti giderek artan orman

yangınlarıdır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı, 2030 yılına kadar %14, 2050 yılına kadar %30, 2100 yılına kadar ise %50 oranında orman yangınlarının artacağını öngörmekte ve bu potansiyel tehlikenin yaratacağı riskler için devletleri şimdiden uyarmaktadır. Yangın; sadece çevre, vahşi yaşam ve insan sağlığının sürdürülebilirliği için ciddi bir tehdit oluşturmamakta aynı zamanda önemli karbon yutak alanı orman alanlarını yok ederek iklim krizi karşısında dünyanın savunma mekanizmasını azaltmaktadır. Çölleşme; genel olarak kurak alanda diyebileceğimiz kurak, yarı kurak ve kuru yarı nemli alanlarda insan faaliyetleri, iklim değişikliği vb. faktörlerden kaynaklanan toprak bozulmasıdır. Son yıllarda dünya genelinde kurak alanlarda çölleşmenin arttığı gözlemlenmektedir. IPCC’ye göre kurak alanlar, dünya karasal alanının yaklaşık %46,2’sini kaplamakta ve 3 milyar insana ev sahipliği yapmaktadır.

Ormansızlaşma, çölleşme vb. ekosistem bozulmaları, gıda, ham madde, yapısal ihtiyaçların karşılanması için ekosistemlere verilen zarar;

• Su, hava ve toprak kirliliklerinin; • Biyoçeşitliliğin azalmasının önemli sebeplerinden bazılarıdır.

Biyoçeşitlilik ekosistemlerin doğal sermayesi olup sağlıklı ve işlevsel bir ekosisteminde temelini oluşturmaktadır. Biyoçeşitlilik kaybı, türlerin neslinin tükenmesine, neslin tükenmesi de ekosistemin kaybolmasına neden olabilir. Bu kayboluş; besin zincirinde bozulmayı, sera gazı emisyonun artmasını, ham madde ve kaynak sıkıntısını ve bir ekosistem hizmetinin verilmemesini tetikleyebilir. Bu olası durumlar yaşamın sürdürülebilirliği önünde ciddi tehditlerdir. Okyanuslar büyük bir tehdit altındadır. Son 200 yıllık süreçte atmosfere salınan sera gazlarının okyanuslar tarafından emilmesi sonucunda denizlerdeki asitlik seviyesi %30 oranında artmıştır. Yükselen asitlenme deniz ekosistemini tehdit etmekte ve okyanusların iklim değişikliği ile mücadelede kapasitesini limitlemektedir. Okyanusları tehdit eden bir diğer sorun başlığı kirliliktir. 2021 yılı sonunda 17 milyon metrik tonun üzerinde plastik çöpü okyanuslara girmiştir. Deniz ve kara alanındaki insan faaliyetleri deniz ekosisteminin yaklaşık %59’luk oranını baskı altında tutmaktadır.

Kaynak sürdürülebilirliği gelecek yıllara ait ihtiyaçların karşılanması için çok önemlidir. Enerji güvencesizliği, ham maddeye erişim problemleri, su sıkıntısı ve gıda ile ilgili sorunlar, önümüzdeki süreçleri baskılayacak kritik kronik streslerden bazılarıdır.

Endüstriyel süreçlerin temel girdisi ham madde temininde yaşanacak problemler hem birbirine bağlı ve bağımlı sektörlerde üretim problemlerine hem de ürün eksikliğinden kaynaklı günlük yaşantı süreçlerinde aksamalara neden olabilir. Potansiyel ham madde kıtlığı; ham madde temininde dışa bağımlı kentler ve ülkeler için problem oluştururken, kritik ham madde tedarikinde bazı ülkeleri şanslı duruma getirecektir.


Sürekli artan tüketim eğilimi ve alışkanlıkları yüzünden çevreye atılan atık miktarı her geçen gün yükselmektedir. Evsel, endüstriyel, tarımsal, tıbbi, evsel, inşaat, ambalaj, teknolojik vb. atıklar, dünyanın yüzleşmek zorunda kaldığı bir diğer sorun başlığıdır. Devamlı çoğalan atık miktarı hem çevre hem de insan sağlığı üzerinde sorunlar oluşturmaktadır. Yakıt kullanımı, doğal, kimyasal ve nükleer felaketlerin neden olduğu ince tozlar, sülfür dioksit, karbonmonoksit, azot oksitler, kimyasal buharlar, polenler, radyoaktif malzemeler vb. kirleticiler hava kirliliğine neden olmaktadır. Dünya nüfusunun %99’u, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen hava kalitesi ve kirlilik seviyesi sınır değerinin aşıldığı yerlerde yaşamaktadır. Endüstriyel süreçlerdeki ağır metaller ve kimyasallar, atık su sistemlerindeki hatalar, açık çöp alanları ve tarımsal ilaçlar vb. sebepler yüzünden oluşan toprak kirliliği, gıda tedarikini ve ekosistemleri etkileyen çevre problemlerinin oluşmasına neden olmaktadır.

Toprak kirliliği; güvenli olmayan gıdaya, hastalıklara, suyun kirlenmesine, zirai kimyasal kullanımının artmasına neden olmakla birlikte toprak verimliliğinin, biyoçeşitliliğin, mahsul veriminin, iş gücü ve üretkenliğin azalmasına sebebiyet vermektedir. Işık kirliliği, özellikle dikkat edilmesi gereken bir diğer kirlilik türüdür. Roland Berger, 2050 çalışmasına göre dünya nüfusunun %83’ü ışık kirliliği altında yaşamaktadır. Işık kirliliğinin insanlar ve hayvanlar üzerindeki çeşitli olumsuz etkileri yapılan çalışmalar ile ortaya konulmuştur.

Ekosistemler, yaşamsal süreçlerin kolaylaştırıcısı olup varoluşları dünyanın sürdürülebilirliği üzerine kurgulanmıştır. Ekosistemler yaşama su sağlar, hava verir, toprak oluşturur, yiyecek verir, ham madde sağlar, kaynak üretir, enerji üretir ve bunların hepsini bir sistematik içinde yapar. Bu süreçlerin hepsi birbirine bağlı ve bağımlıdır:

• Ekolojik çeşitliliğin korunması, • Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, • Yenilenebilir ürünlerin üretilmesi ve tüketilmesi, • Atıkların geri dönüşüm oranlarının arttırılması, • Kirliliğin önlenmesi, • Temiz enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması,

çevre dayanıklılığı ve sürdürülebilir çevre için çok önemlidir.

İnsanlık, ekosistemleri korumalı ve kendisi için sürdürülebilir dayanıklı ekolojik kentler oluşturmalıdır.

• Sürdürülebilir dayanıklı ekolojik kentlerde enerji tasarrufu ve verimliliği önceliklidir. Yakın mesafede planlanan konutlar, iş yerleri, eğitim tesisleri ve diğer temel ve sosyal servisler ile hem enerji tasarrufu hem de zaman tasarrufu sağlanır. • Sürdürülebilir dayanıklı ekolojik kentlerde doğa dostu ulaşım önceliklidir. Bisiklet, toplu taşıma ve temiz enerji kaynağı ile çalışan motorlu araçlar tercih edilir.

• Sürdürülebilir dayanıklı ekolojik kentlerde yerelleşme önceliklidir. Bu kentlerde gıda, su ve enerji bağımlılığı sorunları inovatif yaklaşımlar ile çözülür. Kentsel süreçler için gerekli malzeme, ham madde ve kaynak tedariki; yerellik, yeteri kadar kullanım ve yeniden kullanılabilirlik kriterlerine göre oluşturulur. • Sürdürülebilir dayanıklı ekolojik kentler, doğaya saygılı tüketim alışkanlıklarına sahiptir. Fazlasını üretmez ve yeteri kadar tüketir.

Gıda, Su, Sağlık Sorunları Karşısında Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilirlik

BM’ye göre dünya genelinde her on kişiden biri açlık ile karşı karşıyadır. Bununla birlikte milyonlarca kişi yetersiz beslenirken yine milyonlarca kişi kötü beslenmek zorunda kalmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre Ekim 2022 itibari ile dünya genelinde yetersiz beslenenlerin sayısı 860 milyonu çoktan geçmiştir. Açlığın, en çok dünyanın güney yarım küresindeki ülkeleri zorladığı görülmektedir.

Gıda güvencesizliği günümüzün en ciddi sorunlarından bir tanesidir. Sağlıklı bir gelişim ve yaşam için yeterli miktarda güvenli ve besleyici gıdaya erişimin düzenli olmaması durumunda ortaya çıkmaktadır. Gıda güvencesizliğini yaratan;

• Arz-talep uyumsuzluğu, • Yerelde üretim yapılmaması, • Gıdada dışa bağımlılık, • Gıdaya fiziksel olarak erişememe, • Ekonomik yeterliliğinin olmaması, • İklim krizinin tarımsal faaliyetler üzerindeki olumsuz etkileri

vb. nedenlerdir.

Her geçen gün daha çok ülke ve daha çok insan gıda güvencesizliği ile tehdit edilmektedir. Gıda güvencesizliği açlığın önemli bir itici gücüdür. Toprağın çölleşme ile verimliliğini kaybetmesi, iklim krizi etkilerinin olumsuz etkileri, artan nüfusa bağlı artan gıda talebi, gıda ile ilgili sorun başlıklarını ortaya çıkarmaktadır. Ancak gıda güvencesizliği karşısında dünya genelinde her ülkede gıda israfı halen devam etmektedir. Birleşmiş Milletler’e göre hasat kaldırma işleminden, perakende piyasasına gelen kadar olan süreçlerde üretilen gıdanın %13,3’ü kaybolmaktadır.

Gıda Dayanıklılığı; akut şoklar, kronik stresler karşısında, acil durum ve kriz anlarında kentlerin tüm kentlisi için sistematize ettiği sağlıklı, yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya hem fiziksel hem de sosyo-ekonomik olarak erişme yeteneği ve becerisidir.

Su kıtlığı, dünya genelinde kentler üzerinde kronikleşen stresler oluşturmaya çoktan başlamıştır. Yakın gelecekte suya artan talep ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileri su


kıtlığı stresini daha da artıracaktır. Su ile ilgili problemlerin üstesinden gelmek için;

• Güvenli ve uygun fiyatlı içme suyuna adil erişimin sağlanması, • Su kalitesinin artırılması, • Su kirliliğine neden olan tehlikeli kimyasalların ve malzemelerin suya karışmasının önlenmesi, • Su ile ilgili ekosistemin korunması, • Su kaynaklarının ve verimliliğinin korunması, • Bilinçli ve sorumlu tüketimin teşvik edilmesi, • Su depolama sistemlerinin inovatif çözümlerle geliştirilmesi, • Su sistemlerinde yapısal, yapısal olmayan ve yönetimsel hasar görebilirlik riskinin azaltılması

önemlidir.

Antimikrobiyal direnç, küresel ölçekte çözüm bulunması gereken ve eylem gerektiren sağlık sorunlarından biridir. Günümüzde çok çeşitli mikroplar, ilaçlara direnç geliştirmek üzere evrimleşmiştir.

Diyabet önemli bir sağlık problemidir ve can kaybına neden olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2019 yılında dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon insan hayatını kaybetmiştir.

• Oldukça yoğun ilaç tüketimi, • Sağlık ürünlerinde ve hayvan yetiştiriciliğinde aşırı ya da yanlış kullanılan ilaçlar, • Kötü sıhhi koşullar, • Gıda üretiminde uygun olmayan süreçler ve • Hastanede alınması gereken önlemlerin alınmaması, mikropların (parazitler, virüsler, bakteriler veya mantarlar) ilaçlara karşı direnç geliştirmelerine neden olmuştur.

Antimikrobiyal direnç sorununun göz ardı edilmesi, sağlıkla ilgili en hafif meselelerin dahi büyük sıkıntılara dönüşmesine neden olacaktır.

Diyabet önemli bir sağlık problemidir ve can kaybına neden olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2019 yılında dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon insan hayatını kaybetmiştir.

Gelecek yıllarda toplumsal sağlığı artırmak adına hücre ve gen tedavilerinin önem verilen araştırma ve yatırım konusu olacağı ve bu kapsamda yeni gelişmelerin yaşanacağı beklenmektedir. Hücre ve gen tedavilerinin; daha önce tedavisi olmayan hastalıklar için umut olması düşünülmektedir. Cerrahi robotik sistemlerinin, gelecek yıllarda daha yaygın hâle gelmesi ve yapay zekâ teknikleri ile yeni nesil platformlara taşınması öngörülmektedir. Sağlık sektöründe daha çok yapay zekâ kullanımı, teşhisleri desteklemesi, iş akışlarını ve bekleme sürelerini azaltması, dozajları kişiye özel olarak belirlemesi açısından önemlidir.

Sağlıkta dayanıklılık noktasında değerlendirilmesi gereken bir diğer konu da kentlinin sağlık hizmetlerine erişebilme

oranıdır. Sosyal güvenlik durumu, özel sağlık sigortası varlığı ve sağlık servislerine yakınlığı ile ilgili veriler, kentlinin sağlık hizmetlerine erişimi ile ilgili kritik bilgileri sunmaktadır. Bununla birlikte kentlerin sınırları içerisinde bulunan sağlık tesislerinin sorunlar karşısında; yapısal, yapısal olmayan ve yönetimsel hasar görebilirliklerinin azaltılması sağlık dayanıklılığı için çok önemlidir.

Sağlık dayanıklılığı; akut şok ve kronik stresler karşısında, acil durum ve kriz anlarında hem sağlık tesislerinin işlevselliğini korumak hem de bireyleri sağlıklı kılmak adına, kentlerin sağlık süreçleri ve yapıları için geliştirdiği yetenek, beceri ve kabiliyetler bütünüdür.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında