ADY216U-SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL DAYANIKLILIK
Ünite 1: Temel Kavramlar, Küresel Sorunlar, Küresel Trendler
Giriş
Gelecek; değişen, güçlenen ve evrimleşen sorunları ile bizim ona hazırlanma hızımızdan daha hızlı bir şekilde bize doğru yaklaşmaktadır. Sorunlar yetmezmiş gibi belirsizlikler ve küresel trendlerde yaşam alanlarımızı ve ilgili bileşenlerini etkilemekte ve çok yormaktadır. Maalesef artık dünya ne eylemsizliğimizin maliyetini ödeyecek kadar güçlüdür ne de sorunların olumsuz etkilerini tolere edecek zamana sahiptir. Bu yüzden tam da dayanıklı (resilient) olmak ve bunu sürdürülebilir (sustainable) kılmak için eyleme geçme noktasındayız.
Temel Kavramlar
Nüfus baskısı; kentsel alanların önemli zorlayıcılarından biridir. Var olana sığmayan bu yüzden kendine yeni yaşam alanı yaratmak için çevresini tahrip eden, gereksizce üreten ve sonrasında sorumsuzca tüketen insanoğlu; ekosistemlerin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Tarım alanları, kutuplar, ormanlar, su havzaları, nehirler, denizler, okyanuslar yok olma veya işlevselliğini kaybetme riski altındadır. Bu risk önlenemez ya da azaltılamaz ise günümüz gerçekliği olan kentsel yayılmanın oluşturduğu kentsel alanlar, dünyamız yaşam kaynaklarını şimdi olduğu gibi sömürmeye devam edecek ve sonrasında tüketecektir.
Kentsel alanlar dünya yüzölçümünün yaklaşık %3’ünü, dünya kara alanının ise yaklaşık %1’ini kaplamaktadır. Gelecekte yaklaşık olarak her 10 kişiden 7’si kentsel alanlarda yaşayacak ve dünya genelinde; Mega kent ve Meta kent sayısı artacaktır.
Mega Kent nüfusu 10 milyonu geçen kentler (İstanbul, Lagos, Los Angeles, Londra, Paris). Meta Kent nüfusu 20 milyonu geçen kentler (Tokyo, New York, Jakarta, Mumbai vb.).
1987 yılında “Birleşmiş Milletler Brundtland Komisyonu” tarafından yayınlanan “Ortak Geleceğimiz Raporuna” göre “sürdürülebilirlik”; bugünün ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek neslin de kendi ihtiyaçlarını karşılama kapasitesinin göz önünde bulundurulmasıdır”.
Tehlike; gerçekleştiğinde zarar verme potansiyeli bulunan meteorolojik, iklimsel, jeofiziksel, hidrolojik, biyolojik, politik, çevre, teknolojik, sosyolojik ve ekonomik kaynaklı olaylar ve durumlardır. Tehlike kaynağı olaylar ve durumlar; yaşam alanları üzerinde hasar oluşturma olasılığına sahip ise artık birer Tehdit olarak algılanmalıdır. Hasar Görebilirlik; Bireylerin, toplulukların, toplumların, varlıkların veya sistemlerin; tehlikelere karşı duyarlılığını ve maruz kalma riskini oluşturan ve/veya artıran fiziksel, sosyal, ekonomik ve çevresel faktörler veya süreçler tarafından belirlenen koşullar olarak tanımlanmaktadır (UNDRR).
Doğa olaylarını tehdide dönüştüren unsurlar sebebi ile yaşam alanlarımızın sürdürülebilirliği; çeşitli ve çoklu sorunların oluşturduğu tehditler altındadır.
Bu tehditler karşısında; kentsel elemanlar, doğal yaşamlar, ekosistemler, gelecek ve kentli üzerinde oluşan risklerin yönetilmesi kritik önem arz etmektedir.
Afet tehlikelerinin yarattığı tehditleri azaltmak ve ortadan kaldırmak için büyük görevler düşmektedir.
Kent aktörleri;
• gerekli yasal düzenlemeleri ve yaptırımları ortaya koyarak, • risk tabanlı politikalar üreterek, • öncelikli projeleri uygulamaya sokarak, • kapasiteyi artırarak, • denetim ve izleme mekanizmalarıyla süreci takip ederek, • yatırımlar ve teşvikler ile gerekli finansal destek mekanizmaları oluşturarak, • doğayı koruyarak ve • kapsayıcı ve katılımcı süreçler yaratarak; olası ve potansiyel riskleri mutlaka azaltmalıdır.
Risk, Birleşmiş Milletler tarafından bir olayın oluşma olasılığının ve negatif sonuçlarının kombinasyonu olarak tanımlanmıştır. AFAD’a göre Risk; “Bir olayın belirli koşul ve ortamlarda doğurabileceği can, mal, ekonomik ve çevresel gibi değerlerin kaybının gerçekleşme olasılığıdır”. Kavram Afet Riski olarak ele alındığında ise belirli bir gelecek zaman dilimi içinde belirli bir toplulukta veya toplumda; yaşam, sağlık durumları, geçim kaynakları, varlıklar, servisler ve hizmetler üzerinde oluşma olasılığı bulunan potansiyel afet kayıpları olarak açıklanır. Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan, etkilenen toplumun baş etme kapasitesinin yeterli olmadığı doğa, teknoloji veya insan kaynaklı olaylara verilen addır (AFAD).
Birleşmiş Milletler’e göre Dayanıklılık (Resilience); tehlikelere maruz kalan sistemin, toplumun veya topluluğun; temel yapılarını ve fonksiyonlarını koruyacak ve onaracak şekilde, tehlikenin etkilerine zamanında ve etkin olarak karşı koyma, absorbe etme, uyum sağlama ve iyileşme yeteneğidir. Yani sistemin, toplumun veya topluluğun sorunlar karşısında karşı koyma, absorbe etme, uyum sağlama, iyileşme kabiliyetidir.
Kentsel Dayanıklılık: Bireylerin, toplumun, kurumların, işletmelerin ve sistemlerin; hangi akut şok ve kronik stresi tecrübe ettiğine bakmaksızın hayatta kalma, adapte olma ve büyüme kapasitesidir (100 RC). Kentsel Dayanıklılık: Kentsel sistemlerin ve kent sakinlerinin sürdürülebilirliği adına tüm şoklar ve stresler karşısında sürekliliğini korumak için adapte olma ve dönüşebilme yeteneğidir (UN-Habitat).
Akut şoklar; aniden gelişen, beklenen ancak oluş zamanı tam kestirilemeyen ya da öngörülemeyen sorunlar için kullanılan bir tanımdır. Deprem, siber saldırılar, salgın hastalıklar akut şoklara örnektir. Kronik Stresler; kent ile
ilgili hizmetlerin, sektörlerin işlevselliğinde problem yaratan sorunlar için kullanılır. Enerji güvencesizliği, gıda bağımlılığı, trafik problemi ve beyin göçü kronik streslerden sadece bazılarıdır.
Baş Edebilme Gücü: Toplumların, kuruluşların, sistemlerin, sektörlerin; sahip olduğu mevcut beceri ve kaynaklarını kullanarak, gerekirse kapasite artırarak ya da alternatif kapasite oluşturarak, sorunların oluşturduğu olumsuz koşulların, sıkıntılı durumların, istenmeyen sonuçların üstesinden gelebilme yeteneğidir. Kentsel Dayanıklılık; Kentin sorunlar karşısında geçmişinden ders alıp, mevcut durumunu iyi anlayıp, geleceğini de öngörüp, kent bütününde oluşturduğu bir savunma mekanizması yani sorunlar karşısında kentin bağışıklığıdır (Şekil 1.7) (Konukcu, 2020).
Sorunlarını bilen ve öngören kentler; bu sorunlar karşısında baş edebilme gücünü artırarak geliştirdikleri “kentsel dayanıklılık” yeteneği ile geleceklerine sahip çıkabilir. Baş edebilme gücü; katılımcı ve kapsayıcı yaklaşımlarla, efektif ve güçlü stratejilerle, disiplinler üstü çalışmalarla, doğru kararlarla, risk azaltma aksiyonlarıyla, uygulanabilir yatırım programlarıyla, gerekli ve öncelikli uygulamalarla, yönetilebilir sistemlerle kazanılır ve geliştirilir. Kentsel dayanıklılık hem kritik hem de önemli bir kent özelliğidir çünkü artık kentler kaynağı belli tehlikelerin yarattığı tehditlerin yanında, çeşitlenen ve öngörülemeyen sorunların, belirsizliklerin ve küresel trendlerin oluşturduğu sorunlar ile karşı karşıyadır.
Küresel Sorunlar
Kentlerin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı, mekansal, fiziksel ve demografik özellikleri, çevresel koşulları, coğrafyası, jeopolitik durumu; kent bütünün yerel ve küresel sorunlar karşısında baş etme gücünü ya destekler ya da hasar görebilirliğini artırır. Bununla birlikte kentlerin sorunları ile baş edebilmesi; geçmişinden tecrübe ettikleri deneyimleri göz önünde bulundurması, mevcut durumunu iyi analiz etmesi ve geleceğini doğru öngörmesi ile çok ilişkilidir.
Küresel olarak kentler; süreçlerini zorlayan, kentsel dayanıklılığını test eden, sürdürülebilirliği üzerinde tehdit oluşturan şoklar ve stresler ile karşı karşıyadır.
Bu sorunlar;
• kimi zaman doğa olayları ya da iklim değişikliği kaynaklı sorunlar olarak kentlerin fiziksel yapısını, doğal çevresini, sosyal dokusunu ve ekonomik durumunu olumsuz yönde etkilemekte, • kimi zaman sosyo-ekonomik ve kültürel stresler oluşturup kentin kalkınmasını engellemekte, • kimi zaman çevresel problemler oluşturmakta, • kimi zaman da sorumsuz kentleşme süreçleri ile kentleri yormaktadır.
Doğa olaylarından ve iklim krizinden kaynaklanan afet tehlikeleri karşısında kentsel dayanıklılık inşa edilmedikçe; bu tehlikeler gelecekte de kentlerin mekansal, fiziksel,
sosyal, ekonomik, tarihî ve kültürel yapısının varlığı ve sürdürülebilirliği için tehdit unsuru olmaya devam edecektir.
Enerji ile ilgili önümüzdeki yılların en kritik konu başlıklarından bazıları;
• küresel enerji talebinin önümüzdeki yıllarda giderek artması, • fosil yakıt kullanımının iklim krizinin en büyük tetikleyicisi olması, • fosil yakıt rezervlerin yakın gelecekte tükenecek olması, • yenilenebilir enerji kullanımının hâlâ çok düşük olması ve • enerji güvensizliğidir.
Enerji sektöründe; yenilenebilir enerji kullanımının payı yaklaşık %17.5 civarında olup hâlâ çok düşüktür (UNDP).
İnsan kaynaklı sera gazı oluşumunun %73’ü enerji kaynaklıdır (UNDP).
Kentleşme sebebi ile 2000 yılından başlayıp günümüze gelene kadar her yıl ortalama 16.000 ila 30.000 km2’lik
birinci derece tarım arazisinin kaybedildiği ve aynı oranla kayıpların 2030 yılına kadar devam edeceği tahmin edilmektedir (UNCCD).
Su kıtlığı dünya genelinde insanların %40’ından fazlasını etkilemektedir. 2050 yılına kadar, her 4 kişiden 1’i su sıkıntısı çekecek (UNDP).
Ekonomik, çevresel, jeopolitik, toplumsal ve teknolojik risklerinin önümüzdeki on yıl içerisinde kritik derecede tehdit oluşturacağı zaman dilimleri; Dünya Ekonomik Forumu’nun 2022 raporunda paylaşılmıştır. Rapor; 2022 yılından başlayacak şekilde hangi riskin hangi zaman diliminde dünya için bir tehdit hâline geleceğini öngörmüştür.
Geçim krizleri; Covid-19 pandemisinin tetiklediği sorunlardan sadece birisidir. İklim krizi; sürdürülebilirlik noktasında karşı karşıya kaldığımız en önemli tehdittir. Ancak “Küresel Riskler 2022” raporuna göre hükümetler ve işletmeler; iklim değişikliği olumsuz etkileri karşısında etkili uyum ve azaltım önlemleri almakta ve uygulamakta, ilgili yatırımları yapmakta, ekosistemleri ve insanları korumakta ve karbonsuz ekonomiye geçişte yani alınması gereken iklim eylemlerinde başarısızlıklar yaşayacaklardır.
Anksiyete, demans, depresyon, yalnızlık, stres vb. problemler toplum refahı, sosyal uyumu, üretkenlik üzerinde olumsuz etkiler yaratmaya önümüzdeki 10 yıllık süreçte de devam edecektir.
Yetersiz yatırım, alım gücü problemi, işgücünde gerekli beceri eksikliği, kısıtlamalar, kültürel farklılıklar vb. sebeplerden dolayı dijital eşitsizlik; kritik ağlara ve teknolojiye erişimde gelecek 10 yıl için önemli bir küresel risk oluşturacaktır.
Koruma alanlarının imara açılması, endüstriyel kazalar, petrol sızıntıları, radyoaktif kirlenme, yabani hayvan ve bitki ticareti vb. sebeplerden dolayı oluşan insan kaynaklı çevresel hasarlar; gelecekte de can, mal, ekonomik kayıplara, çevresel tahriplere ve ekosistemlerde zararlara neden olacaktır.
Günümüzde aşırı tüketim, yanlış kullanım ve kötü yönetimden kaynaklı yaşanan ham madde, toprak, su, orman vb. doğal kaynaklarımızda oluşan krizler; gelecekte de yaşanmaya devam edecektir.
Zorunlu göç gerek sosyo-ekonomik gerek iklim krizi gerekse toplumsal problemlerden kaynaklı olarak önümüzdeki yılların önemli meseleleri arasında yerini almaya devam edecektir. Yerlerinden zorla edilmiş insanlar; günümüzün kentlerinin en kritik konularından biridir. Bu kritik konu; iklim değişikliği, ayrımcılık, ekonomik ilerleme ile ilgili imkânların olmaması ve/veya yeterli olmaması, zulüm ve şiddetli çatışmalar, afet tehlikeleri nedeni ile gelecekte de kentsel alanlar üzerinde risk oluşturmaya devam edecektir.
Önümüzdeki on yıl için küresel ölçekte çok çeşitli sorunlar kentlerin dayanıklılığı ve sürdürülebilirliği önünde engel oluşturacaktır. Ancak DEF’in küresel risk raporuna göre; iklim eylemlerinde başarısızlık, aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı, sosyal dayanışma erozyonu, geçim krizleri, bulaşıcı hastalıklar, insan kaynaklı çevresel hasarlar, doğal kaynak krizleri, borç krizleri, jeoekonomik çatışma kentler üzerinde diğer risklerden daha çok baskı kuracaktır.
Küresel Trendler
Yaşam alanlarımız kentlerimiz; tercihlerimiz ve önceliklerimiz doğrultusunda şekillenmeye devam etmektedir. Bu tercih ve önceliklerimizde küresel trendlerin değerlendirilmesinin yanında kentsel dayanıklılık ve kentlerin sürdürülebilirliği doğrultusunda kentsel trendlerin doğru yönlendirilmesi çok önemlidir.
Yeşil alan yaratmak ve olanı korumak kentlerin en önemli kentsel trendlerden biri olmalıdır. Kentsel alanlarda veya çevrelerinde sürdürülebilir ekosistemler yaratmak kritik derecede önem taşımaktadır. Trafik, kenti hem yoran hem de fosil yakıt kullanımı nedeniyle sebep olduğu karbon emisyonundan dolayı iklim krizini tetikleyen kronikleşmiş bir strestir. Kentler yürüme veya bisiklet mesafesinde kentsel servis ve hizmetlere erişim sağlayacak yeni bir kentsel alan yaklaşımı oluşturmalıdır.
Kentlerin teknolojik yatırım yapması ve dijital eşitsizliğe karşı gerekli önlemleri alması önemli bir konudur. Yapay zeka kullanımı ile makineler hayatımıza çoktan girmiştir. Kentler ilgili hizmetlerini; 7/24 çalışacak, yapay zeka tarafından desteklenecek süreçlere dönüştürmeye ve bu süreçler için siber güvenlik sistemleri oluşturmaya, geliştirmeye başlamıştır ve bu süreç hızlandırılmalıdır. Kentlerin kimseyi geride bırakmayan, insan haklarına saygılı bir yaklaşımla kentlisine yaklaşması ve kentsel
hizmetlerini kapsayıcı olacak şekilde sağlaması bir diğer önemli kentsel trend olmalıdır.
Küresel trendler; oluşturduğu yenilikler, fırsatlar, değişimler, sorunlar ve riskler dolayısıyla kentlerde kentsel dayanıklılık inşa etme sürecinde mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
Bunun nedeni trendlerin kentin koşullarına bağlı olarak kent bütünü ile etkileşim kurabilme ve kenti etkileyebilme özelliğine sahip olmasıdır. Etkileşim ve etkileyebilme kabiliyeti; kentin tarihsel süreci, büyüklüğü, coğrafyası, demografik özellikleri, ekosistemler ile ilişkileri, sosyo- ekonomik ve kültürel yapısı, inovatif yatkınlığı, yönetişim mekanizmaları ile ilgilidir. Trendler önemlidir çünkü günümüzü ve geleceğimizi etkileyen önemli dinamiklerden bir tanesidir.
Artan nüfus, yaşlanan nüfus, nüfus yaş aralıkları, coğrafya, kent ya da kırsal yaşam tercihleri, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yaşama durumu, kentler ve ülkeler arası göç, küresel güç değişimlerine bağlı kişisel, medeni ve ekonomik özgürlükler hakkındaki değerlendirmeler, eğitim yaşı ve tercihleri, eğitim alma yöntemleri; “insan ve toplum” başlığında geleceği şekillendirecek alt göstergelerin önemli bilgileridir.
Kentsel dayanıklılığı sürdürülebilir kılmanın önemli yapı taşlarından birini, geleceği önceden öngörebilmek dolayısı ile olası gelecek senaryoları doğru kurgulayabilmek oluşturmaktadır. Demografi, sağlık, ekonomi, çevre, teknoloji ve yönetişim dinamikleri üzerinden yapılan bu tespitler; gelecekte şekillenecek yaşamın ve olası sorunlarının ortaya konulması açısından çok değerlidir.
2050 yılında; dünyada 65 yaş üstü 1,5 milyardan fazla, 100 yaş üstü yaklaşık 3,2 milyon insan olacaktır. Kentsel dayanıklılık çalışmaları planlanırken demografik yapı içerisinde bu yaş aralıkları mutlaka değerlendirilmelidir (Roland Berger, 2050).
2050 yılında yaklaşık 152 milyon insan hafıza, düşünme ve sosyal becerilerini etkileyen hastalıklar ile mücadele edecektir (Roland Berger, 2050). Sağlık sistemi gelecek bu duruma mutlaka hazırlanmalıdır.
2050 yılına kadar, Avrupa Birliği elektrikli araba akülerinde kullanmak üzere 15 kat daha fazla kobalta ihtiyaç duyacaktır. Kobalt tedariği %59 oranı ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden sağlanmaktadır (Roland Berger, 2050).
Gelecekte yaklaşık 2140 meslek; yapay zeka ve yardımsız makineler ile insan müdahalesi olmadan makineler ve/veya robotlar yardımı ile yapılacaktır (Roland Berger, 2050).