ADY212U-ACİL ÇAĞRI YÖNETİMİ
Ünite 8: Kitlesel Olaylarda Acil Çağrı Merkezlerinin Rolü
Kitlesel Olaylar
Acil hizmetlerin organizasyon ve sunumunda olay büyüklükleri değerlendirilirken, en temel iki parametre olayın oluşturduğu hasar ve barındırdığı riskin büyüklüğüdür. Acil durumlar sonrası oluşan hasarda ilk değerlendirilmesi gereken, olay sonrası oluşan ölümler ve kazazede sayısıdır. Acil durumları büyüklüğüne göre, üç seviyede değerlendirmek mümkündür. İlki “bireysel acil olaylardır”. Bu durum, bir hastalık durumu ya da kaza sonrası, tek bir hasta/yaralının bulunduğu olayları tarif eder. İkinci olay tipi “çoklu olaylardır”. Bu tip olaylar; genellikle tek bir yer ve tek bir olayla sınırlı olup; olayda birden fazla yaralı söz konusudur. Olayda birden fazla acil yardım ekibi görev alır ve olay yeri yönetim sisteminin uygulanması gerekebilir.
Üçüncü olay tipi ise “kitlesel olaylardır”. Olay birden farklı yerde, çok sayıda olayı kapsayabilir ve olayda çok sayıda yaralı bulunmaktadır. Olaydan toplumun önemli bir kısmı etkilenmiştir ve davam eden riskler hâlâ çok sayıda insan için tehdit oluşturmaktadır. Olayın yönetimi için üst düzey olay yeri yönetim sisteminin oluşturulması gerekir.
Kitlesel olaylar, çok sayıda müdahale ekibinin ortak çalışmasını gerektiren; ulaştırma veya endüstri kazalarından, yüzlerce hatta binlerce yaralının olduğu teknolojik ya da doğal kaynaklı afetlere kadar geniş bir tanımı kapsar.
Afetler
Afetler, toplumlarda en önemli kitlesel zararı oluşturan olaylardır. Afetlerle mücadele, önemli hazırlık çalışmalarını, iyi yapılmış planlamaları ve birçok müdahale kurumunun koordinasyon içerisinde çalışmasını gerektirir.
Afetler çeşidine ve büyüklüğüne göre kendi özel koşullarını oluşturur. Afetlerin acil çağrı hizmetleri açısından özellikleri;
• Afetler risk önleyici önlemlere rağmen, alınan önlemleri yetersiz kılarak oluşur, dolayısıyla acil yardım hizmetlerinin ve acil çağrı merkezlerinin afetlere yönelik hazırlığı çok önemlidir. • Afetler beklenmeyen bir dönemde ve beklenmedik hızda oluşur, dolayısıyla acil yardım ekipleri her an afetlere müdahale edecekmiş gibi organize olmalıdır. • Afetler, büyük zararlar oluşturur, dolayısıyla da büyük acil yardım organizasyonunu gerekli kılar. • Afetin oluşturduğu zararları hafifletebilmek veya yönetebilmek için hızlı işleyen bir acil yardım organizasyonuna gerek duyulur. • Afetlerin ortaya çıkardığı olağandışı koşullar, risklere karşı önlem alınmasını ve zararın azaltılmasını zorlaştırır, dolayısıyla afet alanları acil yardım ekipleri için riskli alanlardır.
• Afet dönemleri, olağan dönemlerden farklı özellikler gösterir, dolayısıyla afetlere müdahale organizasyonu rutin işleyişten farklıdır. • Afetlerin ilk dakikalarında hasar tam olarak anlaşılamayabilir, bu nedenle afet anonsu duyulduğu andan itibaren, eldeki müdahale kapasitesini arttırmaya yönelik çalışmalara başlanmalıdır.
2006 yılında “Dünya Sağlık Örgütü” bünyesinde “Afet Epidemiyolojisi Araştırma Merkezi (CRED)” kurulmuştur. CRED’in afetlerle ilgili önermiş olduğu ve bugün kabul gören güncel sınıflandırma, kaynağına göre; “doğal afetler” ve “insan-teknoloji kaynaklı afetler” olarak yapılmaktadır.
Doğal afetler, doğa olayları sonucu oluşan, toplumun sosyoekonomik ve sosyokültürel faaliyetlerini etkileyen, can ve mal kayıplarına neden olan olaylardır. Doğal afetler çoğunlukla önlenemeyen ve kontrol edilemeyen olaylar olarak tanımlanır ve genellikle etkileri uzun sürelidir. Doğal afetler gelişim hızına göre, “akut” veya “yavaş” olarak kategorize edilebilir. Doğal afetler, “biyolojik, jeofizik, meteorolojik, hidrolojik, iklimsel olmak üzere farklı başlıklarda değerlendirilmektedir. Bu başlıkları da tekrar kendi aralarında alt başlıklara ayırmak mümkündür.
Teknolojik afetler, bir tehlikenin kasıtlı ve kasıtsız bir kaza sonucu; çevreye, insanlara, ekonomiye geri dönüşsüz hasarlar oluşturmasıdır. Teknolojik afetlerde asli unsur insandır. Yine terörizm, çatışmalar, tehlikeli maddelerin dünya genelinde mobilasyonunun artması, sanayileşmenin yaygınlaşması ve son yıllarda rejim yönünden stabil olmayan ve elinde kitle imha silahı bulunduran ülke sayısının artmış olması, teknoloji kaynaklı afet riskini de arttırmaktadır.
Tehlikeli Madde Olayları
Tehlikeli maddeler, kontrol dışına çıktığında; insan sağlığı, mülkiyeti ve çevresi için risk oluşturabilecek maddelerdir. Tehlikeli maddeler, savaş ajanı veya terörist ataklarda saldırı ajanı olarak; endüstride, maddenin üretim alanında, transportu sırasında ya da depolama alanlarında meydana gelen kaza ya da sabotaj olayı sonrası serbest kalarak risk olluşturabilir.
Tehlikeli maddeler; bazen küçük bir işletme ya da sanayi kuruluşunda; bazen nükleer tıp uyguamalarının olduğu hastanelerde; gübre, insektisit/ pestisit üreten ya da depolayan işletmelerde; temizlik malzemesi üretim ve depolama yerlerinde; akaryakıt üretim ve satış alanlarında risk oluşturabilir.
Tehlikeli madde olaylarının yönetimi, olay çağrısı acil çağrı merkezine ulaştığı andan itibaren başlamalıdır. Acil çağrı merkezleri tehlikeli madde riski olan olayları, olay yerine müdahale ekiplerini sevk etmeden önce tanımlamaya çalışmalıdır.
Tehlikeli maddelerin bulguları; zararlı dumanlarda ve kimyasalların ortalığa saçılmasında olduğu gibi belirgin
olabileceği gibi kokusuz/renksiz gazlar ve radyasyon gibi hiçbir belirti göstermeyen tehlikeler de olabilir.
Olay yerinde tehlikeli madde tespiti için bazı ipuçları;
• Olağanüstü yangın koşulları, garip renkli alev, duman veya buhar bulutları, Kimyasalları tarif eden ya da tanımlanamayan kokular, • Korumasız deri veya gözlerde tahriş oluşması, • Olay yerinde bulunan ölü hayvanlar veya maddenin karıştığı sularda yaşayan balıkların ölmesi, • Kaza alanında, kendiliğinden tutuşabilme özelliği olan malzemelerin bulunması, • Isıtılmadan ya da kaynatılmadan bazı malzemelerde sıçramaların oluşması, • Kap içinde bulunan sıvı maddelerde, olağandışı dalgalı buharların oluşması, • Olay yerinde renkli buhar bulutlarının oluşması, • Olay yerinde fokurdayan sıvıların olması, • Bir taşıma kabından olan kaçak etrafında donma, • Olay yerinde bulunan taşıma kaplarının, durup- dururken şekil değiştirmesi ve olağandışı şekillere girmesi, tehlikeli madde bulguları olabilir.
Tehlikeli maddeleri tanımlamada kullanılabilecek ve taşımacılığı yapılan tehlikeli maddeler konusunda geçerlili en önemli uluslararası araç, Birleşmiş Milletlerin “Tehlikeli Malların Karayolu ile Uluslararası Taşımacılığına İlişkin Avrupa Anlaşması (ADR)dır. Türkiye ADR’ye, 22 Mart 2010 tarihinde taraf olmuştur. ADR’de taşımacılığı yapılan tehlikeli maddeler, 9 sınıfta tanımlanmaktadır (s:188 Tablo 8:1 bakınız).
Terör Saldırıları
İllegal grup veya örgütlerin stratejik, sosyal ve siyasal hedeflerine ulaşmak için oluşturdukları; korku, endişe ve dehşet ortamı “terörizm” olarak adlandırılır. Terörizm saldırılarında kısa sürede kitlesel hasar oluşturabilecek konvansiyonel patlayıcılar ya da kitlesel imha aracı olarak “kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN)” ajanların kullanıldığı görülmektedir.
Terörizm saldırılarında kısa sürede kitlesel hasar oluşturabilecek konvansiyonel patlayıcılar ya da kitlesel imha aracı olarak “kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN)” ajanların kullanıldığı görülmektedir.
Konvansiyonel patlayıcılar, terör saldırılarında en fazla kullanılan saldırıcı aracıdır. Terör örgütleri tarafından en fazla kullanılan patlayıcı çeşitleri; “TNT”, “C4”, “Dinamit” ve “Nitrogliserin” içeren yüksek tesirli patlayıcı düzenekleri ile “boru tipi düzenekler”, “barut içeren patlayıcılar” ve “Molotof Kokteyli” gibi düşük tesirli düzeneklerden oluşmaktadır. Yapılış ve elde etme şekillerine göre de konvansiyonel patlayıcılar; profesyonel patlayıcılar ve doğaçlama ya da amatörce yapılan patlayıcılar olarak ayrılabilir.
Konvansiyonel patlayıcılarla gerçekleştirilen terör saldırılarında kitlesel hasarı arttırmak için patlama alanında ikincil patlayıcıların kullanılmasıdır. Olay yerinde bubi tuzağı ile ya da olaya müdahale devam ederken uzaktan kumanda ile gerçekleştirilir. Acil çağrı personeli, terör saldırılarında acil çağrı merkezlerini arayanları, ikincil patlayıcılar konusunda uyarmalı, güvenlik önlemlerinin alınması için olay yerindekileri yönlendirmelidir.
Kombine patlayıcılarda, farklı etkisi olan ajanlar birleştirilmekte, ajanların erken ve geç ortaya çıkan etkilerinden yararlanılarak, saldırının etki süresi uzatılabilmektedir. Kimyasal ajanlar temelde savaş ajanları olarak kabul edilmektedir. Kimyasal ajanlar genellikle gaz veya aerosol formda, inhalasyon yolu ile hızlı etki göstermeleri için kapalı ortamlarda kullanılırlar. Biyolojik ajanlar; hastalık ve ölüme neden olması amacıyla virüs veya bakterileri insana bulaştırılarak kullanılırlar. Biyolojik ajanlar daha çok terör saldırılarında bir araç olarak kullanılmaktadır. Radyasyonla ilgili olaylar; terörist saldırılarda kirli bomba kullanımı, nükleer saldırılar ya da nükleer kazalar şeklinde olabilir. Konvansiyonel patlayıcılara (dinamit, TNT vb.) entegre edilen radyoaktif materyalin patlatılarak dağıtılması, “kirli bomba” olarak adlandırılır. Günümüz koşullarında, bir ülkenin başka bir ülkeye doğrudan nükleer saldırı yapması çok beklenmez. Terör örgütleri nükleer silahı doğrudan elde ederek ya da yapma becerisine sahip olarak; bir nükleer tesise saldırı veya sabotaj düzenleyerek gerçekleştirebilirler.
Kitlesel Yangınlar
Yanma; yanıcı madde, oksijen ve yeterli ısının bir araya gelmesi oluşan kimyasal bir olaydır. Yangın ise denetlenemeyen ya da kontrol altına alınamayan yanma olarak tanımlanır. Kitlesel yangınların kontrol altına alınmasında, risklerin yönetilmesinde ve doğru yangın söndürme organizasyonunun yapılmasında acil çağrı merkezlerinin önemli rolleri bulunmaktadır.
Kitlesel Kazalar
Endüstriyel üretim ve depolama alanlarında, insanlar ve çevresi için hem risklerin sayısı hem de risklerin büyüklüğü daha fazladır. Acil çağrı personeli, hizmet verdikleri bölgede tehlikeli maddelerin bulunduğu ya da depolandığı alanları ya da bu konuda risk oluşturan yerleri bilmeli, tehlikeli maddelerin mobilasyonundan haberdar olmalı, acil yardım ekiplerini görevlendirirken, ekipleri risklerden haberdar etmelidir.
Dünyada her gün 3000’den fazla kişi kara yollarında trafik kazalarına bağlı olarak yaşamını yitirmektedir. Gelişmiş ülkelerde trafik kazasına bağlı ölümlerin yaklaşık %60’ı olay yerinden hastaneye ulaşıncaya kadarki dönemde olmaktadır, bu oran düşük gelirli ülkelerde %90’lara kadar çıkmaktadır.
Demir yolu kazaları; raylarda, hemzemin geçitlerde, köprü ve tünel de meydana gelen kazalarını kapsar. Demiryolu kazaları ölüm oranlarının yüksek olduğu olaylardır. Demir
yolu kazalarında stabil olmayan olay yeri; elektrik ve enkaz altında kalma gibi birçok risk barındırmaktadır. Elektrikli sistemlerde en önemli tehlike elektriktir. Hızlı tren sistemlerinde 11.000 Volt’a kadar elektrik bulunabilmektedir. Bu oran hafif raylı sistemlerde 600 Volt civarındadır. Olaya müdahaleden önce, elektrik hatlarının kapatıldığından ve trenlerin hareket etmeyeceğinden emin olunmalıdır.
Son yıllarda göçmenlerin yasa dışı taşımacılığında, deniz yolları; özellikle de uygun olmayan deniz taşıtları ve deniz taşıtlarında kapasitenin çok üstünde insanın taşınması ile deniz kazaları kaçınılmaz olmuştur. Kitlesel deniz taşımacılığı kazaları en çok çocukları etkiler. Çocukların kendi kendini kurtarma kapasitelerinin yetersiz olması ve başta hipotermi olmak üzere olumsuz çevre koşullarına daha dayanıksız olmaları nedenler arasında sayılır.. Bununla birlikte bu tip kazalarda; yaralılarda boğulma ile birlikte, spinal travma başta olmak üzere ek yaralanmaların ve hipoterminin de eşlik edebileceği unutulmamalıdır.
Uçaklarla yapılan yolculuklar, diğer toplu ulaştırma yöntemlerine göre daha güvenli kabul edilmekte ve kaza riski son derece düşük kabul edilmektedir. Ancak nadirde olsa, kazalarda oluşan hasar ciddidir ve yolcu uçakları ile olan kazalarda genelde kitlesel hasar oluşur.
Tünel şantiyelerinde en önemli risk, inşaat devam ederken yapısal çöküşlerin oluşmasıdır. Şantiye çalışan iş makinalarının egzozlarından çıkan karbonmonoksit gazı bir diğer riskdir. Eğer şantiye alanında hava sirkülasyonu yeterli düzeyde sağlanamazsa, işçilerde inhalasyon zehirlenmelerine neden olabilir. Tünel şantiyelerinde olan kazalarda, müdahale personelini birçok önemli risk bekler.
Tünellerde olan trafik kazaları, açık alanlarda olan kazalara göre çok daha fazla risklidir. Tünellerde oluşan trafik kazalarında çok sayıda risk vardır. Kaza sonrasında kurtarma operasyonlarında etkili kullanılabilecek acil çıkış alanlarının ve kurtarma odalarının oluşturulmuş olması gerekir. Tünellerde meydana gelen kazalara karşı yerel acil sağlık sistemlerinin mutlaka bir hazırlığının olması, gerekli planlamaların ve kurtarma operasyonlarında kullanılabilecek ekipman ve donanıma sahip olunması, görevli personelin tünel kazaları ile ilgili eğitim ve deneyim kazanması ve tünele özel koşulların; trafik yoğunluğu, tünelin geometrik özellikleri ve bölgenin meteorolojik özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir.
Madenler tüm dünyada en riskli iş yerleri olarak kabul edilir. Öncelikle, hem ulusal hem de uluslararası mevzuata göre, maden kazalarının önlenmesi, zarar azaltma ve olası kazalara yönelik hazırlık çalışmalarının yapılması öncelikle maden şirketinin sorumluluğundadır. İdare ise bu çalışmaların etkin bir şekilde yapılıp-yapılmadığına dair denetim mekanizmaları geliştirmelidir. Madenlerin bulunduğu bölgelerdeki yerel müdahale ekipleri yeteneklerinin içerisine maden kazalarına müdahaleyi de eklemeli ve hazırlık çalışmaları için maden şirketleri ile iş birliği yapmalıdır.
Maden kazalarına ilk müdahaleyi yapanlar, şirketin madencilerden oluşturduğu kurtarma ekipleri olmaktadır. Madende görev yapan madencilerin içerisinden, her vardiyada görev yapacak yeterli sayıda, profesyonel eğitim almış madencinin görevlendirilmesi gerekir.
Kitlesel Olaylarda Müdahale Organizasyonunda Acil Çağrı Hizmetlerinin Rolü
Kitlesel olaylarda acil yardım hizmetlerinin organizasyonu, kitlesel hasarı doğrudan etkileyeceği gibi ölümlerde oranlarında da belirleyicidir. Acil yardım hizmetlerinin organizasyonunda ise acil çağrı merkezlerinin önemli rolleri bulunmaktadır. Kitlesel olayların oluşmasıyla birlikte, aynı anda birçok insan acil çağrı merkezlerini arar. Aynı anda yapılan bu çağrıların yönetilmesi, olay yerindekilerin yönlendirilmesi, risklerin kontrol altına alınabilmesi için gereken önlemler, hangi acil yardım ekiplerinin görevlendirileceğinin belirlenmesi ve bu acil yardım ekiplerinin koordinasyonunun sağlanması, acil çağrı merkezlerinin önemli görevleridir.
Kitlesel olaylara etkin ve hızlı müdahale için öncelikle olayın doğru tanımlanması gerekir. Kitlesel olaylarda, müdahale kapasitesinin belirlenmesi açısından değerlendirilirken; öncelikle kazazede sayısı değerlendirilir. Bu değerlendirmelerde, çeşitli yöntemler ve sınıflandırmalar kullanılmaktadır (s.195 tablo 8.2 bakınız).
Acil çağrı merkezine gelen aramalardan kitlesel olayların teyit edilmesi gerekir. Bu değerlendirmede, acil çağrı personelinin birtakım temel bilgileri edinmesi gerekir. Bu bilgiler aşağıdaki gibidir:
• Olayın içeriği, zamanı ve tam olarak coğrafi konumu, • Olayın büyüklüğü, • Devam eden tehlike potansiyeli, • Tahmin edilen kayıplar ve yaralıların sayısı, • Personel başta olmak üzere, müdahale için gerekli olan kapasite; her acil yardım ekibi ile ilgili ayrı rakamlar belirlenmeli, gerekli olabilecek özel donanım tanımlanmalıdır. • Tehlikeli madde ya da özel kurtarma gerektirecek durumlardır.
Olayın büyüklüğü tanımlanırken, acil çağrı personelinin birtakım sorulara yanıt araması gerekir. Bunlar;
• Olay yerinde kaç kazazede var? Büyük olaylarda ilk rakamlar hep tahmini rakamlar olacaktır. • Yaralanmaların şiddeti ve çeşidi nedir? Patlama yaralanması, yanıklar, büyük organ yaralanmaları vs. • Kazazedeler için olay yerinde devam eden tehlikeler nelerdir? Bazen başlangıçta küçük görülen bir olay, barındırdığı ek riskler ile çok büyük sonuçlar doğurabilir.
Acil çağrı merkezine kitlesel olaylarla ilgili bildirim yapıldığında, olay teyit edilip, ilk değerlendirme yapıldıktan sonra, ilk yapılması gerekenlerden birisi olay yerindeki risklerin değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme acil çağrı merkezi tarafından, olay yerinde bulunanlar vasıtasıyla yapılır.
Acil çağrı personeli risklerin değerlendirilmesi için olay yerinden arayanlardan aşağıdaki bilgileri öğrenmeye çalışması gerekir:
• Olay yerinde sarkmış ya da yerde bulunan elektrik kabloları var mı? • Doğalgaz hat ve tesisatlarından kaçaklar var mı? • Olay yerinde yapısal çökme riski var mı? • Olay yerinde ya da yakınında tehlikeli maddeler var mı? • Yangın riski var mı? • Herhangi birisinde KBRN maruziyeti var mı? • Herhangi birisinde duman ya da toksik madde inhalasyonu var mı? • Herhangi bir kimyasalla kontamine olmuş kazazede var mı? • Olay yerinde patlama olmuş mu ve olay yerinde bulunan başka patlayıcılar var mı? • Olay yerinde hâlihazırda aktif saldırgan birileri var mı?
Acil çağrı merkezi acil yardım kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak için aşağıdaki eylemleri yerine getirmelidir:
• Olaya müdahale edecek acil yardım ekiplerinin çeşitleri (ambulans, itfaiye, güvenlik vs.) ve ekip sayıları belirlenmeli ve bu sayılar acil yardım kuruluşları ile paylaşılmalıdır. • Olay yerine yönlendirilen acil yardım ekiplerine, olayın türü, büyüklüğü ve barındırdığı riskler hakkında bilgi verilmelidir. • Kitlesel olayların yönetiminde, mümkün olduğunca hızlı ve etkin işleyen bir alan yönetiminin oluşturulması gerekir. Acil çağrı merkezi, olay yeri yönetimi ile doğrudan ve kesintisiz iletişim kurmalıdır. • Olay yerine gerekli olabilecek ek müdahale ekipleri, özel kurtarma personeli ve gerekli olabilecek lojistik ihtiyaçların olay yeri yönetimi ile birlikte kararlaştırılması ve olay yerine yönlendirilmesi sağlanmalıdır. • Hastanelere nakledilmesi gereken yaralılar için nakil organizasyonu sağlanmalıdır.
Tüm acil yardım hizmetlerinin sürdürülmesinde asli unsur insan gücüdür. Acil çağrı personelinin sorumluluklarını yerine getirebilmesi için mesleki ve hizmet içi eğitimlerinde kitlesel olaylarla ilgili konular yer almalı, acil çağrı personeli kitlesel olaylarla ilgili planlardan haberdar olmalı, kitlesel olaylara müdahale ile ilgili yapılan tatbikat çalışmalarına katılmalıdır.
Kitlesel olayların bazıları depremler ve seller gibi yapısal hasarlar ya da radyasyon kazaları oluşturabilir. Bu yapısal hasarlar mevcut acil durum yönetimi altyapısını da olumsuz etkileyebilir. Acil çağrı merkezleri devre dışı kalabilir veya iletişim sistemleri işlerliğini kaybedebilir. Bu tip durumlarda kitlesel olayların bulunduğu bölgede, olayın yönetimi için mobil komuta kontrol merkezleri devreye sokulabilir.