AÖF Soru Bankası
ADY210U · Ünite 3

Engelli Bireylere İlişkin Yasal Düzenlemeler ve Sivil Toplum Kuruluşları

Özel Gereksinimli Bireyler İçin Afet ve Acil Durum Yönetimi dersi, ünite 3 özeti

toplumlar engelliliği bireyin kişisel durumu olarak Giriş düşünmüşlerdir. Bireylerin okula gidememeleri ya da

Bir toplumun gelişmişlik göstergelerinden birisi engelli çalışamamaları engelliliğin doğal bir süreci ve sonucu bireylerin toplumda eğitim, istihdam, sosyal hayat ve olarak görülmüştür. EHİS, Sosyal Model yaklaşımıyla üretime katılım düzeyidir. Engelli bireylerin engelli bireylerin haklarının korunması ve geliştirilmesine rehabilitasyonu ve eğitimine ilişkin konular gelişmiş ve yol açmak amacıyla devletlerin bu konudaki gelişmekte olan toplumlarda bir insan hakkı olarak sorumluluklarını ortaya koymaktadır. EHİS, İnsan Hakları değerlendirilmektedir. Bu nedenle engelli bireyler kendi Bildirgesi’nden çok farklı yeni haklar getirmemekte var hayatlarına ilişkin karar verme özgürlüğüne sahip kişiler olan İnsan Hakları Bildirgesi’ni tamamlayıcı bir özellik olarak kabul edilmektedir. Bu yaklaşım engelli bireylerin taşımaktadır. EHİS engelli bireylerin haklarına yönelik insan hak ve temel özgürlüklerinden tümüyle genel bir bakış açısı sunmakla birlikte uygulama ve yararlanmasını desteklemek amacıyla hem uluslararası izlemenin nasıl gerçekleştirileceğini de içermektedir. sözleşmelerde hem de ulusal mevzuatta yerini almıştır. Sözleşme maddelerinin yaşama geçirilmesi için hem politikaların oluşturulmasını hem de mevzuat ve Engellilere Yönelik Türkiye’nin Taraf Olduğu politikaların aktif bir biçimde uygulanmasını ve Uluslararası Yasal Düzenlemeler izlenmesini şart koşmaktadır.

Engeli olan tüm kadın, erkek ve çocuklar genellikle bütün toplumlarda ayrımcılığa en çok maruz kalan bireyler EHİS giriş ve maddeler olmak üzere iki bölümden arasında yer almaktadırlar. Ayrımcılığı ise “eşit oluşmaktadır. Sözleşmenin giriş bölümünde sözleşmeye davranmamak, fark gözetmek olarak tanımlayabiliriz. taraf olan devletlerin sözleşme maddelerini Toplumların genel düşüncesinin engelli bireylerin kendi değerlendirirken dikkat etmeleri gereken noktalar yer sorumluluklarını üstlenemeyeceği yönünde olması, engelli almaktadır. Sözleşmenin maddeler bölümü ise toplam 50 bireylerin toplum içinde bağımsız olmasını maddeden oluşmaktadır. Sözleşmenin ilk 30 maddesi engellemektedir. Dünya Sağlık Örgütü 2011 yılında tanımlar, genel ilke ve yükümlülükler ile her türlü yayımladığı raporda dünya nüfusunun yaklaşık %15’nin ayrımcılığı ortadan kaldıran temel hak ve özgürlükleri engelli olduğunu, bunların %2-4 arasındaki nüfusun ifade eden maddelerden oluşmaktadır. EHİS’in son 20 işlevlerinde ise ciddi sıkıntılarının olduğu ifade maddesi ise sözleşmeye imza atan taraf devletlerin edilmektedir. sözleşmeyi uygulamaları, uygulamaların izlenmesi, denetlenmesini raporlaştırmaları oluşmaktadır. Türkiye’de 24 Ekim 1945 yılında üye olduğu BM’in engelli bireylere yönelik oluşturduğu sözleşmelerde taraf EHİS Ek İhtiyari Protokolü BM Genel Kurulunda 13 devlet niteliğindedir. 10 Aralık 1948 yılında kabul edilen Aralık 2006 tarihinde kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008’de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, engelli bireylere ise yürürlüğe girmiştir. Türkiye İhtiyari Protokol’ü 28 yönelik yapılmış ilk uluslararası düzenleme olarak kabul Eylül 2009 tarihinde imzalamıştır. Protokolün edilebilir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2., 16., onaylanması ise 3 Aralık 2014 tarihinde ve 6574 sayılı 22., 25. ve 26. maddeleri engelli bireylere ilişkin BM’ye kanunla olmuştur. Protokolün onayına ilişkin 26 Ocak üye devletlere sorumluluklar getirmektedir. Engelliliği 2015 tarih ve 2015/7230 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve insan hakları bakış açısıyla değerlendirebilmek için resmî Türkçe çevirisi 10 Şubat 2015 tarihinde 29263 sayılı toplumun tüm bireylerinin ve devletlerin tutumlarında Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Türkiye’nin de taraf aynı zamanda davranışlarında kalıcı değişiklikler olduğu bu protokolün öne çıkan maddelerinden ilki 1. gerçekleştirmeleri gerekmektedir. maddesidir. Protokolün bu ilk maddesine göre EHİS’te güvence altına alınan haklarının ihlal edildiği iddiasında Engellilerin insan hak ve temel özgürlüklerinden olan engelli birey ya da sivil örgütlere, EHİS’in bütünüyle yararlanabilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler uygulanmasını izlemek üzere kurulmuş, olan Engelli Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme (EHİS) 13 Aralık Hakları Komitesine doğrudan başvurabilme imkânı 2006 yılında BM Genel Kurulu’nda oylama yapılmadan tanımaktadır. kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008’de yürürlüğe girmiştir. 159 ülke tarafından imzalanan bu sözleşmeye ülkemizde 30 Ülkemiz, EHİS’i ve Ek İhtiyari Protokolü’nü imzalayarak Mart 2007 tarihinde taraf olmuş, sözleşme 25 Mayıs 2009 sözleşmenin ulusal düzeyde uygulanmasını sağlamak tarihinde bakanlar kurulu tarafından kabul edilmiştir. üzere bir yükümlülük altına girmiştir. Ülkemizde engelli Uluslararası sözleşme, iki ya da daha fazla sayıda devletin bireylere sunulan hizmetler farklı bakanlıklar tarafından belirli bir konuda karşılıklı ortak beyanlarını yazıya yürütülmektedir. Sözleşmenin taraf devletlerce uygulanma dökmeleri, uyacakları sözünü̈ üstlenmeleri ve bu ortak sürecinin uluslararası düzeyde denetlenebilmesi için irade beyanlarının altını imzalamalarıdır. Uluslararası EHİS’in 34. Maddesine dayalı olarak bağımsız sözleşmeler bir ülke tarafından kabul edildiği taktirde uzmanlardan oluşan Engelli Hakları Komitesi’nin kendi daha önceki mevzuatıyla farklılık ortaya çıktığı kurulması ifade edilmiştir.

zaman uluslararası mevzuat geçerli olur. EHİS’in içerdiği Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi, 14-18 Mart 2015 maddeler, engelliler ve engelliliğe yönelik tutumda büyük tarihinde Japonya’nın Sendai kentinde düzenlenen BM bir değişim olduğunu göstermektedir. Sözleşme öncesinde Afet Risklerinin Azaltılması 3. Dünya Konferansı’nda


kabul edilmiştir. Ülkemizin de temsil edildiği bu yaşayabilmeleri için durumlarına uygun olarak gerekli konferansta kabul edilen Sendai Afet Risk Azaltma destek ve bakım hizmetlerinin sunulması gerektiği ifade Çerçevesi, 2015-2030 yıllarını kapsayan ve afet risk edilmektedir. Ayrıca bu kanun maddesinde destek ve yönetiminde özellikle afet riskinin anlaşılması için ulusal bakım hizmetleri sağlanırken bireyin hem fiziksel hem de ve uluslararası işbirliklerinin güçlendirilmesine yönelik sosyal kültürel ve manevi inançlarının dikkate alınması rehber bir özellik taşımaktadır. Sendai Afet Risk Azaltma gerektiği söylenmektedir. 5378 sayılı Engelliler Çerçevesi, kabul edildiği tarihten sonraki 15 yıl içinde afet Kanunu’nda rehabilitasyon, doğuştan ya da sonradan riskini ve bireylerin/ülkelerin afet nedeniyle can, mal, herhangi nedenle ortaya çıkan engelin etkilerini geçim kaynağı, sağlık, fiziksel ve çevresel varlık olabildiğince en az seviyeye indirme ve engelli bireyin kayıplarını önlemli ölçüde azaltmayı hedeflemektedir. yaşamını kimseye muhtaç olmadan sürdürebilmesini hedefleyen fiziksel, sosyal, zihinsel ve sosyal becerilerini 12-14 Aralık 2015 tarihleri arasında Bangladeş’in Dhaka geliştirmeye yönelik sunulan hizmetlerin tümü olarak kentinde 18 ülkenin katılımıyla Dhaka Engellilik ve Afet tanımlanmaktadır. Engelli bireylere verilen rehabilitasyon Risk Yönetimi adlı konferans gerçekleştirilmiştir. Bu hizmetleri arasında, uzmanlar tarafından verilen fiziksel konferansın temel amacı, planlama, uygulama, izleme ve alıştırma tedavisi, yardımcı cihaz uygulamaları, ev raporlama sürecinde 2015-2030 Sendai Afet Risk Azaltma programları, aile eğitimi, el-göz eş-güdümüne yönelik Çerçevesini tanıtmak için engelli bireyler ve onlara ilişkin çalışmalar, uygun yardımcı aracın belirlenmesi, işitme, dil etkinlik gösteren kurumların katılım ve katkıları ile somut ve konuşma terapisi, yemek yeme, giyinme, oyun vb. gibi eylemler belirlemektir. Bu konferansın sonunda 14 Aralık etkinlikler sayılabilir. günü 18 ülkeden katılımcıların kabul ettiği Dhaka Deklarasyonu adlı bir bildirge yayımlanmıştır. Dünyadaki birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de sosyal politikaların uygulanmasında merkezî yönetimlerle Engellilere Yönelik Ulusal Yasal Düzenlemeler birlikte yerel yönetimler önemli görevler almışlardır.

2002 yılında, Türkiye İstatistik Kurumu ve Özürlüler Ülkemizde engelli bireylerin bakım ve rehabilitasyonuna İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülen “Türkiye Özürlüler yönelik göze çarpan ilk kanunlar arasında 2004 yılında Araştırması” sonuçlarına göre, engelli olan nüfusun yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi toplam nüfus içindeki oranının %12.29 olduğu Kanunu’nu gelmektedir. Bu kanunun 7. Maddesine göre görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda belediyenin görevleri arasında, sağlık merkezleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hastaneler, sağlık üniteleri ile yetişkinler, yaşlılar, hukuk devleti olduğu ifadesi yer almaktadır. Türkiye’de engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü geçmiş yıllarda engelli bireylere yönelik doğrudan ya da sosyal ve kültürel hizmetleri yürütme ve geliştirmenin yer dolaylı olarak ilgili kamusal karar ve uygulamalar yer alsa aldığı ifade edilmektedir. 2006 yılında yürürlüğe giren da özellikle sosyal politikalar 1980’li yıllarda belirmeye Büyükşehir Belediyeleri Özürlü Hizmet Birimleri başlamıştır. Anayasamızda engelli bireylerin temel Yönetmeliği; yerel yönetimlerin başında bulunan belediye sorunlarına yönelik düzenlemeler yapılmış olmasına başkanlarına, engelli bireylere yönelik merkezler rağmen engelli bireylerin sorunlarının azaltılmasında oluşturma görevini vermiştir. Yönetmeliğin amacı; yeteri kadar yol alınamamıştır. Bu konuda istenilen yolun büyükşehir belediyesi ve yakın alanları içinde yaşayan alınamamasının başlıca nedenleri arasında, mevzuatın engelli bireylerin toplum hayatlarını kolaylaştırmak dağınıklığı, hizmet sunumunun çeşitli kurumlar amacıyla büyükşehir belediyelerinde engelliler ilgili aracılığıyla yapılması, eşgüdümün ve standart bilgilendirme, danışmanlık, bakım, sosyal ve mesleki uygulamaların olmaması sayılabilir. Engelli bireylerin rehabilitasyon hizmetlerini yapacak olan engelli hizmet toplumun tüm kesimleriyle birlikte ihtiyaçlarının birimlerinin kuruluş, işleyiş ve görevleri ile bu birimde karşılanması, hizmetlerin doğru bir şekilde çalışan personelin görevlerine yönelik başlıca usul ve planlanabilmesi için gerekli politika ve hizmet esasları biçimlendirmektir. modellerinin oluşturulmasını gerektirmektedir. Tüm bu gerekçelerle birçok Sivil Toplum Kuruluşu (STK)’nun da Sivil Toplum Kavramı ve Sivil Toplum katılımıyla 5378 Sayılı “Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kuruluşlarının Tarihsel Gelişimi

Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Gönüllülük kavramı, toplumun bir bölümünü ya da Hakkında Kanun” önerisi hazırlanmış ve bu öneri kanun bütününü ilgilendiren sıkıntıları hiçbir maddi kazanç olarak 01.07.2005 yılında TBMM’de kabul edilmiştir. beklemeden çözme kararlılığını gösterme gücüdür. Tüm Ülkemizde doğrudan Başbakanlığa bağlı pek çok kurum dünyada toplumsal fayda yaratmak isteğiyle ortaya çıkan ile bakanlık düzeyinde örgütlenmelerde engellilikle ilişkili gönüllülük, “yoksulluğu ortadan kaldırmak, temel sağlık sorumluluğu olan birçok kurum bulunmaktadır. ve eğitim hizmetlerini iyileştirmek, çevre kirliliği ve iklim değişiklerinin sebep olduğu sorunlarla başa çıkmak, afet Ülkemizde engelli bireylerin bakım ve rehabilitasyon riskini azaltmak, ayrımcılıkla mücadele etmek” hemen hizmetlerine şekil veren kanunlardan biriside 5378 sayılı hemen her alanda kendini göstermektedir. Gönüllüler, Engelliler Kanunu’dur. Bu kanunun 6. Maddesinde engelli sahip oldukları güç, zaman, bilgi ve deneyim gibi bireylerin öncelikle yaşadıkları yerde bağımsız özelliklerinin hepsini ya da bir bölümünü Sivil Toplum


Kuruluşu’nun (STK) çalışmaları için aktarabilecek durumda olan ve bunu yaptıktan sonra karşılığında hiçbir maddi beklentisi olmayan kişilerdir. STK’ları ise halkın yararına çalışan ve bu yönde kamuoyu oluşturan, kâr etmeyi amaçlamayan ve belirli toplumsal amaçlara erişebilmek için gönüllü olarak bir araya gelen kişilerden oluşan örgütlenmeler olarak tanımlayabiliriz.

Sivil toplum kavramının ilk olarak Antik Yunan’da Aristo tarafından kullanıldığı görülmektedir. Aristo’nun eserinde sivil toplum kavramını, devlet sınırları içinde yaşayan insan toplulukları ve onların iyilik halleri anlamında kullandığı görülmektedir. Ülkemizde ise STK’ların geçmişi Anadolu Selçuklular ve Osmanlılara kadar uzanmaktadır. Anadolu coğrafyasının kozmopolit yapısı nedeniyle yöneticilere vakıf kurmaları için geniş yetkiler verilmiştir. Bu yolla Selçuklular ve Osmanlılar döneminde vakıf çatısı altında vatandaşa yönelik hizmetler verilmiştir. Cumhuriyet döneminin başından 1950’li yıllara kadar sivil toplum hareketlerine sıkça rastlanmadığı söylenebilir. 1950’lerin başında sivil toplumun canlanmaya başladığı ve gönüllü örgütlenmelerin arttığı görülmektedir.

Ülkemizde, 17 Ağustos 1999 ve yine 12 Kasım 1999 yılında yaşanan Düzce depremleri toplumda afet farkındalığı ve STK’lar açısından bir dönüm noktası olmuştur. Gönüllü gruplar tarafından tüm ülkede 100’den fazla Search and Rescue (SAR) Arama Kurtarma ekibi kurulmuştur. Ülkemizde de bu amaçla afet, eğitim, sağlık ve başka birçok alanda faaliyet gösteren STK bulunmaktadır. Türkiye’de STK’lar şu şekilde sınıflandırılabilir: a) Profesyonel kuruluşlar: Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TBMMOB), Türkiye Tabipler Birliği (TTB) gibi. b) İşveren sendikaları ve işçi örgütleri: Türk İşadamları Derneği (TÜSİAD), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) gibi. c) Yerel ya da bölgesel kalkınma STK’ları (Ordu Eğitim Kültür Sanat ve Kadın Dayanışma Derneği, Saitabat Köyü Kadınlar Dayanışma Derneği) d) Sorun odaklı STK’lar: AKUT Arama Kurtarma Derneği, AKA Arama Kurtarma Araştırma Derneği, FAYDER Felakette Acil Yardım Derneği gibi. e) Vakıflar (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Lösemili Çocuklar Vakfı).

Ünite 3 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç