AÖF Soru Bankası

Temel Afet BilgisiÜnite 6 Özeti

Afet ve Dirençlilik

ADY111U-TEMEL AFET BİLGİSİ

Ünite 6: Afet ve Dirençlilik

Giriş

Afet, toplumun bütünü ya da belli bir kısmı için ekonomik, fiziksel ve sosyal kayıplara neden olan, hayat akışını ve insan faaliyetlerini durduran ya da kesilmesine sebep olan, etkilenen kesimin baş etme kapasitesinin yeterli olmadığı endüstriyel, doğal ya da insanın neden olduğu olaylar olarak ifade edilir.

Plansız veya yanlış planlama kapsamında insan faaliyetleri, azgelişmişlik, aşırı ve yoğun nüfusla büyüyen kentlerin plansız gelişimi gibi koşullar doğa veya insan kaynaklı tehlikelerin afetlere dönüşmesinde son derece önemli etkenlerdir. Aşağıda bu etkenlerin dışında afetin büyüklüğüne etki eden diğer önemli faktörler listelenmiştir:

1. Tehlikenin fiziksel büyüklüğü, 2. Tehlikenin etkilediği kişi sayısı, 3. Ekonomik zorluklar, 4. Nüfusun hızlı artışı, 5. Kontrolsüz şehirleşme/sanayileşme, 6. Ekolojik çevreye verilen zararlar, 7. Afet konusunda eğitim eksikliği, 8. Afetlere karşı kent ve bireylerin dirençlilik düzeyleri,

Tehlikelerin afete dönüşmesinde, toplumların teknolojik ve sosyo-ekonomik düzeylerine bağlı olarak, olaylara müdahale yöntemlerinin başarısız olmasının önemli bir etken olduğu değerlendirilmiştir (Acerer, 1999).

Ülkemizde, on birinci kalkınma planı kapsamında afet yönetimi kavramına doğrudan yer verilmiştir. Afetlere karşı toplumsal bilincin artırılması, afetlere dayanıklı (dirençli) ve güvenli yerleşim yerlerinin kurulması ve risk azaltma odaklı yaklaşımların geliştirilmesi bu planın amacı olarak belirlenmiştir.

Afet Riskini Anlamak

Afetleri sadece sosyolojik etkileri çerçevesinde ifade etmek ve yorumlamak eksik olacaktır. Afet ve afet yönetimi kavramının temelinde matematik biliminin de yer aldığını görmek afetin etkilerini değerlendirdiğimizde güç değildir. Afet riski tanımını bu mantıkla çarpanlarına ayırmak istediğimizde;

Afet Riski = Tehlike ´ Maruz Kalma ´ Zarar Görebilirlik (Asian Disaster Reduction Center, 2005),

formülünü elde ederiz. Deprem ve pandemi afeti çerçevesinde bu ilişkinin grafik gösterimini kitabın 175. sayfasındaki Şekil 6.1’de görebilirsiniz.

Zarar görebilirlik; fiziksel zarar görebilirlik, sosyal zarar görebilirlik ve ekonomik zarar görebilirlik olmak üzere 3 grupta sınıflandırılabilir (AFAD, 2014).

Son zamanlarda yaşanan felaketlerden edinilen tecrübelere göre, afet sonrası acil yardımların yanı sıra, afet öncesinde yapılacak çalışmalarla oluşacak her türlü kaybın azaltılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır (Güven, 2016).

Risk Değerlendirmeleri

Dünya Risk Endeksi (DRE) ve uygulama yönergesi, Birleşmiş Milletler Üniversitesi ile Çevre ve İnsan Güvenliği Enstitüsü’nün ortak çalışması ile ortaya çıkmıştır. Dünya Risk Endeksi, her yıl yeni veriler ışığında yeniden düzenlenmektedir. Erişimi bedelsiz olarak açık olan endeks ve raporlama/uygulama yöntemleri, 27 göstergeden oluşmaktadır.

Kitabın 177. sayfasındaki Şekil 6.2’de gösterildiği gibi DRE, 180 ülkede meydana gelen doğa olaylarının neden olduğu afet riskini belirten bir çalışmadır. Tüm ülkeler için her yıl “Maruz kalma” ve “zarar görebilirliğin” çarpımı yoluyla hesaplanmaktadır. Maruz kalma; deprem, fırtına, sel, kuraklık ve deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle, nüfusun ve diğer korunan varlıkların tehditlerini kapsamaktadır. Zarar görebilirlik ise toplumsal alanı kapsar ve hesaplamada eşit ağırlığa sahip üç bileşenden oluşmaktadır. Bunlar; Duyarlılık, Başa çıkma ve Adaptasyondur.

Duyarlılık; endeksin zarar görebilirlik bileşenlerinden biridir ve gecekondu/baraka tarzı konutlaşma, beslenme yetersizliği, temel temizlik hizmetlerine erişim, içme suyuna erişim, iş gücü parametreleri, günlük 1,9 doların altında yaşayan nüfus oranı, satın alma paritesine göre gayri safi yurtiçi hâsıla ve GINI endeksi alt bileşenlerinden oluşmaktadır.

Başa çıkmanın alt bileşenleri ise; afet hazırlığı ve erken uyarı, bin kişiye düşen hekim sayısı, bin kişiye düşen yatak sayısı, yolsuzluk algısı endeksi, kırılganlık endeksi, sosyal ağlar ve sigortalama olarak belirlenmiştir.

Adaptasyonu oluşturan alt bileşenler ise cinsiyet eşitsizlik endeksi, biyoçeşitlilik ve habitatın korunması, yetişkin okuryazarlık oranı, brüt okullaşma oranı, su kaynakları, orman ve tarım yönetimi, doğal tehlikelere ve iklim değişikliğine yönelik projeler, kamu sağlığı harcamaları, beklenen yaşam beklentisi, özel sağlık harcamalarıdır.

DRE raporunda risk gruplarına göre ülkelerin dağılım haritası kitabın 178. sayfasındaki Şekil 6.3’te verilmiştir. Bu haritaya göre Türkiye, düşük risk grubunda yer almaktadır.

Kitabın 179. sayfasındaki Tablo 6.2’te gösterildiği gibi Dünya Risk Endeksi 2021 raporunda, 180 ülke için hesaplanmış olan endekste Türkiye ülke riskler oranları sıralamasında 113., maruz kalma indeksinde 81., zarar görebilirlik indeksinde ise 67. sırada bulunmaktadır.

Türkiye 5,11 toplam puanı ile riski düşük sınıf ülkelerin içindedir. Riski düşük sınıf puan aralıklarının 3,26 ila 5,54 olduğu değerlendirildiğinde; ülkemiz, toplam risk puanı olarak bu sınıfta riskin yükseldiği bölüme daha yakındır (Türkiye: 2020 yılındaki endeks skoru 5,06). Ancak diğer kriterlere bakıldığında Maruz Kalma endeks puanına göre, 81; Zarar Görebilirlik endeks puanına göre, 67; Duyarlılık endeks puanına göre, 50; Baş Etme Yetersizliği endeks puanına göre, 78; Adaptasyon Yetersizliği endeks puanına göre, 61 sıralarda yer almaktadır (The World Risk Report, 2021).


Ulusal-Uluslararası Afet Yönetimi Politikalarındaki Gelişmeler

Afetlerden sonra uluslararası kuruluşlarca yapılan yardımlara olan gereksinimin giderek artması, yardım geri dönüşlerinin sınırlı kalması, tehlike ve risklere duyarsızlığın yükselmesi afet sonrası uluslararası yardım politikalarının tekrar değerlendirilmesine neden olmuştur.

Uluslararası Afet Yönetimi Politikaları

Birleşmiş Milletler tarafından ülkelerin risk/zarar azaltma politikalarını değerlendirme ve geliştirme amacıyla bir dizi devletler arası etkinlik düzenlenmiştir. Bunlardan bazıları;

• Yokohama Konferansı (1994), afet zararlarının azaltılması politikaları için yeni strateji ve ilkeler belirlenmiş, • Hyogo Eylem Çerçevesi (2005-2015), Afet risklerinin ve kırılganlığın azaltılması için stratejik ve sistematik bir yaklaşımlar teşvik edilmiştir. Ulusların ve toplumların afete karşı dirence olan ihtiyaçlarını, direnç yöntemlerini vurgulamış, • Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi (2015)’de 2015-2030 yılları arasında risk azaltma uygulanması için taahhütlere dayalı işbirliği ve uygulamaların periyodik olarak gözden geçirilmesi için yöntemler belirlenmiştir.

Yapılan tüm ulusal ve uluslararası çalışmalara rağmen, afetler halen can almaya ve sürdürülebilir kalkınmaya zarar vermeye devam etmektedir (Güven, 2016).

Sendai 2015 Konferansı sonucunda, devletler tarafından gerçekleştirilmesi gereken 4 adet eyleme ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Bunlar:

1. Afet riskini anlamak; 2. Afet riskini yönetmek için afet riski yönetişimin güçlendirilmesi; 3. Dirençlilik için afet risk azaltmaya yatırım yapmak; 4. Etkili müdahale için afete hazırlık çalışmalarını geliştirmek ve iyileştirme, rehabilitasyon ve yeniden inşa safhalarında “Öncekinden Daha İyisini İnşa Etmek”.

Afet risklerinin azaltılması çalışmaları maliyet açısından uygun ve kabul edilebilir bir yatırım olarak görünmektedir.

Türkiye 11. Kalkınma Planı (2019-2023)

Ülkemizin 2019 ve 2023 yılları arasında uygulanması öngörülen on birinci kalkınma planı, bu yıllar arasındaki kalkınma öngörüsünü ve kararlılığını ortaya koymaktadır. 11. Kalkınma Planı afet, afet yönetimi, iklim değişikliği, dirençlilik, sürdürülebilirlik konularında ön plana çıkması planlanan başlıkları/çalışmaları da vurgulamaktadır (TCCSBB, 2019). Bunlar:

• Yaşanabilir Şehirler, Sürdürülebilir Çevre • 2.4.8. Afet Yönetimi, a. Amaç, • 2.4.8. Afet Yönetimi, b. Politika ve Tedbirler:

Dirençlilik

Dirençlilik (resilience), afet risk yönetimi çalışmaları kapsamında son yıllarda üzerinde en çok durulan kavramlardan biridir. Dirençlilik, herhangi bir sistemin karşı karşıya kaldığı beklenmedik durum ve şoklar karşısında ana işlevlerini sürdürecek şekilde kendisini hızla yenileyebilme kapasitesi olarak ifade edilmektedir.

Kitabın 184. sayfasındaki Tablo 6.3’de gösterildiği gibi Literatürde de dirençlilik farklı şekillerde tanımlanmaktadır

Dirençlilik için risk azaltmaya yönelik yatırımlar yapmak girişimciliği, büyümeyi, iş alanları yaratmayı, kalkınmada sürekliliği sağlayabilir. Bu yaklaşım Hyogo ve Sendai Çerçevelerinin ana fikrini oluşturmaktadır.

Dirençliliğin oluşturulabilmesi için önemli bir nokta da arazi kullanım politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmasında, kent planlamasıdır. Yerleşim için güvenli alanların belirlenmesinde; afet riskinin haritalanarak ortaya konması, taşkın önleme alanlarının, kuraklık riski altındaki alanların, sulak bölgelerin belirlenmesi, risk azaltmaya destek olacak ekosistemin korunmasını da dikkate alarak yapılması bölgenin veya kentin dirençliliğini artıracaktır.

Afetlere karşı dirençliği artıracak temel ilkeler (Cutter, ve diğerleri, 2013);

1. Bilgili ve ilgili liderler afetlere dirençli olmak konusunda toplumu teşvik eder. 2. Bireylerin, işletmelerin ve toplulukların dirençliliği düzenli olarak ölçülüp değerlendirilir. 3. Ticari kurumlar ileriye yönelik planlarında ve faaliyetlerinde dirençliliği hesaba katar. 4. Altyapı sahiplerinin kendi zarar görebilirliklerini bilir ve çevreleriyle iş birliği içinde hareket eder. 5. Risk çalışmalarına sürekli yatırım yapılarak güçlü bilimsel, teknik ve mühendislik araştırmaları desteklenir. 6. Bireylerin kendi çevrelerindeki tehlikeleri bilmeleri ve bu tehlikelerin etkilerine yönelik yapılan çalışmalarda sorumluluk almaları, 7. Bireyler, toplumlar ve hükümetler afet sırasında müdahale ve afet sonrasında iyileştirme çalışmalarına fazla çaba harcamamak için afet öncesi risk çalışmalarına yatırımları artırmalıdır. 8. Değişen iklim ve çevre koşullarının hesap edilerek afet çalışmalarında doğru kararlar alınmalı. 9. Risk yönetimi stratejileri doğru, etkili ve yeterli bir şekilde belirlenmeli. 10. Ulusal olarak, bütün toplulukların kendi yeteneklerini kullanarak afetlere dirençli bir duruma geleceği benimsenmelidir.

Kentsel direnç kavramı sürdürülebilirliğe göre daha geniş bir çerçevede kullanılabilme özelliğine de sahip aynı zamanda. Var olan sistemin eksiklikleri, yetersizlikleri, karmaşası üzerine daha fazla tartışma yaratma gücüne sahip bir kavram ve “güvenlik” konuları ile ilişkisi daha güçlü. Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası, kentin güvenliği,


kentin temel fonksiyonlarını sürdürebilmesinin önemi, yeni duruma uyum sağlama gibi konular kentsel direnç kavramını “güvenlik” ile ilişkili olarak öne çıkarıyor.

Dirençli Kent

Kentlerde dirençlilik, kentlerin ve toplumların sorunlara, tehlikelere, afet ve risklere hazırlıklı olma, yanıt verme hızı, uyum sağlama kapasitesi (urban resilience) ile belirlenmektedir. Dirençli kent ancak iyi yönetilebilen kentleşme ile mümkündür (Tuğaç, 2019). Dirençli kent planlama çerçevesi kitabın 186. Sayfasındaki Şekil 6.4’te verilmiştir.

Kentsel dirençlilik, o kentteki toplulukların ve yöneticilerin bir krize, doğal ya da insan kaynaklı afetler karşısında ayakta durma, adapte olabilme ve hareket edebilme kabiliyetleri ile ilgilidir. Dirençlilik; kriterlere uygun yapılan planlama, altyapı, sürdürülebilir kentsel planlama ve sorumluluklarını bilerek hareket eden yerel yönetimin bir araya gelmesi ile oluşmaya başlar (Türkoğlu, 2014).

Kentsel dayanıklılık kentte yaşayan ve çalışan özellikle yoksul ve savunmasız insanların karşılaştıkları stres ve şoklara karşı kentlerin fonksiyonlarını yerine getirebilme kapasitesidir (ARUP, 2014).

Meerow vd.’ne göre kentsel dirençlilik “Kentsel sistemin ve onu oluşturan tüm sosyo-ekolojik ve sosyoteknik ağlarının, bir tehdit karşısında istenen işlevleri sürdürme veya hızla geri dönme, değişime uyum sağlama ve mevcut veya gelecekteki adapte olma kapasitesini sınırlayan sistemleri hızla dönüştürme yeteneğini ifade eder.” şeklinde uzlaşmacı ve esnek bir tanım olarak karşımıza çıkmaktadır (Meerow, Newel, 2019).

Afet öncesi zarar azaltma çalışmaları ve hazırlıklar afet sonrasında yapılabilecek olan iyileştirmelere göre hem ekonomik hem de sosyal kayıpların azaltılmasında etkili olacaktır (Bruneau, ve diğerleri, 2003). Kitabın 187. sayfasındaki Şekil 6.5’de gösterildiği gibi “Normal Koşullar” ve “Afet Durumu” arasında kalan alan afetin yaratacağı kaybı ifade etmektedir. “Afet Öncesi Zarar Azaltma” eğrisinin üstünde kalan bölge ile “Afet Sonrası Zarar Azaltma” eğrisinin üstünde kalan bölgenin büyüklük oranları afet öncesi zarar azaltma çalışmalarının normal koşullara dönmenin ne kadar kısa süre alacağını göstermektedir.

Afet öncesi yapılacak olan zarar azaltma çalışmaları ile afetin sürdürülebilir kalkınma üzerindeki etkisi azaltılmış olacaktır.

Bir kentin dirençliliği; ekonomik, sosyal ve fiziksel kriterlere göre afet sonrasında “Normal Koşullar”a dönme süresini kısaltan bileşenler ile ortaya konmaktadır. Bu bileşenler kitabın 187. sayfasındaki Şekil 6.6’da görüldüğü gibi tarif edilmiştir. Kentin afet karşısındaki dirençliliği; emniyetli açık alanların çokluğu, stratejik binaların sayısının ve afet sonrası kullanım durumları, erişim sistemlerinin afet sonrası durumları ve hayati altyapının afet sonrası yeterliliği ile ortaya konulabilir. Yerel

yönetimler, kent direnci ile ilgili özellikle toplumun riskler karşısındaki direncini artırmak için farkındalığa yönelik çalışmalar, toplantılar düzenleyebilir. Akıllı kent sistemlerinden yararlanmak kentlerin direncini artırmak için bir yöntem olarak kullanılabilir. Birimlerin birbirinden haberdar olacağı bir bilgi havuzu oluşturulabilir. Kent direnci yalnızca çevresel tehditlere yanıt verme ile sınırlı bir yaklaşım değil aynı zamanda kentte daha kırılgan nüfusun yaşadığı alanlara yönelik ilgiyi de beraberinde getiriyor. Yerel yönetimler bu bağlamda, kenti dirençli kılmanın önemini ve anlamını kavrayıp fiziksel ve toplumsal olarak kentin direnç haritasını çıkarabilir. Daha az dirençli mahalleler tespit edilebilir. Mekânsal olarak kent planlarını fiziksel riskleri en aza indirecek şekilde hazırlama sorumluluğunun yanı sıra riskle karşılaşıldığında kentin temel fonksiyonlarının devamlılığını sağlayabilmek adına bu fonksiyonların mekânda dağılımına dikkat eden bir çalışma yürütülebilir. Bina denetimleri, acil durum planlaması ile ilgili çalışmalar güncel tutulabilir.

Dirençli kent, sosyo-ekonomik ve politik bir sistem olan kentin, beklenmedik ve öngörülemeyen bir durum (afet) söz konusu olduğunda hızlı bir biçimde eski haline dönecek esnekliğe sahip olmasının önemine vurgu yapmaktadır. Ekonomik, siyasal ve mekânsal açılardan güçlü ve esnek yapıları olan, tüm önemli sistem ve bileşenleri, doğal tehlikeler ya da terör gibi sosyal ve siyasal içerikli şoklardan kolayca kurtulup işlevlerini sürdürmeye devam edecek şekilde tasarlanan kentler dirençli kent olarak tanımlanabilirler (Balaban, 2018).

Sürdürülebilir Kent

Sürdürülebilir kent, sürdürülebilirliğin üç temel bileşeni olan;

• Ekonomik kalkınma, • Toplumsal adalet, • Çevrenin korunması

hedefleri ile somut ve doğrudan ilişki kurabilen yapısal özelliklere sahip bir kenttir.

Dirençli Toplum

Dirençli toplum, değişimin, belirsizliğin, tahmin edilemeyen ve sürpriz durumların olduğu bir ortamda, toplumun ve toplumun üyelerinin varlığını koruması, gelişmesi ve birlikteliğin sağlanmasıdır (Magis, 2010).

Çok Disiplinli Çalışmalar

Dirençlilik, kentsel alanların tehlikelere rağmen yaşanabilirliğini arttırarak bu alanda yaşayan toplum üzerinde pozitif etkiye sahiptir. Bu etkiyi oluşturabilmek için; 1) planlama, 2) risk azaltma, 3) eğitim, 4) ulaşım, 5) kritik altyapı, 6) sağlık altyapısı, 7) adil gelir dağılımı, 8) yönetişim, gibi değiştirgenlerin iyi uygulama örneklerinin sayılarının artırılması gerekir.

Bu açıdan disiplinler arası çalışmaların önemi giderek artmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında