AÖF Soru Bankası

Temel Afet BilgisiÜnite 2 Özeti

İklim Değişikliği ve Uyum

ADY111U-TEMEL AFET BİLGİSİ

Ünite 2: İklim Değişikliği ve Uyum

Giriş

Nüfusun, yatırımların ve yeniliklerin merkezi olan kentler, aynı zamanda çağımızı tanımlayan önemli bir soruna da kaynaklık etmektedir. İklim değişikliği sorunu ülke ya da bölge sınırlarını tanımayan etkileriyle küresel bir sorundur ve yalnız çevresel değil, ekonomik ve sosyal alanlarda da önemli sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

İklim Değişikliği Kavramı

İklim, dünyanın varoluşundan bu yana önemli değişiklikler göstermiştir. 4,6 milyar yıllık bu süreçte söz konusu değişikliklere, doğal etmenlerin yanı sıra insan kaynaklı etmenler de kaynaklık etmiştir.

İklim, Hava Durumu, İklim Sistemi, Doğal ve İnsan Kaynaklı İklim Değişikliği

İklim sistemi atmosferin, kara yüzeyleri, kar ve buzullar, okyanus ve diğer su kütleleri ve canlılarla ve bütün bu unsurların birbirleriyle karşılıklı etkileşimi sonucunda ortaya çıkan, karmaşık yapıdaki sistemdir. İklim, iklim sistemi içinde yer alan doğal ve insan kaynaklı etmenler dolayısıyla değişmektedir. İklim değişikliğine neden olan doğal etmenler yerkürenin katı kabuğundaki levha hareketleri ve güneş etkinliklerinden kaynaklanmaktadır. Ancak Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli tarafından yayımlanan 5. Değerlendirme Raporu’na göre çağımızda yaşanan iklim değişikliğinin nedeni (%95 kesinlik oranı ile) insan faaliyetleridir. Bu nedenle günümüzde iklim değişikliği antropojenik (insan kaynaklı) iklim değişikliği olarak da ifade edilmektedir.

Atmosfer, Sera Gazları ve Sera Etkisi

Atmosfer, eski Yunanca ‘atmos’ yani hava ve ‘sphere’ yani küre kelimelerinden oluşmakta ve ‘hava küre’ olarak ifade edilmektedir. Atmosfer, yerküreyi saran yaklaşık 1000 km’lik bir gaz karışımıdır. Atmosferin yapısının yaklaşık %99’u azot ve oksijen gazlarından oluşmaktadır. Atmosferin %1’lik kısmını ise sera gazları oluşturur. Sera gazları atmosferde ısı tutan gazlardır. Dünyaya güneşten gelen enerjinin (radyasyon) yaklaşık %50’si dünyanın yüzeyi tarafından emilirken, %23’ü atmosferde emilmekte ve geri kalan kısmı ise uzaya geri yansımaktadır. Bu süreç aynı bir seraya giren güneş enerjisinin serayı belirli bir sıcaklıkta ısıtmasına benzetilebilir. Ancak burada seranın camı yerine atmosferdeki sera gazları rol oynamaktadır. Bu süreçler doğal bir biçimde işlediğinde, dünyanın canlıların varlığını sürdürmesini mümkün kılan belirli bir sıcaklıkta kalmasını sağlamaktadır ve doğal sera etkisi oluşmaktadır. Doğal sera etkisi sayesinde dünya, bu sürecin bulunmadığı ortam koşullarına göre yaklaşık 33 °C daha sıcaktır. Doğal sera etkisi olmasaydı yeryüzünün sıcaklığı -18 °C olurdu.

İklim Değişikliğinin Nedenleri ve Sonuçları

İklim değişikliğinin olumsuz etkileri iklim değişikliği ile ilişkili aşırı hava olayları ve afetler şeklinde tüm insanların günlük yaşantısında karşılaştığı sonuçlarla karşımıza çıkmaktadır. Çağımızda yaşanan iklim değişikliği sorununa insan faaliyetleri neden olmaktadır.

İklim Değişikliğinin Nedenleri

Sera gazları ve bunlara kaynaklık eden başlıca insan faaliyetleri şunlardır:

• Fosil yakıtlara (kömür, petrol ve gaz gibi yakıtlar) dayalı enerji üretimi (CO2, SF6) • Fosil yakıtların ulaşım, sanayi ve binalarda kullanılması (CO2, HFC, PFC, SF6) • Tarım ve hayvancılık faaliyetleri (CH4) ve ormansızlaşma (CO2) gibi arazi kullanım değişikliklerine neden olan faaliyetler (N2O) • Çöp sahaları gibi alanlarda atıkların vahşi depolama suretiyle araziye doldurulması (CH4) • Sanayide florlu gazların (HFC) (ozon tabakasını incelten maddeler) kullanılması.

İklim Değişikliğinin Sonuçları

Günümüzde insan faaliyetleri sonucu atmosferde artan sera gazı emisyonları nedeniyle küresel ortalama sıcaklıklar hâlihazırda 1,2 °C artmış durumdadır. Sadece 1,2 °C’lik artışın önemsiz olduğu düşünülebilir oysa gerçekte durum böyle değildir. Bu artış, iklim sistemi içinde düşünüldüğünde esasen önemli sonuçların önünü açmaktadır. 1,5 °C küresel ısınma ile 2 °C’lik küresel ısınmanın etki bakımından ne gibi sonuçlar meydana getireceğinin karşılaştırıldığı rapor, IPCC tarafından 2018 yılında 1,5 °C’lik Küresel Isınma Özel Raporu adıyla yayımlanmış ve raporun mottosu “Yarım derece fark eder!” olmuştur. Küresel ısınma, dünyanın uzun dönemde ısınması anlamına gelmektedir. İklim değişikliği bu etkiyi güçlendirmekte ve beraberinde dünyanın farklı bölgelerinde farklı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Bu sonuçlar arasında sıcaklık dalgaları, kuraklık, sel ve taşkınlar, buzulların erimesi, okyanus ve deniz seviyesinde artışlar, denizlerde asitleşme ve mercan resiflerinin yok olması, hayvanların, bitkilerin ve insanların zarar görmesi gibi sayıları artırılabilecek pek çok olumsuz sonuç yer almaktadır. Bu sonuçlar sadece çevreyi değil, ekonomik ve toplumsal yapıyı da etkilemekte, can ve mal kayıplarına neden olmaktadır. 2021 yılında yayımlanan IPCC raporunda da belirtildiği gibi, iklim değişikliği önümüzdeki süreçte olumsuz etkilerini daha hızlı, daha yaygın ve daha şiddetli biçimde göstermeye devam edecektir.

İklimle İlişkili Afetler

2022 yılı Ocak ayında yayımlanan Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler Raporu’nda IPCC raporlarının bulgularıyla benzer riskler açıklanmıştır. Raporda; iklim eylemleri konusunda başarısızlık, aşırı hava olayları ve biyoçeşitlilik kaybı en önemli üç risk olarak değerlendirilmiştir. İklim değişikliği ile ilişkili afetler konusunda Birleşmiş Milletler Afet Risklerini Azaltma Ofisi ve Afetlerin Epidemiyolojisini Araştırma Merkezi tarafından 2020 yılında hazırlanan raporda, iklim ile ilişkili olan ve yıkıcı etkiye sahip afetler aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır:

• Hidrolojik afetler (sel, toprak kayması, dalga hareketleri),


• Meteorolojik afetler (fırtına, aşırı sıcaklıklar, sis), • Klimatolojik afetler (kuraklık, büyük orman yangınları).

Raporda, özellikle son 20 yılda afetlerin sayısının önemli artış gösterdiğine değinilerek bu artışın iklim ile ilişkili afetlerde gözlemlendiği ve sadece sayısal değil, aynı zamanda da şiddet ve sıklık bakımından da artışın söz konusu olduğu vurgulanmıştır.

İklim Değişikliğiyle Mücadele ve Uyum

Uluslararası ve yerel ölçeklerde ele alınan çözüm stratejileri ve müzakere süreçleriyle küresel iklim değişikliği politikalarının belirlenmesinde bilimsel bilgiye dayalı karar verme süreçleri ön planda tutulmaktadır.

Uluslararası Müzakere Süreçleri ve Bilimsel Süreçler

İklim değişikliği politikalarının belirlenmesi ve uluslararası iklim değişikliği müzakereleri doğrultusundaki dönüm noktası, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) 1992 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı sonucunda kabul edilmesidir. Günümüzde 196 ülke ve Avrupa Birliği (AB), BMİDÇS’yi onaylamış durumdadır. Türkiye Sözleşme’ye 2004 yılında taraf olmuştur. Sözleşme’nin amacı, iklim sistemine insan etkisinin önlenmesi olmakla birlikte, bu konuda sadece genel prensiplerin belirtildiği, bu prensiplerin uygulanmasına ilişkin detayların söz konusu olmadığı ve ülkelerin sera gazı azaltımı taahhütlerinin Sözleşme kapsamında yer almadığı görülmektedir. BMİDÇS’de yer alan söz konusu ilkeler:

• Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kapasiteler prensibi, • İklim değişikliğiyle mücadele önlemlerinin uluslararası ticareti sınırlandırmaması, • İklim değişikliğine ilişkin önlemlerin ekonomik ve sosyal kalkınma ile bütünleştirilmesi ve gelişmekte olan ülkelerin özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması, • Gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinde tarihsel sorumluluklarının olması bakımından gelişmekte olan ülkelere finans desteği sağlamaları, • İklim değişikliğinden kaynaklanan tehditlere karşı ihtiyati tedbirlerin alınmasıdır.

BMİDÇS’de Ekler sistemi mevcuttur ve bu sisteme göre Ek-1 ülkeleri yani gelişmiş ülkeler grubu, OECD ülkeleri ve geçiş ekonomisi ülkelerini kapsar. Bu ülkeler, sera gazı azaltımı yapmakla yükümlüdürler. Türkiye bu grupta yer almaktadır.

BMİDÇS kapsamında sera gazı azaltımlarına ilişkin taahhütler yer almadığından, 1997 yılında söz konusu taahhütleri içeren Kyoto Protokolü, BMİDÇS COP3 sonucunda kabul edilmiştir. Protokolde gelişmiş ülkelerin taahhütleri yer almakla birlikte, ilerleyen süreçte başta ABD ve Avustralya gibi ülkelerin Protokolü kabul etmemesi veya taahhütlerin yerine getirilmemesi sonucunda 2015 yılında Paris İklim Anlaşması kabul

edilmiştir. Türkiye, Paris Anlaşması’na 10 Kasım 2021 tarihi itibariyle taraftır.

Paris Anlaşması’nın amacı “küresel sıcaklık artışını 2 °C’nin altında tutmak ve sanayi öncesi seviyenin 1,5 °C’nin üstünde bir artışla sınırlandırabilmek için çaba sarf etmek” olarak belirlenmiştir. Anlaşma, iklim değişikliği bağlamında insan haklarına işaret eden ilk iklim anlaşması olması bakımından oldukça önemlidir.

Sera Gazı Azaltımı, İklim Değişikliğine Uyum ve Bütünleşik Afet Risk Yönetimi ve Uyum Kavramları

Sera gazı emisyonlarının azaltılması, hem fosil yakıt kullanımının düşürülmesini içermekte hem de ormanlar gibi sera gazı emisyonlarının belli bir miktarını bünyelerine alarak tutan ve bu nedenle ‘yutak’ olarak nitelendirilen alanların artırılmasına dönük eylemleri kapsamaktadır. Bu doğrultuda oldukça önemli strateji ve eylemler olarak ele alınan unsurlar şu şekildedir:

• Enerji ihtiyacının karşılanmasında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması, • Düşük ve/veya sıfır karbonlu yeşil ulaşım sistemlerine geçilmesi (elektrikli ve alternatif yakıtlı araçlar, yaya olma ve bisiklet kullanımı, e-Skuterlar gibi mikromobilite araçları ve toplu taşıma sistemleri), • Kent ve bina ölçeğinde karbon nötr, su pozitif yaklaşımların geliştirilmesi, • Döngüsel ekonomiye geçiş yapılması yani sıfır atık doğrultusunda “azalt, yeniden kullan ve geri dönüştür” prensiplerinin uygulanması, • Tarım sektöründen kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azaltılması doğrultusunda sürdürülebilir arazi kullanımının sağlanması ve ormansızlaşmanın önlenmesi.

İklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir diğer strateji ise iklim değişikliğine uyum eylemleridir. İklim değişikliğine uyum eylemleri iklim değişikliğinin hâlihazırda ortaya çıkan etkilerine karşı direnç sağlanması, kırılganlığın azaltılması ve uzun vadede olabilecek alanlarda bu etkilerden yararlanmayı sağlayacak koşulların oluşturulmasını içermektedir.

İklim değişikliğinin ekosistemlerde ortaya çıkardığı önemli değişimler ve aşırı hava olaylarında meydana getirdiği afetler, tehdit çarpanı olarak nitelendirilmesine neden olmaktadır. Bu durum, iklim değişikliğine uyum eylemlerinin afet riski azaltımı eylemleri ile bir arada ve bütünleşik olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Afet riski belirli bir süre boyunca bir topluluğun veya toplumun normal işleyişinde kırılgan sosyal koşullar ile etkileşimde bulunan tehlikeli fiziksel olaylar nedeniyle yaygın insani, ekonomik veya çevresel etkiler ve kritik insan ihtiyaçlarını karşılamak için acil durum müdahalesi ve kurtarma için harici destek gerektirebilen ciddi değişiklikler ortaya çıkma olasılığıdır.


Kent Ölçeğinde İklim Değişikliğiyle Mücadele Yaklaşımları ve Bireysel Önlemler

Kentler, birincil enerji tüketiminin ve sera gazı emisyonlarının yaklaşık %70-80’inden sorumludur. Dolayısıyla iklim değişikliğiyle mücadelede kentler üzerine yoğunlaşmak oldukça önemlidir. Kentler aynı zamanda nüfusun, yeniliklerin ve ekonomik faaliyetlerin kaynağıdırlar. Bu durum kentleri iklim değişikliğiyle mücadelede ve dirençliliğin sağlanmasında en iyi idari ölçek hâline getirmektedir. Dirençli kent iklim değişikliğiyle ilişkili afetler karşısında işlevlerini devam ettirebilen ve ileriye dönük riskler için hazırlıklı, bunlar karşısında uyum ve dönüşüm geliştirebilen kenti ifade etmektedir.

Kentlerde iklim değişikliği nedeniyle kentsel ısı adalarının oluşumu, deniz seviyesindeki yükselmeye bağlı olarak kıyı kentlerinin zarar görmesi, kent sellerinin oluşması, taşkınlar, toprak kaymalarının yaşanması, kentlerde altyapılarının değişen iklime bağlı aşırı hava olayları karşısında yetersiz kalması, susuzluk ve su kıtlığı sorunlarının hava kirliliğinde artış yaşanması gibi etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu etkilerin ise ekonomik faaliyetler, tedarik zincirleri, can ve mal kayıplarının yaşanması, sağlık, eğitim, haberleşme, enerji ve ulaşım gibi temel kentsel servislere erişimde aksaklıklar yaşanması, su ve gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi ve yapılı çevrenin ve ekosistem hizmetlerinin zarar görmesi gibi sonuçlarının olması kaçınılmazdır. Ekosistem hizmetleri ekosistemlerin insanlara doğrudan ya da dolaylı olarak sağladığı mal, ürün, hizmet ve faydalardır. Kapsamına sadece doğal kaynaklar (tedarik) değil, aynı zamanda düzenleyici, kültürel ve destekleyici hizmetler de girmektedir.

Kentlerde iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum kapsamında ve kentsel dirençliliğin sağlanması doğrultusunda yerelde iklim değişikliğinin etkilerinin belirlenmesi için etki, etkilenebilirlik ve risk analizlerinin yapılması, yerel iklim değişikliği eylem planları hazırlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımlarını artırarak karbon ayak izinin azaltılması, bütünleşik su yönetimi uygulamaları geliştirilmesi, sıfır atık yaklaşımının benimsenmesi, sürdürülebilir/yeşil ulaşım modlarının (yaya, bisiklet, toplu taşıma sistemleri gibi) geliştirilmesi, iklim dirençli altyapıların kurgulanması, yeşil tedarik zincirlerinin oluşturulması, iklim değişikliğine uyuma ve afet risklerinin azaltılmasına dönük etkin planlamaların gerçekleştirilmesi, kent tarımı uygulamaları yapılması, doğa temelli çözümlerinin mühendislik çözümleri ile bir arada kullanılması gibi yerel şartlara bağlı olarak tespit edilebilecek çözümleri hayata geçirmek önemli stratejilerdir.

İklim Değişikliği ve Türkiye

Türkiye’ye İklim Değişikliğinin Etkileri

Türkiye, Akdeniz Havzası’nda yer alan bir ülkedir. Akdeniz Havzası ise IPCC raporlarında iklim değişikliğinin

olumsuz etkilerine karşı oldukça açık ve kırılgan bir bölge olarak nitelendirilmektedir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) yapmış olduğu çalışmalar Türkiye’de yaz aylarında yağışlar azalırken sıcaklıkların arttığını, soğuk ve serin günlerde ve serin gecelerde azalmalar gözlendiğini, yani Türkiye’de sıcaklıklarda önemli bir artış olduğunu göstermektedir. MGM’nin çalışmalarında yağışlara ilişkin yapılan değerlendirmelere göre, Türkiye’nin kuzeyinde yıllık toplam yağışlarda artış olduğu, öte yandan Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yağışlarda düşüş eğiliminin söz konusu olduğu tespit edilmiştir.

MGM tarafından ayrıca farklı iklim senaryoları kullanılarak 2016-2099 yılları için yapılan projeksiyon çalışmaları bir arada değerlendirildiğinde genel olarak, sıcaklıkların ortalama 2-3 °C artacağı ve yağışların önemli ölçüde azalacağı öngörülmüş ve etkileri hâlihazırda yaşanmaya başlamıştır. Daha sıcak kış mevsimleri, daha kurak ve sıcak yaz mevsimleri yaşanmakta ve biyolojik çeşitlilikteki değişikliklerin yanı sıra karasal, denizel ve tatlı su ekosistemleri etkilenmekte ve dağ buzulları geri çekilmektedir. İklim değişikliği sadece çevresel baskılar oluşturmamaktadır. Bunun yanı sıra ekonomik ve sosyal sonuçları da beraberinde getirmekte, su ve gıda güvenliğini de etkilemektedir. Kent selleri ve taşkınların sayı, sıklık ve şiddetindeki artışın yanı sıra, daha önce Türkiye’de görmeye alışkın olunmayan hortum gibi afetler görülmeye başlanmıştır.

Türkiye’de İklim Değişikliğiyle Mücadele

Türkiye, küresel iklim değişikliği politikalarının belirlendiği BMİDÇS’nin en üst düzey karar alma mercii olan Taraflar Konferanslarına, yardımcı organlar ve alt çalışma grupları kapsamında gerçekleştirilen uluslararası iklim değişikliği müzakerelerine aktif şekilde katılım sağlamaktadır. Kyoto Protokolü’ne 2009 yılında taraf olmuştur. 2010 yılında Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi ve 2011 yılında da Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı ve Türkiye İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı 2023 yılına dönük olarak hazırlanmıştır.

Türkiye, BMİDÇS Ek-1 ülkeleri kapsamında olup geçiş ekonomisi olmayan ve BMİDÇS’yi daha iyi uygulayabilmesi için finans, teknoloji ve kapasite geliştirme konularıyla ilgili desteklenmesi bağlamlarındaki özel şartları, Taraflar Konferansı kararlarıyla kabul edilmiş olan tek ülkedir. İklim değişikliğiyle mücadeleye uluslararası alanda verilen bu katkıların yanı sıra, Türkiye’de AB’nin iklim değişikliğiyle ilgili olarak geliştirdiği politikalar kapsamında AB’nin 2050 yılında sera gazı emisyonlarını net olarak sıfırlayarak, karbon-nötr ilk kıta olmayı hedeflediği ve 2019 yılında yayımlanan Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında çalışmalar yapılmaktadır. Avrupa Yeşil Mutabakatı aracılığıyla AB, enerji ve karbon yoğun ürünlere sınırda karbon vergisi uygulanacağını açıklamıştır. Bu kapsamda 16 Temmuz 2021 tarihinde Türkiye dokuz ana başlıkta 32 Hedef ve 81 Eylemden oluşan Avrupa Yeşil Mutabakat Eylem Planı


yayımlanmıştır. Türkiye’de iklim değişikliği çalışmalarının genel koordinasyonu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.

Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Karbon Hedefinin ve Paris İklim Anlaşması’na Taraf Olmasının Sonuçları

2021 yılı itibariyle küresel sera gazı emisyonlarının %65’inden fazlasını ve dünya ekonomisinin %70’inden fazlasını temsil eden ülkeler, net sıfır emisyon hedefi taahhütlerinde bulunmuşlardır. AB, İngiltere, ABD, Almanya, Fransa 2050 yılında net sıfır emisyon taahhüdü veren ülkelerden birkaçıdır. Net sıfır emisyon, atmosfere salınan emisyonların yutak alanlar vasıtası ile dengelenmesi neticesinde atmosfere ilave sera gazlarının eklenmemesidir.

Paris Anlaşması’na taraf olunması ve 2053 net sıfır hedefinin belirlenmiş olması, başta AB olmak üzere uluslararası iklim fonlarına erişimin sağlanması ve AB, ABD ve Körfez ülkeleri ile ticari ilişkilerin gelişmesi ve karbon yoğun ürünlere yönelik getirilecek sınır vergileri gibi çeşitli düzenlemeler kapsamında karşılaşılabilecek sorunların önlenmesini konusunda avantajlar sağlamaktadır. Yeşil kalkınma politikası ile Türkiye’de farklı sektörlerde düşük karbon teknolojilerine ve iş modellerine yatırım ve finansman imkânları da güçlenecektir. Bu sayede yeni iş ve istihdam olanakları oluşturulması ve iklim değişikliğine ilişkin yatırımların Türkiye’ye çekilmesi sağlanabilecektir. Türkiye’de söz konusu süreçler kapsamında yenilenebilir enerji potansiyelini değerlendirmeye yatırım yapılması, enerji kaynaklarında dışa bağımlılığın ve fosil yakıt kullanımının azaltılması bakımından önemlidir. Yeşil kalkınma politikası ile çevreyi korumak ve bozulan alanların rehabilitasyonunu sağlamak doğrultusunda geliştirilen pek çok yeşil teknolojiyi ve doğa temelli çözümü Türkiye’ye kazandırmak kilit önemdedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında
ADY111U Ünite 2 Özeti — Temel Afet Bilgisi | AÖF Soru Bankası